29 Aralık 2010 Çarşamba

yeni yıl ıbırgıbırları


geçen sene iğrenç bir yılbaşı geçirmiş olmamı düşününce bu yılbaşından çok umutluyum.yeni yılı nasıl karşılarsanız öyle geçiyor.ben geçen sene asık suratlı,mutsuz ve çok rahatsız geçirdim ve 2010'um berbat geçti.bu sene akıllandım mutlu ve gülümseyerek sevdiğim insanlarla yeni yılı karşılayacağım.eğlenceli bir yerde 10-12 kişilik bir grup olarak yeni yılı karşılamayı planlıyoruz.
n giycem stresinden kurtuldum çünkü her şeyim hazır.yarın kıyafetler ütülenecek ve saçıma maşa yapmayı deneyeceğim :) umarım güzel olur da tekrar banyo yapıp yeni saç modeli denemek zorunda kalmam.kıyafetlerimi son dakikaya bıraksaydım kesin sinirden ağlardım.artık kendi huyumu öğrendim :) temkinli davranıyorum.

yarın da mikrobu sevmeye gidicez.giderken kek yapıp götürücem.tanışma hediyesi misali.
kıyafetimin hazır olması hoş bir rahatlıkla dolduruyor içimi.
umarım hayal ettiğim gibi bir yeni yılkutlaması yaşarım.

herkese mutlu,sağlıklı,paralı,aşklı yıllar dilerim :)

öpücüklerr

27 Aralık 2010 Pazartesi

tekrar tekrar Black Swan


bu yazımda anlatmıştım aslında bu filmi.
bu akşam ise izledimve bu film hayatımda izlediğim en güzel film bu asla değişmeyecek diye umuyorum.içinde bale olan hiçbir şeyin kötü olamayacağına karar verdim.
siyah kuğu olmak istiyorum çok fazla.
hatta vaktimiz olduğunda ilk yapacağımız çekim black swan olacak diye hayal ediyorum.

kesinlikle izlemeniz gereken bir film olduğunu ısrarla yazıyorum.
Natalie Portman müthişti.
25 şubat'ta vizyona giriyor.o zamanda sinemada tekrar izleyeceğim.


25 Aralık 2010 Cumartesi

Hareket alanı Ne alanı


aslında bu yazıyı The New Adventures of Old Christine izlerken konudan etkilenip yazmaya karar verdim.

izlediğim bölümde Christine'in sevgilisi onu sıkmamak hatta hareket alanı bırakmak adına mesaj atan eski erkek arkadaşı ile buluşmasına zorluyor.aslında sevgilisi ona aşık ama o zaman neden böyle yapıyor diye merak ediyor insan.nedeni şu saçma söz "bırak geri gelirse senindir gelmezse hiç senin olmamamıştır" bıdıbıdısı.
içi içini yiyen sevgili Christine'in evine gidiyor ve kardeşinden çıktığını ve eski sevgili hakkında birkaç can alıcı gerçeği öğrenince gittikleri partiye gidiyorlar.
Christine ve Mr Harris aralarında birşeyolamayacağına karar verdikleri sırada sevgilisi geliyor ona aşık olduğunu falan söylüyor.

asıl soru sevgiliye hareket alanı bırakmalı evet ama bu durumdaki gibi fazlasına bu kadar gerek var mı? ya da hareket alanını ne kadar genişletip özgürleştirmeli?

açıkçası bende pek emin değilim amaemin olduğum bir şey ben asla hareket alanı olsun diye sevgilimin eski sevgilisiyle bir buluşma gerçekleştirmesine izin vermezdim aslında veremezdim.gerek duygularım gerek beynimin buna katlanamayacağı apaçık ortada.
aslında her sevgili için durum böyle olmalı kadın ya da erkek asla farketmez. karşınızdaki kişiye hareket alanı bırakmalı ama böyle birşeyiasla yapmamalısınız.

yukarıdaki söze ise inanmıyorum çünkü saçmageliyor.eğer ortada dönerse benimdir ihtimali varsa bir de ya dönmezse ihtimali var.o yüzden bu söz ve test gereksiz,tehlikeli ve saçma.bir anda beklenmedik bir şeyle boşuna birilişki yıkılabilir hale gelecektir diye düşünüyorum.

her 2 taraf içinde hareket alanı,nefes almak elbette önemlidir ama bu alanları genişletip uzun süre kendi hareket alanınızda yaşadığınızda bazı zamanlar bir araya gelindiğinde sıkılma,hissizleşme ya dakendi alanınızı tercih etme gibi durumlar ortaya çıkabilir.sanırım bu alanı ve dengeyi ayarlamak kişinin ve ilişkinin elinde.

siz siz olun bu gibi ya da buna benzer testler yapmadan önce birkez daha düşünün derim.

24 Aralık 2010 Cuma

Perşembe Tarifleri 7

Browni



Malzemeler


4 yumurta
2 su bardağı şeker
1 paket eritilmiş margarin
1su bardağı süt
1 paket kakao
1 vanilin
1 kabartmatozu
2.5 su bardağı un


Hazırlanışı

un hariç tüm malzemeleri iyice karıştırın. unu eklemeden önce karışımdan bir bardak ayırın.kalan karışıma unu ekleyip iyicekarıştırın.
180 derecedeısıtılmış fırında 25 dakika pişirmek yeterli olacaktır.
fırından çıkar çıkmaz ayırdığınız karışımı bir kaşıkla karıştırın (karışımın bir kısmı dibe çökebilir bu yüzden karıştırmak iyi olacaktır.) ve keke dökün.


Afiyet Olsun :)

bilgisayarsız haftanın özeti


bilgisayarımı öyle özledim ki! daha tamirden gelmedi ve n zaman geleceği de belli değil.mutsuzum kendimi tv izlemeye verdim. ulusal kanallarımzıda izlenecek bir şey bulamadığımdan tüm gün cnbce,e2,nat. geo, net.geo. wild izliyorum. her an bir belgesel çekebilecek durumdayım o derece.
salı günleri köpeklere fısıldayan adam'ı izliyorum.sanırım tüm hafta en çok severek izlediğim program oydu.

İzmir'de marka dünyasının olması bir kez daha yüzümü güldürdü.sanırım yılbaşında giyeceğim elbiseyi aldım.zara'nın elbisesi amaben 13 tl ye aldım. 3 adet bluzu de 5 tl ye. seni seviyorum marka dünyası.

kıyafet seçme gibi bir problemim olduğundan genelde kıyafetlerimi 1 gün önceden hazırlarım.
yılbaşı için kaygılanmaya başlamıştım bile.aslında aldığım elbiseyi giysem mi bilemiyorum ama sanırım en azından bir b planım olduğu için içim rahat. :)

yolda geçerken siyah beyaz bir panço gördüm birde leopar desenli tayt sanırım onları gidip alıcam.

2011 için ilk planlarım arasında bir müzekartçıakrtıp müze müze gezmek,siyah ceket almak,belki ayakkabı ve artık spora gitmek.

yeni yılda sevdiğim 10 insanla dışarda olucam.sanırım bu sefer yılbaşım güzel geçicek.geçen yılbaşım berbat ötesiydi ve 2010 da öyleydi. yeni yılımın güzel geçmesi için her türlüönlemi alıcam.ne olursa olsun güzel ve eğlenceli bir yılbaşı geçirmeye özen göstericem.hatta gerekirse kırmızı iç çamaşırı bile giyerim içime :p

22 Aralık 2010 Çarşamba

Karla Spetic



Dusler'in blogunda gördüğüm bu tasarımcının tasarımları benimde çok hoşuma gitti. birazdan daha fazla pahalılar :) ama bakması çok güzel.belki bir yerlerde uygun fiyatlara bu tarz şeyler bulabilmek mümkün olabilir kimbilir :)
şimdi beğendiklerimden birkaçını paylaşıcam sizinle.
yukarıdaki fotoğraftaki her şey ilk favorim. :)



elbiselerin yuvarlak detayları çok hoşuma gitti ama özellikle kollarını sevdim.bu tarz kolları hep sevmişimdir.



aslında bu takımın daha çok ceketi hoşuma gitti. bu ara ceketlere pek bir merak sardım.önden bağlı olması çok hoşuma gitti hem içinize giydiğinizi tamamen kaybetmemesi hoşuma gitti.



bu elbise sanırım favorilerimin favorilerinden biri :) göğüsten sonra bollaşan etekleri seviyorum.özellikle de onları giyip kendi etrafımda dönmeyi.sanki lunaparklardaki balerinmişim gibi özgür bir his veriyor bana.




bu iki tasarımında fotoğraf gibi olması çok hoşuma gitti.etek aslında kadınlığa yüzlerce anlam yükler gibi sonsuz yolculukları hatırlatıyor.bu son 2 tasarıma sahip olmayı isterdim normalden çok çok farklılar. ilginç olabilirdi.
eğer merak ediyorsanız dahası burada.

buz pateni maceraları vol1


Dün baya eğlenceli birbuz pateni macerasına çıktık. 3 çift olarak İzmir'de yeni açılan gerçekbuz pistine kaymaya gittik.ben en son 5. sınıfta buz pateni yapmış biri olarak 1 kez düşmüş olmama baya seviniyorum. tabi baya düştük kalktık ama müthiş eğlendik.
saha gerçek buz olduğu için içerisi baya soğuktu.hem donduk hemde kaymaya çalıştık.
ders alanlar hatta baya profesyoneller vardı.onların dönüşlerini denedik düştük :)

çocukken hep olimpiyatlardaki gibi dans ederek kaymayı hayal ederdim.
buzun üstünde o kadar müthiş hareketler yapabilmek süper olmalı. umarım bir gün başarabilirim. bu da hayallerime bir +1 daha eklemiş oldu :)

bir de çift vardı tahminen 30-40 lı yaşlardalardı.el ele kayıyorlardı. daha doğrusu kadın adama öğretiyordu snaırım ama yinede çok sevimli gözüküyorlardı özendik :)

bu da kaydığımız saha.İzmir'de yeni yapıldı.üstelik çok ucuz öğrenciler için 1 seansı 5tl.
bir seans tahminen 45-50 dk kadar sürüyor :)

nerede olursanız olun kesin buz patenini deneyin derim :)


20 Aralık 2010 Pazartesi

Tim Burton sunumum



dım dım dım dım.yarın Tim Burton sunumu yapıcam okulda.ayıptır söylemesi slaytım öyle içime sindi ki utanmasam bloga koyucam o derece. bu sunumumun kapanış fotoğrafı. Tim Burton'ı garip kişiliğini ve özellikle deyazılarını çok severim. sözleriyle ayrı bir konu.
Tim Burton bu dünya için fazla gelen bir yaratıcılığa sahipya da şöyle bir olasılık var o normal bizde sorun var.bilemiyorum çözmüş değilim ama seviyorum seveceğim.
Tabiki Tim Burton demişken Helena'yı unutmak olmaz.senide pek seviyorum Helenacım.ve tabiki sizin evin 3. çocuğu olan Johnny Depp'i de :)
zaten Burton ailesi de bizim yan komşumuz benim yazıma bakarsanız. sanırım bu samimiyet günlerdir Tim Burton bilgileri ve özellikleriyle beynimi doldurmamdan kaynaklanıyor.onun kendi hakkında bilmediklerini bile biliyorum artık. yazıyı bir şiiriyle kapıycam. bana başarılar size de başarılar mutlu haftalar.
Bitirme jürisi için Eylülüme en çok başarılarve iyi dilekler yolluyorum





Çok Gözlü Kız


birgün parkta gezerken
hayretten dona kaldım
bir sürü gözü olan
tuhaf bir kıza rastladım

epey hoş bir kızdı
hemde sarsıcı baya!
baktım ağzı var
başladık laflamaya

çiçeklerden bahsettik
onun şiir kursundan
ve gözlük takarsa birgün
yaşıyacağı onca sorundan

öyle bir kız tanımak hoş
bir sürü gözü olan
ama ağlamaya başladı mı
baya ıslanıyor insan

17 Aralık 2010 Cuma

Portakal kabuğundan kolye uçları


bir süre önce bahsetmiştimbu yeni hobimden yazılarımda.aslında tesadüfen bulduğum bir hobi bu hemde bahaneyle portakal yiyorum yani anlayacağınız kış günleri için ideal bir hobioldu benim adıma :) stres atmamda birebir yardımcı oluyor.sıkıldığımzamanlarda kendimi portakal kabuklarını boyarken buluyorum. bu herkesin kolaylıkla yapabileceği bir şey hemde farklı farklı bir sürü ve ilginç kolye sahibi olabilirsiniz tek yapmanız gereken portakal yemek :) ben boyama işleminde ojelerimi kullanıyorum genellikle.şekilli kestiğim portakal kabuklarını kalorifer üstünde ya da herhangibir yerde kurutup boyama işlemine geçiyorum. ayrıca bu yaptığınız kabukları toka ya da broş da yapabilirsiniz.

bunlar benim yaptıklarım :)





bunlarda ilk çalışmalarım.ben onalra çirkin ördek yavrularım diyorum.onlar biraz komikler çünük ben bu kolye ucu işini onları yaptıktan sonra buldum.bu yüzden onlar daha çok anahtarlık gibi oldular.ama yinede onlar benim ilk göz ağrım :)



16 Aralık 2010 Perşembe

Perşembe Tarifleri 6

Mozaik pasta demiştim ama tiramisuyla kararımı değiştirdim. hem daha pratik hemde daha az beklemeli bir tarif olsun hemen yiyin istedim.

Kolay Tiramisu


Malzemeler

pastaban (kakaolu ya da sade)
nescafe

Muhallebisi için ;

3 fincan un
3 fincan şeker
1 yumurta sarısı
1 paket labne peynir
1 vanilya
1 litre süt


kakao


Hazırlanışı


1 bardak ılık su ve 1 tatlı kaşığı nescafe'yi karıştırıp kekin tamamını bu karışımla ıslatacaksınız.eğer ilk kekte bitirdiyseniz üst kek içinde 1 bardak nescafe karışımını tekrar hazırlayıp keki ıslatmaya devam edebilirsiniz.

kekleri ısalttıjtan sonra ikisinide ayrı sığacak tabaklara koyun.

muhallebiyi hazırladıktan sonra biraz ılınınca labneyide içine koyup iyice karıştırın.topaklar gidene kadar karıştırmak önemli. taban olarak ıslattığınız kekin üstüne muhallebinin bir kısmını dökün.üstünü düzelttikten sonra diğer keki de parçalamadan üstüne kapatın.muhallebinin kalanını dökün ve kenarlarına da yayarak düzelttikten sonra üstüne çay süzgeci yardımıyla kakao eleyin.

biraz ılındıktan sonra birkaç saat dolapta kaldıktan sonra afiyetle yiyebilirsiniz.

papatya çayıyla huzurluyum


portakal kabuğundan kolye postumu görememenizin neden bilgisayarcının çarşamba gelir dediği bilgisayarımın daha tamirden gelmemiş olması. ama şuan sinirli deiğilim.dünkü sancılarıma rağmen bugün iyiyim,mutluyum.nasıl mı?
2 papatya çayı + bir ağrı kesici = 12 saat ağrısız rahat uyku.
bundan sonra papatya çayından vazgeçmem.
dün fotoğraf çekecektik evdeama sancılarım el vermedi.bu yüzden bugün çekicez.film karelerini evde tekrar yorumlayıp çekmeyi planlıyoruz.
izmir yağmurlu ve gri ama huzurluyum.evden çıkmak istemiyorum hiç.özellikle de salı olan sunumumu ve bilgisayarımın tamir olmaması gerçeğini düşünmemeliyim. bugün mozaik pasta tarifi yazıcam sanırım.tarif defterime göz atmam gerek.
portakal kolyelerimi de akşam yayınların diye planlıyorum bir terslik olmazsa.

bir şarkıyla veda ediyorum.
dinlyelim huzurlu kalalım...

http://fizy.com/s/1nsit4

14 Aralık 2010 Salı

şu sıralar

yarın bilgisayarımın tamirden geleceğini umuyorum.eğer bilgisayarıma ulaşırsam yarın portakal kabuklarından yaptığım kolyelerle ilgili bol fotoğraflı biryazı yayınlamayı düşünüyorum.
bu aralar sanırım rahatlama uğraşım oldu hemde çok eğlenceli. bahaneyle her gün portakal yiyorum kış için c vitamini takviyesi oldu bana :)
yine oburluk dönemim başladı.sürekli yemek yemek istiyorum. kekler,börekler,pastalar,burger king...
bir dizi ya da film izlerken o sahnede birşeyler yiyorlarsa hemen bende abur cubur buluk yemeye yöneliyorum.yarın abur cubur stoklaması yapıcam ev için.
bu arada bu hafta ilk kez pırasa yemeği ve mercimek yemeği yaptım.müthiş olmasada yenebilecek kıvamdalardı :) bundan sonraki hedeflerim ise bezelye yemeği ve barbunya :)
sanırım şimdide gidip evde yiyebileceğim bir şeyler arayacağım.

13 Aralık 2010 Pazartesi

Dikkat !

bir insan bozmasının tekmesiyle bir kedini belki de köpeğin bile akciğerlerinin su toplama olasılığı öyle çokmuş ki.üstelik bu su toplama yüzünden suçsuz yere tekmelenen hayvanlar nefes alamaz duruma gelip malesef ki ölüyorlar. ben bu olasılığı bugün öğrendim. bu yüzden rica ediyorum eğer çevrenizde biri durduk yere bir hayvana tekme atıyorsa sessizkalmayın.bağırın,çağırın engelleyin.
diyosunda sen yapıyor musun diyebilirsiniz elbette.şu ana kadar hiç denk gelmedim başka türlü denk geldim onlarda da avazım çıktığı kadar bağırıp kıyametler kopardım.

bir insanı bu kadar önemsemezsin hayvanda panter leyla kesildin diyenler için birkaç diyeceğim var. insanlar en azından kendini koruyabilirya da bir şekilde etraftaki insanlar tarafından kurtarılabilir ama savunmasız bir hayvanona yapılan şiddetten çoğu zaman kendini koruyamaz.bunu aklınızın bir köşesinde hep tutun.

son olarak insan ya da hayvan farketmiyor.ikiside yaşayan canlılar ikisinin de yaşama hakkı var.bir insana verilen önemin en azından yarısı hayvanlarada verilmeli.

11 Aralık 2010 Cumartesi

Perşembe Tarifleri 6

biliyorum çok gecikti ama gerek hastalığım gerekse cuma olan sınavım yüzünden dün baya uyudum.aldığım ilaçlardan kaynaklansa gerek malak gibi uyuyorum her an.
bu gecikme için kendimi affettirebileceğimi düşündüğüm popüler bir tarif vericem size.
merak ettiniz hissediyorum. vee Issız Adam'ın havuçlu tarçınlı keki.
peeh diyenleriniz olabilir ama bu adam boş değilmiş.bende niye bi kekle tav oluyor bu kadınlar diyordum ki tarife ulaştım,yaptım yedim ve taataam. bunu bloga yazmam gerek dedim.
bu arada blogu yeniledim.sanırım diğeri içimi bunaltmıştı.bu hem rengarenk hem de kışın sizin okumaktan benimde yazmaktan sıkılmayacağım bir tarzda oldu :)

işte tarif

Issız Adam'ın Havuçlu Tarçınlı Keki

Malzemeler

  • 3 yumurta
  • 1 orta boy havuç
  • 1 su bardağı şeker
  • 1su bardağı yoğurt
  • 1 çay bardağı sıvı yağ
  • 1 yemek kaşığı tarçın
  • 1 kabartma tozu
  • 1 şeker vanilin
  • 2.5- 3 su bardağı un


Hazırlanışı

önce yumurtaları ve şekeri çırpın.ardından yoğurt,rendelediğiniz havuç ve yağı ekleyip pütürler gidene kadar çırpın.çırpma işleminden sonra kabartma tozu,vanilin ve tarçını ekleyin.yine çırpın.
şimdi sıra una geldi. ben 2.5 bardak un koydum yeterli oldu ama eğer sizinki 2.5 bardak unla hala daha çok sıvımsı haldeyse 3 bardak iyi gelecektir.

keki 180 derecede 30 dakika pişirin.eğer 30 dakika sonunda içine batırdığınız bıçağa hamur gelmediği halde içiniz rahat değilse (benim gibi) dereceyi 100 ya da 80'e düşürüp 20 dakika kadar daha fırında bırakabilirsiniz.


Afiyet olsunn :)

Lhasa de Sela


Çocukluğunu, eve dönüştürülmüş bir okul otobüsünde ailesiyle birlikte ABD'yi gezerek geçirdi. Eğitimini, kardeşleriyle birlikte annesinden aldı.
On üç yaşında, San Francisco 'da bir kafede şarkı söylemeye başladı. On dokuz yaşında Montreal'e taşındı ve buradaki barlarda beş yıl boyunca şarkı söyledi. İlk albümü La Llorona 1997'de Montreal'de, Kanadalı bağımsız plak şirketi Audiogram tarafından yayımlandı. Lhasa bu albümle 1997'de Quebec Félix Award'u, 1998'de ise Canadian Juno Award'u kazandı.
Avrupa ve Kuzey Amerika'da birkaç yıl süren turne sonrasında Lhasa 1999'da şarkı söylemeyi bıraktı. Fransa'ya yerleşti ve Pocheros adındaki sirk tiyatrosunda çalışan kız kardeşlerine katıldı. Daha sonra Marsilya'ya taşındı ve burada yeniden şarkı yazmaya başladı. İkinci albümü The Living Road'un yapımı için Montreal'e döndü ve albüm 2003'te yayımlandı. Tamamıyla İspanyolca olan ilk albümünün aksine bu albümde İngilizce, Fransızca ve İspanyolca şarkılar vardı. Albümün çıkışının ardından iki yıllık bir turne yaptı. 2005'te BBC World Music Award'u kazandı.
Tamamıyla İngilizce şarkılardan oluşan ve kendi adını taşıyan üçüncü albümü Nisan 2009'da Kanada ve Avrupa'da yayımlandı. Lhasa, albüm çalışmaları sırasında tedavi gördüğü göğüs kanseri sebebiyle, 21 aylık bir mücadelenin sonunda 1 Ocak 2010'da Montreal'de öldü.


yukarıda Lhasa hakkında kısa bir bilgi alıntısı yaptım.çocukluğunun bir kısmında eve dönüştürülmüş bir okul otobüsünde gezerek yaşamaları çok ilgimi çekti.sesi muhteşem.yani ben çok sevdim.bu sabah uyandığımda friendfeed'de dinledim ilk kez.bu gri günde öyle tatlı geldi ki bana.


bu da en beğendiğim şarkısı love came here.

10 Aralık 2010 Cuma

bir garip rüya


öyle garip bir rüya gördüm ki sabahın 4.30 uğunda uyandım bir saat kadar uyuyamadım. garip olmasının nedeni rüyama dair birkaç cümle hatırlıyor olmam.
hatırladıklarımdan biri ananemin bana sürekli rob memory demesi. sanırım en garibi bu ne alaka rob memory çözebilmiş değilim.

diğeri ise ananemin bana bir şişede su gibi bir sıvıyı uzatması ve bana şöyle demesi : "dudaklarını bunla yıka ki dudaklarındaki hatıralarda silinsin."

çok ilginç geldi bu cümle bana hala aklımdan çıkaramıyorum.uyandığımda beynimde sadece bir cümle yankılanıyordu.o da dudaklarındaki hatıraları silebilir misin?

çok garipsiyorum ama sözün mükemmelliğine kapılıp unutuyorum bir anda hepsini.


bende size soruyorum beyninizden sildiğiniz hatıraları dudaklarınızdan da silebilir misin?

9 Aralık 2010 Perşembe

vs. Lady Gaga ya da Küçük Rihanna?


Swide Magazine, Dolce & Gabbana tarafından çıkarılan online bir dergi. Willow Smith vs. Lady Gaga yazan bir başlık ilgimi çekti.tıkladığımda üstteki video çıktı.
bu bızdırık Will Smith'in kızı.videoyu açarken beklentilerim pek yüksek değildi ama sesi tam bir küçük Rihanna.okuduğuma göre yukarıdaki şarkıda JayZ ile düet yapmış.bu yaşta bu başarı helal olsun diyebiliyorum sadece :)

vs Lady Gaga denmesinin sebebi ise uçuk bir tarzı var.klibini izlediğinizde de farkedeceksiniz.





bu kız ya küçük Rihanna olucak ya da Lady Gaga'ya çikolata bir rakip :)

8 Aralık 2010 Çarşamba

Hastalık kapıyı çalınca


-şu an fotoğraftaki kadına öyle özeniyorum ki.hastayım ve kedimi özledim. genelde böyle zamanlarda yanıma kıvrılırdı.bende onu sevince mırlamaya başlardı.şimdi yine hastayım ama o yok.bir kedi ya da köpeğin benimle uyumasını istiyorum şuan.

-boğaz spreyleri neden bu kadar iğrenç olmak zorunda anlayamıyorum.sıktığım anda hastalığımın varlığını bir kez daha hissettim.şuan yanım 1 sürahi su,adaçaylı bir pastil,ilacım,spreyim ve laptobum var. böyle durumda en iyisi film izlemek sanırım.

-püreye ihtiyacım var.annem her hasta olduğumda bana püre yapardı.şimdi hasta hasta hazır püreyi yapmaya bile üşeniyorum.öğlen geç acıkıyim diye sabah baya yüklü bir kahvaltı yaptım.karnım daha acıkmadı mutluyum.

-üst kattaki çocuk sinirlerimi fena bozuyor.tam bir boş gezenin boş kalfası.bütün gün abuk subuk şarkılar dinleyip bağıra bağıra söylüyor.hastayım,sinirliyimve huysuzum.her an üst kata çıkıp çemkirebilirim.

-ayrıca pastil çok yakıyor ve tadı biraz garip.uyuz eczacı onun yüzünden adaçaylı aldım.beynimi didikledi adaçaylı hemen iyileştirir diye.

-faranjit kötü şeymiş.canım tarçınlı kek,püre,çorba,mercimek köftesi istiyor sırayla.

-hasta olmak kötü şey.

-siz gece 12 de buz gibi havada 1.5 saat yol yürümeyin sakın.yürürseniz sonuç faranjitmiş test ettim onaylıyorum.

-umarım siz hasta olmazsınız.

ps.üst kat komşularımdan nefret ediyorum.umarım ev alıp giderler ya da biz alıp gideriz.

6 Aralık 2010 Pazartesi

Cassette Butik



Cassette butik
birçoğumuzun bildiği ve satılanları ilgiyle takip ettiğimiz bir butik.sanırım her yeni bir post paylaştıklarında eriyip bitiyorum.ayakkabılar,kıyafetler ,takılar çantalar hepsi ayrı bir güzel. yukarıdaki fotoğraftakilerin çoğu benim favorim olan ayakkabılardan.sanırım çok zengin olsam ordaki ayakkabıların %60'ını falan alırdım umarsızca.yaratıcılıklarına hayran kaldığım tasarımcılar var hep.
sizde benim gibi farklı şeylere ilgi duyuyoarsanız bir bakın derim.

bu resmi sitesi bu da facebook grubu

bakmadan geçmeyinn :)

5 Aralık 2010 Pazar

Scott Pilgrim VS the world


Uzun zaman sonra tekrar bir film yazısı yazıyorum.bu seferki film çıkalı baya oldu hatta izlemiş bile olabilirsiniz.2 saat olmasına rağmen sıkılmadan izlediğim hatta içindeki birkaç şarkıya bayıldığım bir film Scott Pilgrim.

Filmin konusu bir yana efektleri de bir harika olmuş hayran olmamak elde değil.bilgisayar ya da atari oyunları sevenler için iyi bir seçim olacaktır.



konuya gelince; kendi çapında bir müzik grubu olan ve onda çalan Scott'ın Ramona adında bir kıza aşık olmasıyla başlıyor.kız her 2 haftada bir saç rengini değiştiren değişik biri.buralar sıradan gelebilir asıl her şey bundan sonra başlıyor.Scott , Ramona'yla beraber olabilmek için Ramona'nın 7 eski kötü sevgilisiyle fantastik bir şekilde savaşmak zorunda.tabiki Scott'ında eski sevgilileri olaya dahil olunca gerçekten eğlenebileceğiniz ve izlemekten sıkılmayacağınız hareketli bir 2 saat ortaya çıkıyor.

ayrıca CHUCK izleyenler hemen farkedecektir.filmdeki kötü sevgililerden biri Chuck'daki Sarah'nın eski ajan sevgilisi Brandon Routh.

filmdeki favori şarkımsa tıktık

açılmıyorsa merak edenler için metric-black sheep

3 Aralık 2010 Cuma

Perşembe Tarifleri 5


Çikolatalı Toplar



Malzemeler


-2 paket petibör bisküvi veya burçak

-2 bardak süt

-2 bardak kakao

-2 bardak şeker

-2 paket bitter çikolata


Yapılışı


Bisküvileri ufak ufak bir kapta kırın. süt,kakao,şekeri ocakta erittikten sonra bisküvilerin üstüne dökün.kulak memesi (hafif yumuşak) kıvama gelince ceviz büyüklüğünde toplar halinde şekillendirin. 1 saat buzdolabında bekletin.
bitter çikolataları kırıp benmari usülü eritip üstüne dökün.
çikolatalı topları buzdolabına koyduğunuzda bitter çikolataları eritme işine başlasanız tam denk gelir diye düşünüyorum.

Benmari usülü
:bir kaba su koyun.içi su dolu olan kabın üstüne suya değmeyecek şekilde bir kap oturtun.üst kaba malzemenizi koyarak eritin.

1 Aralık 2010 Çarşamba

kadın erkek ilişkilerinde futbol




Olan

erkek:yarın akşam futbol oyanamaya gideceğim.iş arkadaşlarım bir takım oluşturuyor.
kadın:neden hiçbir zaman ortak bir şeyler yapmıyoruz?

erkek
:ikimiz her zaman bir şeyler yapabiliriz ama takım sadece yarın kuruluyor.



Hayalimiz

erkek:iş arkadaşlarım bir futbol takımı oluşturuyorlar.ben de bu takımda yer almayı çok istiyorum.yarın akşam düzenlenen ilk toplantıya gitmeme ne dersin ?

kadın:
bu senin için iyi olur.ama ben başka şeyler yaparız diye düşünmüştüm.

erkek
:toplantıdan sonra pizzacıda buluşmaya ne dersin?

kadın:bu harika olur canım.



bu diyalogları iletişim notlarımdan aldım bu yazım için.
bugün 11 adama tercih edildiğimiz anlardan yani erkeklerin futbol zaaflarından yakınan bir yazı yazacağım. öncelikle bir uyarı vereyim.sayın erkek izleyicilerim bu yazımı üstünüze alınmayın sözüm meclisten dışarı diyerek gönlünüzü alayım baştan :)

yukarıdaki 2 diyaloğu her zaman yaşamasak bile çoğu zaman yaşarız. belki birinci diyalogdaki kadar sert olmuyordur ama hep yaşarız.bizim romantik komedi film tadında hayal birikintilerimizde ise tabiki ikinci diyalog hakimdir. fakat genelde nolursa olsun futbol dendiğinde erkeklerin hayatındaki pause tuşu devreye girer kanımca.bir erkeği derbi günleri ya da halı saha maçları olduğu günler planlarınıza dahil ettiğinizde planlarınız suya düşer.kırılıp kızar umarım yenilirler gibi beddualar eder dururuz.

bunu bildiğimiz için çoğu kadının farklı bir taktiği vardır.sevgili ya da kocayla maç izleme eylemine dahil olmak.tabi bunu her zaman zorunda olduğumuzdan yapmayız.çoğu kadın futboldan ya da daha genel olarak spordan hoşlanır aslında.( ben mesela bildiğiniz bir kahvehanede maç izlemiş biriyim.100 küsür erkeğin arasında tek küfür eden biri olarak baya ilgi çekmiştim :) )

tabi aramızda spordan pek hoşlanmayanlarda vardır eminim. bu da zorunda maç izleme hatta o 90 dk'nın işkence olmasına neden olur.
sırf sevgilimize maç esnasında kendimizi göstermek adına hala daha tam olarak anlamını bilemediğim ofsayt gibi kelimeleri defalarca okur anlamaya çalışır ve o anlarda kullanmaya özen gösteririz.bu da bir taktikdir.

düşününce aslında biz kadınlar çok fedakar bir cinsiz hatta fazlasıyla fedakarız.sanırım yaptığımız onca fedakarlıktan sonra tekrar kırılmalarımız bu fazla fedakarlıklarımıza bir dur demenin uyarısı olmalı.

twitter da bir kullanıcının yazdığı bir tweet var aklımda ama kim yazmıştı hatırlayamıyorum.
"bana en çok koyanda 11 adama tercih edileceğim gerçeğini değiştiremeyeceğim " gibi bir şeydi tweet.

maç günleri evde fotoğraftaki cıbıl hatunlar gibi gezmediğimiz sürece hep tercih edilen değil tercih edilmeyen taraf olacağız. :)

sanırım en mantıklısı değiştiremeyeceğimiz bu gerçeği kabullenmemiz olacak. yoksa başka türlü bir ortak nokta bulabilmek ne kadar kolay olacak bilemiyorum. ama şöyle bir şeyde olabilir mesela.bu maç saatlerinizi erkekler maça odaklanmış olarak geçireceğinden dolayı sizde kişisel bakımınızla ilgilenebilirsiniz ya da kız arkadaşlarınızla vakit geçirebilirsiniz.böyle de alternatifler üretmek işe yarayabilir.en azından hem siz üzülüp sıkılmazsınız hemde sevdiceğiniz rahatça maç izler ;)


ps.bu bir sitem yazısı değildir :)

30 Kasım 2010 Salı

ben mi dağınığım dikkatim mi?

şu 2 haftalık vize dönemimde dikkat sorunumu desem,odaklanma sorunu mu desem yoksa tamamen ders çalışma isteksizliğimi desem bilemediğim bir şey farkettim kendimde.bu hafta her gün sınavım var.sınavdan çıkıp eve geliyorum ve malak gibi uyuyorum kendime gelene kadar.ardından da bilgisayar,tv falan derken zaten neredeyse akşam oluyo.sonra notların altını çiziyorum akşama hazırlık hemde ders çalışır görüntüsü.akşam yemeği falan derken ders çalışma vakti gelip çatıyor. ders çalışmadan önce dur bi maillerime,twitter'a,bloga,ff'e falan bakıyorum.bazen blog yazıyorum bikaç tweet atıyorum ardından derse başlama yoluna doğru giriyorum.birkaç sayfa okuduktan sonra çay içiyorum evde dolanıyorum 10 dk mola veriyorum.bugün ders çalışmaktan sıkılıp diş fırçalamaya gittim.bir dee aklıma gelen bir şeyi yapmazsam hayatta odaklanamıyorum.üstelik ufacık bir seste tamamen kopuyyorum.
bu nedir bilemedim.ya odaklanma sorunu var bende ya da ders çalışmama isteği.
üstelik en geç 1 gibi falan uyuyorum.öyle gece ders çalışmıyorumda.ona rağmen tek berbat geçen sınavım işletmeydi sanırım diğerleri kötü değil gibi.bu kadar çalışmama rahatlığıma rağmen sınavlarda pek bir sakinim pek bir garip.
yarından sonra bu haftalık 2 vizem kaldı.

perşembe günü tarifleri aksatmadan yeni bir çok kolay 2 renkli tatlı tarifi paylaşıcam.vize döneminde kolay tariflere kaçtım sanırım.belki haftasonu ekler denerim kimbilir :)

vizesi olanlara başarılar projeleri olanlara kolay gelsin.

öpüldünüz.

29 Kasım 2010 Pazartesi

I love Donuts


Donut yemek benim hayati zevklerimden biridir.İzmir'de donut bulabildiğim ( en azındna benim bildiğim) bir tek ikea var.oranında cidden çok güzel özellikle çikolatalı ve çileklileri.ike çok yakın olmadığı için pek sık yiyemiyorum maalesef. bir de eğer paketletip eve taşımaya kalkınca güzelliği kaçıyor.siz siz olun donutu aldığınız yerde yiyin.
işletme sınavımın hüsranından kendimi biraz kurtarabilmişken bir karar verdim.vizelerim bittiğkten sonra donut tarifi bulursam yapmayı denemeyi planlıyorum.

donut yiyelim mutlu olalım.


yaşasın çikolatalı ve çikolatasız tatlılar :)

28 Kasım 2010 Pazar

vize patlaması

bir öğrenci vize döneminde intihar etmezse başka hiçbir zaman etmez diye ın düşünüyorum.resmen psikoloji bozmak üzerine planlanmış 2 haftadan başka bir şey değil.ne kadar çalışırsanız çalışın asla yetmiyor.özellikle de bayram tatilini size vize çalışma süresi olarak verdilerse olay daha çıldırtıcı boyutlara ulaşabiliyor. işletmedne nefret ediyorum hatta daha da fena duygular besliyorum.diğer sınav vize mi final mi hiç bilemiyorum ama eğer onda da bir şeyler yapamazsam sonum yaz okulu o da olmazsa 1 dönem boşa uzar. düşünmesi bile sinir bozucu.hayatım boyunca asla işime yaramayacak hatta o derste okuduğum kelimeleri hayatım boyunca hiçbir yerde okumama gibi bir olasılığım olacak.sağlam kafayla söyleyemiyorum bile bazı kelimeleri bir de benden bu derste başarılı olamamı bekliyorlar.pardon ama malsınız sevgili hocalarım.
hocam yazdığı güya işletme kitabı olan kitapta her paragraf sonunda alıntı olduğuna dair işaretler görüyorum.sanırım tüm kitap boyunca toplasan 5 sayfa zor yazmıştır.kendisi bile bu konuda bir şeyler yazamazken benden test bile olmayan bir sınavda başarı bekliyor kelimelerle tarif edemediğim sevgili cancağızım hocacım!
eğer olurda yaz okuluna kalırsam bu demektir ki kıyametler kopacak.ne var bu kadar be noluyo diyebilirsiniz elbette.sanırım uzun yıllar sonra ilk kez sevgilimle bir yerlere gidip gezebileceğim hatta yeni yerler keşfedebileceğim bir yaz geçirebilme olasılığımı hatta hayalime çomak sokan ve yarın ki sınav yüzünden sinir sistemimi boza işletme hocam.bu gece kabuslar gör uyuyama.her saat başı uyan tam o havanın aydınlanmasına 10-15 dakika kala o tatlı uykundan uyan e mi ? :)

ps. yarınki vizeden sonra son 4 vizem kaldı bu hafta.yani her an böyle yazılar okuyabileceğiniz 4 gün daha :)

27 Kasım 2010 Cumartesi

Yok Böyle Dans


bilmeyenler için ; her cumartesi gecesi yine acunun yapımcılığını yaptığı bir dans yarışması bu.ayrıca yarışmanın ödülü 500 milyar (eski parayla yeni parayı çözebilmiş değilim) ile duyma engelli çocuklar için anaokulu yapılacak.
içinde dans olduğundan mıdır nedir bilemiyorum resmen seviyorum her hafta kaçırmadan izlemek istiyorum bu programı.ne zaman izlesem bu programı hemen başlıyorum ben dansçı olucam,hadi dans kursuna gidelim,hadi dans edelim gibi cümleler kurmaya başlıyorum.resmen izlerken yerimde kıpır kığır bende dans ediyorum kendimi kaptırıp.tabiki yarışmada 2 favorim var biri Azra Akın ki cidden performansları profesyonel dansçı kadar iyi diğeri ise Pascal Nouma.Nouma o kadar tatlı ki bu yarışmayla onu daha da sevdim.hareketleri ve azmi çok sevimli hale getirdi onu gözümde. diğer yarışmacılarda iyi fakat bu iki kişi cidden baya iyi bu yarışmada.
tabi bu ikisi ayrı bir yere Eda Taşpınar ayrı bir yere.sanırım bu yarışmayla birlikte aslında onun ne kadar sade,sevecen ve burnu havada olmayan biriymiş bunu anladım.bazen medya insanları katı ve olduğundan farklı gösterebiliyor.
neyse bazen giydikleri kıyafetler o kadar müthiş oluyor ki o stüdyoya sızıp kıyafetleri deneyesim geliyor birde ayakkabıları tabiki :)

şimdi söyleyeceğim cümle herkesin ilgisini çekebilecek bir cümle olacak. Bedük bu yarışmaya girdiğinden beri 4. dans performansı ve 8 kilo vermiş.dans vücudu tahmin edemeyeceğiniz şekilde sıkılaştırıyor ve hatta esnetiyor.

eğer bir cumartesi yapacak işiniz ya da programınız yoksa bu programı izlemenizi tavsiye ederim.

maldivlerde hayat başkadır


böyle bir yere tatile gitsem heralde sınır dışı edilene kadar oradan ayrılmazdım.gelgitle yok olacak olsa bile son ana kadar orda kalırdım heralde.bu fotoğrafa bakmak bile bu kadar huzur veriyorken orda olmak huzur patlamaları yaşamama neden olurdu heralde.
bir gün yatak odamın duvarına bu fotoğrafın dev bir posterini yaptırıp asabilirim :)

25 Kasım 2010 Perşembe

rengarenk


renk renk oje sürmeyi çok seviyorum.hem kendimi daha neşeli ve mutlu hissettiriyor hemde kış mevsiminde gri tonlarındaki hayatımı renklendiriyor. o gördüğünüz kuzularsa benim pijamam.bu saatte mi diyebilirsiniz ama ben o altı aslında her yere giyiyorum.aslında tam pijama sayılmıyor bu yüzden.ama çok rahattır sanırım pazardan almıştık.hatta 3 farklı renk 3 farklı arkadaş aynı kuzular :) farmville oynadığım zamanlarda bu pijamam,inekli çoraplar(ki desenli çoraplarım pek meşurdur)tam bir çiftçi ruh haline bürünürdüm.
yine tamamen konudan koptum.işte böyle renk renk oje kombinasyonları yaparım ben hep.maviyle pembede çok güzel oluyor.
karnım aç ama yalnız yemek yemekten nefret ediyorum.çok mutsuzum şuan hemde açım.şimdi ders çalışmak zorundayım malum vize haftası öğk.
benim gibi bayram sonrası vize mağdurları için başarılar. :)

ps: ellerimi hiç beğenmem hep yaşlı eli gibi olduğunu düşünürüm.

Perşembe Tarifleri 4

uzun süredir perşembe tariflerini ihmak ettim ama bugünkü tarif hem hafif hemde tatlı krizlerini bastırabilecek cinste üstelik pratik bir şey :)

Çikolatalı Parfe

Malzemeler

  • 2 paket kakaolu krem şanti

  • yarım paket kakaolu gofret (şu kocaman paketlerde 20li falan satılıyor ince küçük tahtaları andıran gofretlerden)

  • yarım paket cici bebe bebek bisküvisi

  • 2 portakal kabuğu rendesi ve portakalların suyu

  • çikolata sos (paketlerde satılıyor ama hangi markanındı hatırlamıyorum koloay pişiriliyor)

  • fındık ya da ceviz


    Önemli Not: eğer kalabalık değilse eviniz az kişi için yapıyorsanız malzemeleri yarı yarıya indirerek de yapabilirsiniz.

    Hazırlanışı

    2 paket kakaolu krem şantiyi 2.5 bardak sütle (kıvamına göre sütü arttırabilirsiniz.) hazırlayın. gofret ve bisküvileri küçük küçük kırdıktan sonra hazırladığınız krem şantiyi üzerlerine dökün.iyice karıştırdıktan sonra eğer sulu gibi kalırsa üstüne ilaveten biraz daha gofret ya da bisküvi kırabilirsiniz.eğer kremşanti az gelirse biraz süt katıp karışıma iyice karıştırın.isteğe göre fındık ya da cevizleri de içine karıştırın.biraz büyük kalırsa boğazınızda kalabilir dikkat !benim son sefer yaptığımda fındıkları kırmadığım için boğazıma kaçtı hep :)
    neyse bütün malzemeleri karıştırdıktan sonra isteğinize bağlı borcama ya da şekilli bir kaba koyun.eğer çok fazla ilginç kaseleriniz varsa onlara da koyabilirsiniz.kalıba koyduğumuz karışım 1 gün buzdolabında bekleyecek.1 günün ardından hazır çikolata sosunu üzerindeki tarife göre pişiriyoruz.pişirmeye başlamadan önce karışımı dolaptan çıakrın ki hem o oda sıcaklığına döndün hemde çikolata sosu dökmek için ılınmasını bekleyin bir kaza çıkmasın :)
    2side ılındıktan sonra çikolata sosunu üzerine dökün ve tataam.tatlı oldu :) tekrar dolapta biraz bekledikten sonra yenmeye hazır.

    ben üstüne hiçbir şey koymuyorum ama isterseniz siz meyvede koyabilirsiniz ya da karışımın malzemelerini robotta çekip sıkı bir kalıpta şekil verip üstüne hazır kutu çikolata soslarından döküp de yiyebilirsin.dediğim gibi yazdığım tatlılar hem damak zevkine göre üstünde oynama yapılabilecek tarzda şeyler.
    Emin olun bunları herkes yapabilir.hatta bu tariften çok daha güzel bir hale siz getirebilirsiniz :)

    Afiyet olsun

    öpücükler

23 Kasım 2010 Salı

üstümden medya toplum kalktı

nedendir bilmiyorum ama vizesinden en tırstığım dersti medya ve toplum.aslında belki de korkmamalıyım sadece yorum yapıyoruz sorularda ama hoca biraz ürkünç biri.herkesi bırakmış üst sınıftan.ondan olsa gerek bende biraz saçmaladım allı pullu korku filmleri vari bir cümle yazdım sınav kağıdıma.sonum hayrola :)
daha önümde bir sürü vize var ama rahatlamış durumdayım garip biraz nedense pek sakinim.
neyse vizeleri boş veriyorum.öyle özledim ki bloguma yazmayı şu birkaç günde.
izleyici sayımın artmasıyla da keyiflendim açıkçası.insanların yazdıklarımı merak edip okumaları fikri sevindiriyor beni.
perşembe tariflerini aşırı aksattım.çok kzııyorum söyleniyorum kendime hiç merak etmeyin.perşembe tariflerinde değişik ve çok kolay bir parfe tarifi vericem.eğer bol çikolata sevenlerdenseniz kaçırmayın yapın derim.
hafta sonu için denize karşı planlarım var ama bakalım günler ne getirir ne götürür.
çok uygun ufak bir mağaza bulmuştum kendime birkaç gündür gitmeyi planlıyodum.bugün gittim ve kapalı dıdııt ! cidden hüsranlardayım bu konuda.
her neyse bloga döndüm demek istedim.
biraz saçmaladım çünkü uykusuzum ve kafamda garip kelimeler dans ediyor gibi hissediyorum.
öpüldünüz.

18 Kasım 2010 Perşembe

huzurlu buluşma


bugün çok güzel ve huzurlu bir buluşma yaşadık Eylül'ümlee.o benim pasifloram çünkü onunla ne zaman buluşşsam mutlu ve huzurla ayrılıyorum yanından.her zaman keşke diyorum hep aynı şehirde kalsak.kırıldığım anda koşşam kollarına ağlasam o da beni teselli etse peluşkam diye.birbirimize hediyeler alsak,fotoğraflar çeksek,o bana resim çizmeyi öğretse gülüp eğlensek.
bugünümüzün kısa bir fotoğraflı özeti için Eylül'ümün blogu 'nda her şey.
fotoğrafı merak edenler için bu Şeker ve ben.Şeker Eylül'ün kedisi.pek sevdik birbirimizi o tam bir pamuk prenses.ayrıca bugün heyecanla beklediğim Rezzan Teyze'yle ve blog yazılarından iyice tanıdığım anane ile tanıştım.
bugünüm Eylül'lü,sanatlı,fotoğraflı,huzurlu ve kedili geçti.
seni seviyorum pasifloram iyiki varsın.
hep güçlü ve mutlu kadınlar olmamız dileğiyle öpüldün :)

17 Kasım 2010 Çarşamba

duramadım yazdım



duramadım yazdım özledim blog yazmayı resmen.acaba daha kaç gün olmuştu bilemiyorum.malum kurban bayramındayız açıkçası bu bayramı hiç sevmem.etraf et ve kan kokar,haberlerde kaçan ve eziyet edilen hayvanlar vardır hep.çok hüzünlenir kızarım.ben zaten kırmızı et tüketen biri değilim ayda yılda bir derler ya o da köfteden ibarettir. bu bayramda hayvanlar ve 2 bacaklı insna bozmalarının kanlı savaşını izledik.hayvanların kesilmediği bir kurban bayramı olamayacağına göre sanırım uyutulup kesildiği bir bayram dileyebilirim hepimiz için.

cumartesi İzmir'e dönüyorum.döner sönmez pazartesi ve salı vizelerim var.salı günü olan vizem konusunda kendime bir zerre kadar güvenim yok.çünkü en zor dersim.hoca ot vermiyo anlattıklarının da pek bir yardımcı yönü yok.internetten konu başlığını aradığımda bile doğru düzgün yazı bulamıyorum.bulduklarmında daha özetini çıakrıcam.hiç çalışmadım tüm bayram boyunca oley.afferim bana.salı ağlarım belki.genelde böyle yapıyorum, çocuk gibiyim bazen sınavlardan düşük alınca ağlayabiliyorum :D şapşalım yaa.

aldığım eşofmanın aynısı bana hediye olarak geldi.sanırım yaşadığım en komik şey bu bayramda :D size söylediğim taksimdeki butiğe gidemedim sağlık sorunum dolayısıyla ama o butik hakkında bir post hazırlıycam hatta siz bana anlatın gidince nasıl bi yer olduğunu fiyatlarını.
kurtköydeki şu outlet mağazalarının olduğu viaport'taki mangoya gittim ucuz ucuz birkaç şey buldum.oraya gidin genelde kimsede görmediğim şeyleri orda görüp buluyorum.farklı şeyler olabiliyo ve gerçekten ucuz olabiliyo.15 tl ye güzel bir etek aldım değişik bir şeydi.

perşembe tariflerini fena boşladım farkındayım.bu yüzden size kendimi affettirmek için perşembe günü parfe tarifi vericem süper güzel tadı.denedim burda :)

salı'ya kadar blog yazamam büyük ihtimalle.
bu yüzden iyi bayramlar ve hepinizi mutlu ve pazartesi sendromsuz bir hafta diliyorum.
öpücükler :)

12 Kasım 2010 Cuma

İstanbul molası

bu aralar ne blog yazabiliyorum ne de okuyabiliyorum.uzun süre sonra İstanbul'a gelmemin keyfiyle bugün alışveriş yaptım.yarın da taksim'e gitme planlarım var bakalım hayırlısı.uzun süre sonra gelince pek internete girmiyorum.evde olduğum zamanların çoğunu kedimi mıncıklayarak geçiriyorum.öyle özlemişim ki keretayı :)
İzmir'e döndüğümde söz bolbol anlatıcam her şeyi.yarın yeni bir butik keşfetmeye gidicem.eğer uygun çıkarsa fiyatlar.İstanbullu bloggerların gözü aydın :)
öpüldünüzz.

11 Kasım 2010 Perşembe

kanım kaynadı derler ya işte öyle


Barbaros Şansal hep medya sayesinde tanıdığım ama çok fazlada hakkında bir şey bilmediğim biriydi ta ki yemekteyiz'e katılana kadar.normalde bu programı izlemiyorum ama bu hafta Nur Yerlitaş ve onun olması izlemeye çekti beni.
Barbaros, aslında dışardan bakınca biraz sert ve soğukmuş gibi duruyor ama izlediğim kadarıyla süpersonik bir insan.o kadar sevdim ki.tam bir doğa ve hayvan sever.süper bir evi var ve grüp görebileceğiniz en mütevazi insnaların başında gelir.2 köpeği var.ikiside bildiğim kadarıyla trafik kazasında bir bacağını kaybetmiş.Barbaros,sokaktaki engelli hayvanlar için müthiş bir inançla çalışıyor.sırf engelli olanlar değil hepsi için.
çok takdir ettim.ve şu programda ilk kez bir amaç uğruna gerçekten gönül vererek yarışan ve düzgün konuşan biri oldu.
keşke bir kez daha İzmir'e gelse ve ben onu bize kalmaya davet etsem.böyle davetleri de kabul edebilecek kadar da büyük kalpli biri.
Helal olsun Barbaros böyle insanların olduğunu bilmek bile beni rahatlattı bir nebze.umarım bir gün bir yerde onunla karşılaşabilirim :)

10 Kasım 2010 Çarşamba

İstanbul

evet dün akşam İstanbul'a gelmiş bulunmaktayım.ailemle ve kedimle güzel bir gün geçirdim.kedimle oynadım uyudum.geçr sefer ki gibi küsmemiş bana sabah hemen koynuma girdi minik karaburunlum.iyice büyümüş biraz göbişide çıkmış ama o yinede benim bebeğim :)

neyse böyle güzel şeylerin üstüne benim hayatımda kötü bir şeyler olmazsa olmaz genelde :)
hayatıma yeni sağlık problemleri ve yasaklarla devam etmem gerekiyormuş. artık toprakta yetişen ıspanak tarzı sebzeleri yemem yasak böbreklerim kum üretmeye çok müsaitmiş.zaten her şubatta ben bir kum dökme ritüeli gerçekleştirirm.herkes çok gülerdi ama gerçekten kum dökmek deyince traji komik oluyor biraz.o da yetmezmiş gibi alerjik bir geniz akıntım varmış.sanırım ilaçlar sersemletebileceği için sonsuza dek benimle yaşayacakmış :) tabi bunlara üzülmüyorum da çilek yememem gerekiyormuş.yersemde yıkamaktan aşınmış birkaç tane peeh.
sağlık sorunlarımı pek umursamıyorum artık bu aralar sağlık kelimesindne dahi bıkmış durumdayım. 2. kötü şeyse dedmin işleri hakkında ama bunu pek açıklamayı planlamıyorum.

neysee İstanbul'da 10 günüm kaldı ama eminim ki birçok işimi halledemiyceğim.ve yine görüşemeden gideceğim insnalar olcak.daha babama gidicem kadıköye ve taksime alışverişe gidicem sanki yetmiycekmiş gibi geliyor ya hayırlısı.
off en kötüsü de döner dönmez vizelerim var.özellikle döndükten sonra 2. hafta çok ağlycam buna inanıyorum.ben hep yumurta kapıya dayandı mı yetiştiremezsem ağlarım.çocuk gibiyim dimi? :D

bu arada bugün bir şey farkettim.sanırım aşırı duygusal zamanlarımdayım.haberleri izleyemiyorum bu alışılmış bir şey zaten benim açımdan ağlıyorum genelde de bugün 10 kasım dolayısıyla Atatürk'ü her ekranda gördüğümde gözlerim doldu ağladım.çok duygulanıyorum bu anlatamayacağım değişik bir duygu.bir de Anıtkabir'e falan gitsem mazallah bayılırım ağlamaktan ben.

işte böyle bu hassas ötesi dönemimdeyim.kedim etrafımda oldukça şapşal bir şekilde mutluyum.
seni seviyorum karaburunlum :)

8 Kasım 2010 Pazartesi

radyodaki ilk günüm

tahmin ettiğimden daha eğlenceli ve sakin geçti.kendi okulumun değil de ekonominin radyosuyla bu kadar içli olmam biraz ironik gelebilir.ama ekonominin şuan bana iyi geliyor alternetifleri.
neyse bugün bir sürü yeni insanla tanıştım.radyo programı kayıtları,edit'ler yaptım vee bir radyo programına katıldım.en eğlencelisi de buydu aslında.erkek arkadaşımla birlikte bir radyo programı yaptık.tabi düzenlemelerden sonra perşembe belki yayına girebilir.ayrıca her perşembe canlı yayını olan erkek arkadaşımın da teknisyeni olacağım.sanırım boş zamanlarımı yemek yapmak dışında da değerlendirebileceğim bir hobi daha buldum.üstelik bölümümlede çok alakalı :)
bakalım vizelerden sonra fikirlerim var.belki baya ciddi ciddi çalışırım radyoda.şuan kesin bir şey yok ortada ama olası bir şey. üstelik bölümün dekanıda pek hoşnuttu çalışmamızdan.
bakarsınız bende bir program yapmaya başlarım bir gün :P şaka şaka.o baya ilerki zamanlarda belki.şimdilik böyle güzel öğrenmek.
yeni gelişmeler oldukça radyo maceralarımı sizinle paylaşacağım.fotoğraflarla :)

7 Kasım 2010 Pazar

ben-radyo? / radyo-ben?


sanırım yarın ilk kez radyo programlarıyla ilgili bir şeyler öğrenip,kayıt alıp,programa katılıcam.aslında hangisini yapıcağımı bende bilmiyorum.biraz endişeli olabilirim ya da heyecanlı karar veremiyorum.umarım rezalete dönüşmez.eğer güzel olduğuna inanırsam sizle linki paylaşırım salı günü.bu arada salı sabahı İstanbul'a gidiyorum.salı'dan sonra yazılarım karman çorman konular olacak haberiniz olsun.alışveriş,dostlar,ailem,kedim,alpitim,taksim,kadıköy ve İstanbul'da aradığımı bulmanın verdiği mutluluklar hakkında şeyler yazarım çoğunlukla.bolbol fotoğraf çekiyorum artık.ne olduğu önemli değil.kedi,köpek,çiçek,böcek,deniz,insan aklınıza gelen her şey.sanırım yazılarım artık daha bir eğlenceli olacak.

ben bir deli hayvanseverim


sevmeden önce bende biraz çekindim çünkü bu cins köpekler baya kıskanç oluyor.üstelik onu sevmeden birkaç dakika önce yavrusunu sevip onunla oynamıştım.yanına gittiğimde yavrusuyla oynuyordu belki bana kızıp ya da beni tehdit olarak görür diye sahibine sorma ihtiyacı duydum sevmeden önce çünkü her şeye rağmen o bir anneydi ve koruma içgüdüsüyle yanından ayırmak istemediği yavrusu vardı.sahibi sadsece yalar yavru ısırır deyince hurra sevip mıncıklamaya başladım.sanırım uzun zamandır gördüğüm en uysal rottweiler'dı.şapşal ellerimi bileklerime kadarf yaladı kocaman diliyle bende sevdim onları sonrada anne-kızın fotoğrafını çektim :)



birkaç kedi de gördüm bugün ama sevdirmediler.genelde onlar sokakta olmaları ve insan bozması varlıklar tarafından hırpalandığından ürkek olmalarını normal karşılıyorum.


ps. bence sokak köpeklerinin hepsinden korkulmamalı.

ben küçükken şu ufak hiç korkmadığınız ev köpekleri tarafından sevmek isterken 2 kez elimden ısırıldım.4 yaşıma kadar collie ilkokuldan sonrada doberman la büyüdüm.sokak köpeklerini koca koca köpekleri sevdim hiç ısırılmadım.belki onlara sevgiyle yaklaştığımı hissettikleri içindir.ben sevmeden önce ilk elimi koklatırım onları rahatlatmak için.
neyse asıl konuya gelelim.olabilir herkes kedi köpekten hoşlanıcak diye bir şey yok tabiki.ama size durup dururken saldırmadıkları sürece onları kovalamayın,hırpalayıp korkutmayın.
eğer bunları yapıyorsanız umarım kıçınızdan ısırılırsınız!

6 Kasım 2010 Cumartesi

ben bugün

dün tavuk gibi erkenden uyuduğum için güne baya erken başladım.güzel bir kahvaltıdan sonra bir de cheesecake yiyip biraz magazin izledim.aslında çok fazla magazin meraklısı değilimdir.sadece ünlülerin evi kısmını seviyorum.dekorasyonları ev döşemelerini izlemek hoşuma gidiyor. neyse işte biraz pinekledikten sonra erken kalkmamında verdiği etkiyle öğle öncesi uykusuna yattım.
uyumayı her zaman çok sevmişimdir.uykusuzluğa asla gelemiyorum resmen.bir de uykuma eşlik eden bir sevgili olunca günün her saati uyuyabilir hatta battaniye altında yaşayabilirim.
uyku sonrası ikimizde biraz bilgisayarda oyun oynadık ardından hurra sokağa.sanırım uzun zaman sonunda geçirdiğim eğlenceli ama sade günlerden biriydi.rahatlamama ve huzur bulmama yetti ya önemli olan o şuan benim için.



öğle yemeğimiz burger'dandı.sanırım fast food dendiğinde ilk aklıma gelen burger king.aslında favori menüm chicken whopper ama bugün farklı bir menü yedim.içinde patates kızartması ve sarımsaklı mayonez olması en önemli tercihim.patlıycağımı bilsem ya da beni hasta ediceğini bilsem bile sarımsaklı mayonezden vazgeçemem.ben bir sarımsaklı mayonezkoliğim. sabahtan akşama kadar yiyebilirim hatta şuan olsa yine yerim acımam.

yemekten sonra Tim Burton'ın kitabını sorduk yayınevlerine hiçbirinde yokmuş sanırım İstanbul'a gidince sahaflara sormak en doğru yol olucak.
ve beklenen oldu spor üyeliğimi dondurdum bir süreliğine yani 1 ay kadar zaten 2 hafta İstanbul'da olucam diğer 2 haftada vizeler falan derken hayatta gidemezdim.boşuna günlerim gitmesi öyle değil mi?



yürürken kestaneci gördük.hadi kestane alalım dedik ama almasak da olurmuş yani.kestaneler hem tatsız tuzsuzdu hemde aşırı yanmıştı bu yüzden kestane kabukları ayıklayan sevdiceğimin elleri kömürle oynamış gibi oldu :)

ve en eğlenceli kısmı şimdi geliyor.yürürken kenarda çocuk parkı vardı.beni çekebileceğine emin olduğum bir salıncak bulur bulmaz hemen sallanmaya başladım.çocukluğumdan beri çok severim sallanmayı.sanırım artık daha sık o çocuk parkına gidip sallanıcam.sallanmak bende hep bi özgürlük hissi uyandırır.neden bilmiyorum.küçükken hep uçmak istemiştim belki uçar gibi olmak o anlarımı hatırlattığı içindir kimbilir.




parkta sallandıktan sonra kipa extra'ya gittik bir de orda oyalandık aylak aylak gezindik.bayram dolayısıyla şekerlerde gelmiştir diye kipaya girdik.kipada şeker yedik bir sürü plazmalarda tv izledik.şimdi düşünüyorum da çok şapşalız ya.reyonların arasında dans ederek gezdik.cansınsbeybi okyanus kokulu kolonyasından sürdüm.evcil hayvanların malzemelerinin olduğu reyonda ses çıkaran oyuncaklarla oynayıp çıktık.o kadar dolandıktan sonra bi çıktık hava karamış bile sabahtan beri sokaklarda gezmişiz.otobüs durağına yürümek işkence gibi geldi resmen.o kadar yürümüşüz ki ayaklarımız ağrımış bir de durakta otobüs bekledikten sonra neyse eve gelebildik.ama çok güzel geçti bugün hem eğlenceliydi hem de uzun süre sonra burger yedim.





çok çok mutlu bir cumatesi geçirdim umarım sizin cumartesinizde sizin için güzel ve mutlu geçmiştir :)

3 Kasım 2010 Çarşamba

Perşembe Tarifleri 3

bu böreği hem yemeyi hemde yapmayı cidden çok seviyorum.üstelik ilk yapışımda çok beğenildi.tarifi ben ordan burdan toplama oluşturdum biraz.yine bu tarifte de başıma gelenlerden ders çıkararak ben yaptım siz yapmayın bunları noktalarına değinicem.


Tavuklu Garnitürlü Börek


tarifin bir kısmı mantarlı böreğinkiyle aynı o yüzden yanlış anlamayın o tarifi kullanıyorum bende hep alıştığım için.el alışkanlığı oldu sanırım hem ezberlemişim hemde pratik yapıyorum.


Malzemeler


4 tane yufka

1 su bardağı yoğurt (yoğurdunuz yoksa aynı işlemi 1 bardak sütle de yapabilirsiniz)

1 su bardağı sıvı yağ

1 yumurta

2-3 adet tavuk göğüsü

1 adet ufak kavanoz garnitür


Ön Hazırlık

bizim ev nüfusumuz çok fazla olmadığı için ben bu kadar melzemeyle yapıyorum hatta daha az yufka kllandığım bile oluyor.ama bu börekde az yufka kullanmayın 4 iyi.ama isteğe bağlı tavuk ve garnitür hatta yufka miktarını arttırabilirsiniz.
önce tavuk göğüslerini haşlayın.haşlanan tavukları aceleniz yoksa soğuyana kadar bekledikten sonra didikleyin.eğer yok benim acelem var bekleyemem derseniz birkaç kez soğuk su da yıkadıktan sonra büyük bir bıçakla ince ince boyuna kesip didikler gibi yapabilirsiniz.
ardından didiklenen tavukları biraz yağda kavurun.hatta kavururken birazda karabiber atabilirsiniz.börekde karabiber çok hoş bir tat bırakıyor.o yüzden eksik etmeyin derim ama fazla da kaçırmayın dikkat.her neyse kavanozdaki garnitürü süzün.suyunun kalmaması gerek ve sakın yıkamayın.tamamen süzdükten sonra tavukların içine garnitürü katın ve biraz hepsini birlikte pişirin.

Sos için

aslında şu yoğurtlu yumurtalı ve yağlı sos için ikinci bir alternatifim var.eğer evde yoğurt yoksa (bilmeyenler için ) aynı işlemi sütlede yapabilirsinz.yukarıda da yazdığım gibi 1 bardak yoğurt yerine 1 bardak süt.aman iyice çırpın.

1 bardak süt ya da yoğurt
1 bardak yağ
1 yumurta

yazı arası dipnot: mümkünse bir ölçü bardağı edinin.yani ölçü derken evdeki bir su bardağını ölçü bardağınız yapın.bütün tarifleri onunla uygulayın daha sağlıklı oluyor.


Yapılışı


önceki tarifleri takip edenler bilir börekteki mektup stilini :) ama yinede tekrar anlatıcam elbette.
tepsiyi yağladıktan sonra ilk yufkayı tepsiye yayın ama fazlalıklarını dışarı taşırın çok da germeyin bol bol kalsın mektup gibi kapıycaz :) neyse ilk yufkayı yaydıktan sonra hazırladığımız sosu 4 yufkaya yettirecek ölçüde ilk yufkaya koyun.ardından 2. yufkayı koyun ama bu sefer
bütün yufkayı tepsinin içinde kalacak şekilde tepsiye sığdırın ardından yaptımız tavuklu garnitürlü harcın hepsini boşaltın.3.yufkayı yine tepsiye sığdıracak şekilde koyun.üstüne sosu tekrar dökün.son yufkayıda üstüne koyduktan sonra taşan yufkaları da üstüne kapadıktan sonra kalan tüm harcı döküp üstüne yayın.artık çörek otu mu susam mı ekersiniz sizin zevkiniz orası.

böreği 170 ile 200 derece arasında pişirin.dediğim gibi dakika veremiyorum bu börek konusunda belli olmuyor o yüzden sürekli başına gidip kontrol etmek gerek aman dikkat yanmasın.
bu arada olurda garnitürler suyunu bırakırsa böreğin dibinde kaynayan biraz su görürseniz sakın korkmayın.eğer susam ya da çörek otu ekmediyseniz piştikten sonra böreği ters çevirip öyle kesip servis edin.ben birazcık ğstğnğ yakmıştım hemen ters çevirdim kimse görmeden.öyle servis ettm ona rağmen çok beğenildi. bu da itirafım olsun :)

umarım seversiniz.
afiyet olsun
öpücükler :)

2 Kasım 2010 Salı

DinDanDon


dün izlediğim blogların birinde bir yemek kursu ilanıyla karşılaştım. ekonomi de yapılacak olan bu kurs aralık ayında başlıycakmış yazana göre.sertifika falan veriyorlarmış baya bi aklıma yattı doğrusunu söylemek gerekirse.annemlere de bir danıştıktan sonra yolladığım maile gelen cevaba göre bu kursa katılıp katılmayacağım belli olucak.
sizede bir danışayım dedim.kursun benim gitmeyi planladığım bölümü "Pasta ve Çikolata".içinde çikolata kelimesini görmemle baya bi ısındım zaten kursa.
benim ilanda gördüğüm kadarıyla her cumartesi sabahı saat 10 dan 1 de kadarmış.saati çok güzel tam benim dikkatimin en yoğun zamanları.4 hafta sürüyormuş kurs ücreti 300 tl sonunda da sertifika alıcam.
kesin karar vermiş değilim ama bakalım zaman ne gösterecek.eğer öyle olursa artık perşembe tariflerinde coşucam coşturucam ama söz kilo aldırmıycam :)

bu arada ben pin up resimlere çok taktım.hem çok hoş gözüküyor gözüme hemde renkli renkli seviyorum.bir süre sanırım pinuplardan devam edicem gibi gözüküyor şimdilik.

ayrıca perşembe tarifinde tavuklu garnitürlü börek mi limonlu turta mı?

29 Ekim 2010 Cuma

Perşembe Tarifleri 2

evet biliyorum gecikmeli oldu bu tarif 1 gün bu yüzden özür dilerim.dün ev işleri ve ilk kez denediğim zeytinyağlı taze fasulyem baya vaktimi aldı gece de dışarı çıktık yazmaya pek fırsatım olmadı.neyse bugünkü tarifimiz soğanlı mantarlı börek olucak.ben tam bir mantar aşığı olduğumdan bu böreği çok seviyorum.

Mantarlı Soğanlı Börek

aslında ben bu böreği resmen kafama göre yapıyorum hiç öyle tarif kullanmıyorum ama tabiki taslak olarak aldığım miktarlar var.bende size bunu vericem bir kez yaptıktan sonra zaten sizde göz kararı yapmaya başlıycaksınız eminim :)

Malzemeler

4 tane yufka

1 su bardağı yoğurt

1 su bardağı sıvı yağ

1 yumurta

yarım kilo mantar

1 soğan

susam/çörek otu

karabiber


Ön Hazırlık

eğer soğanı çok seviyorsanız soğan sayısını ya da mantar miktarını arttırabilirsiniz.bizim evdeki tepsi küçük olduğu için ideal oluyo bu malzemeler.
ben soğanları minik minik doğruyorum önce onları pişiriyorum ardından mantarları ekliyorum üstüne.yağ olarak terem yağ ın margarinine dadandım bu ara.denemenizi tavsiye ederim.gayet hafif ve tereyeğ tadında oluyor.hemde 50 gramın ne kadara denk geldiğini falan gösteriyor pakette.gramlı sinir tarifler için ideal :)
neyse ben yine cıvıdım.soğanları önce yağda pişirin ardından mantarları atın.mantarlar eğer yıkayarak yapıyorsanız sularını salıyor hemen.biraz suyunu çekene kadar pişirin.hepsi piştikten sonra karabiber ekleyin.eğer sevmiyorsanız farklı baharatlarda deneyebilirsiniz.ama karabiberle çok güzel oluyor.

Yapılışı

tepsiyi yağladıktan sonra yufkayı tepsiye koyun.fazlalıklarını dışarı sarkıtın.bütün hepsi bittiğinde mektup gibi kapatıyorsunuz o parçaları.
yoğurt yağ ve yumurtayı bir kapta iyice karıştırın.pütürlerin kalmamasına dikkat etmeniz iyi olabilir ama aceleniz varsa kaladabilir.ilk yufkayı koyduktan sonra bu yoğurtlu sosu kaşık yardımıyla yufkanın üzerine dökün.2.yufkayı koyduktan sonra sos koymayıp hazırladığınız harcı koyun üstüne 3. yufkayı koyun.2. ve 3. yufkaları sarkıtmadan tepsiye sığdırın.3. yufkadna sonra tekrar o sostan koyun.şuan farkettim ki 4. yufkayı koymayabilirsiniz de.eğer varsa 4. yufkayıda koyun.aşşağı sarkıttığınız o parçaları üstüne kapatın.yoğurtlu sosun tamamını dkün.üstüne çörek otu ya da susam koyabilirsiniz.

ben 200 ile 170 derece arasında pişiriyorum dakikası konuşunsa bir şey diyemiyorum.sürekli kontrol edin.yoksa kömür olur tepesi :)

çok zor değil tahmin ettiğiniz üzere.ilk yapıştan sonra zaten tarife bakmadan yapabilmeye başlıyorsunuz.

afiyet olsun.umarım beğenirsiniz.
öpücüklerr
gecikme için özür dilerim tekrar.

27 Ekim 2010 Çarşamba

karmakarışıklaşmaktayım



evet karmakarışık olmuş durumdayım.şu 1 haftadır ev ile ilgilenmek,yemek yapmak ve eve tıkılmak yüzünden olsa gerek ki psikolojim alt üst olmuştu.sinirli,tahammülsüz,mutsuz,huzursuz ve kıskanç garip bir ruh halindeydim ve sanırım ara ara hala öyleyim.

sanırım nazara geldim haftasonu yaprığım böreğin üstü yandı ve kurabiyeme az un koyduğumdan ağıza girmeden dağılan bir şey oldu.bu yüzden biraz hevesim kırıldı.her şeyin üst üste gelmesi yetmez gibi bir de güç aldığım bu yemek becerimi de kaybedince tam bir çöküntü yaşadım.sanırım bu tariflerle uğraşma işleri bana biraz destek oluyormuş.bir konuda iyi olduğumu anlamak tam hoşuma gidip kendimi güçlü hissetmemi sağlamışken biraz hayal kırıklığına uğradım.

tabiki perşembe tariflerine son vermedim.yarın yine size tarif yazıcam.ve o çirkin kurabiyemi değerlendirip tatlı yaptım onuda yazıcam bi ara.

kafamda yüzbinlerce düşünce top oynuyor.kontrol altına alamadım bir türlü o yüzden düşünmemeye çalışıyorum ama biraz üzgünüm.dün gece biraz rahatlama ritüeli gerçekleştirdim kendi adıma.sanırım etkisi oldu ki sabah mutlu uyandım.
ağlarken uyuya kalmak huzurlu uyku getiriyor.denedim test ettim ve öneriyorum.kötü günlerinizde sizde yapın.
şimdilik bu kadar öpüldünüz.
ve yeni gelen izleyiciler için hoşgeldinizz :)
normalde daha heyecanlı ve mutlu olurum.
yakında yine ben olucam.
öpücükler..

23 Ekim 2010 Cumartesi

hasta haftasonu



Hastayım hasta canım ister pasta.
şaka bi yana baya hastayım canlarım.bu cumartesi akşamında yarı akar yarı tıkalı burnumla nefes almaya ve blog yazmaya çalışıyorum.
dün başladı aslında her şey sanırım sinüzitim tuttu.gece baya ateşlendim.rüyamda bi savaşlar garip garip şeylerle uğraştım.çok film izliyorum ondan olsa gerek :)
blogu ihmal ettim sanmayın azıcık iyileşiyim yazıcam yine son sürat.

21 Ekim 2010 Perşembe

Farklı Mim

efendim bu sefer diğerlerinden baya farklı bir mim ile karşınızdayım.bende okuyunca biraz şaşırdım ve hatta istatistik sayfasını aradım biraz.ama eğlenceli ve düşünmeniz kafa patlatmanız gerekmiyor üstelik sizde kendi merak edilmiş yazılarınızı öğrenebilirsiniz :)
sevgili Mia beni mimlemiş.

şimdi sizinle şu zamana kadar ki en popüler 5 yazımı paylaşıcam

1- Merdiven Çıkma Eziyeti

(bu yazının bu kadar tıklanması beni şaşırttı baya.neden mi çünkü hiç kimse yorum yapmamıştı bile ve o kadar da iyi bi yazı değildi.o yüzden baya bir şaşırdım.)

2-Ben Küçükken Bulutlar Pamuktandı

3-Unutulan Doğum Günüm

(buna şaşırmadım genelde böyle trajik yazılar pek okunur :) )

4-Vee Beklenen Tarif

(herkes cheesecake seviyor bunu anladım :) )

5-Çocukluk Trajedisi

işte bunlar şuana kadar blog hayatım boyunca en popüler,merak edilen ve tıklanan yazılarımmış.
daha farklı yazılar araya girebilirdi diye de düşünüyorum.isteyen,üşenmeyen herkes yapsın bence bu mim'i.

bilmeyenler için bu istatistikleri öğrenmek ; kumanda panelinden kayıtları düzenleye basın ardından karşınıza İstatistikler çıkacaktır.

Perşembe Tarifleri 1


geçen günlerde söylediğim gibi artık her perşembe bir tarif paylaşıcam siizinle :)
bugünkü tarifim kurabiye.ben sade olarak veriyorum.eğer isterseniz içine kakao,fındık,ceviz vb. şeyler katıp farklı hale getirebilesiniz diye.

Kurabiye

1 paket margarin

2 yumurta(sarıları içine,beyazları pişirmeden önce üstüne sürülecek)

4 yemek kaşığı şeker

1 paket kabartma tozu

alabildiğince un

Yapılışı

önce margarin, yumurta sarıları, şeker, kabartma tozu ve unu ekleyerek kulak memesi kıvamında bir hamur yapın.şimdi nedir bu kulak memesi?bende hayatımda ilk kez kulak memesi halinde bir hamur yaptım.işin aslı kulak memesini falan unutun.zaten göz ayarınızla koyun unu.hamur kaba yapışmayana kadar un ekleyip yoğurun sürekli.unu azar azar katın yoğurun ardından tekrar aynı işlemi yapın daha sağlıklı oluyor.yalnız dikkat un az olursa dağılırmış kurabiye.
elinizdeki hamuru istediğiniz şekillerde koyabilirsiniz.eğer kurabiye kalıplarınız varsa onları kullanın mesela ya da iri geniş veya minik kurabiyeler yapabilirsiniz.kısacası kafanıza göre takılın.üzeri için ayırdığınız yumurtanın beyazlarını tepsideki kurabiyelerinizin üstüne iyice sürün.ardından kurabiyeleri 150 derecede 35 dakika pişirin.

dediğim gibi eğer isterseniz ceviz,fındık,kakao ya da aklınıza gelen bir şekilde de yapabilirsiniz bu kurabiyeleri.

afiyet olsun ve başarılar
öpücüklerr :)

Başucu ailem


fotoğraftan anlayacağınız üzere küçültürken görüntü kalitesini mahvetmiş olmam engin photoshop bilgilerimden kaynaklanıyor olsa gerek :)

bu fotoğrafta ne diyebilirsiniz.hemen tanıtayım.bunlar benim izmir'deki başucu ailem.çok sevimlidirler.ve orda bir toka var ever o bir toka.o da onların köpeği :)
şuan onlara isim bulmuş değilim ama genel olarak sayarsak; Jack ve Sally sevgilimin hediyesi,pembe sevimli yamyam Eylül'ün hediyesi,toka ise bana ait :)
tahmin edebilceğiniz üzere şimdiki isimleriyle Jack ve Sally anne baba,pembe sevimli yamyam çılgın kız çocuğu,toka ise köpekleri ve evet gördüğünüz o sarı kağıttan garip yazılı şeyler ise apple laptoplar :)
çok hayalperestim öyle değil mi?
geçen gece aşırı yağmur ve şimşek dolayısıyla bilgisayarları kapadık.bende gördüğünüz bu aileyi bir araya getirip onlarla oynadım.evet itiraf ediyorum bildiğiniz onlarla oynadım.sonrada uyudum aynı 6-7 yaşında bir kız çocuğu gibi.ama güzeldi.çocukluğumun bir parçasını kaybetmeyi hiç istemiyorum.kendi kendime oyunlar oynamayı,vakit geçirebilmeyi ve hayal kurabilmeyi anne olsam bile asla bırakmıycam buna karar verdim.

ve bu arada aklımda bazı düşünceler var.bugün erkek arkadaşımın doğum günü dolayısıyla pasta yaptım ama bu tarifini vermem gerekecek kadar zor bir pasta değildi.pasta tabanı,puding,muz ve kakao dan oluşuyor.onun yerine kurabiye tarifi yazıcam.
asıl söylemek istediğime geleyim. Julie & Julia adında bir film izledim.çoğunlukla yemek,tarifler,blog üzerine bir filmdi ama çok hoş izlemek isteyenler olur diye onun hakkında da bir yazı hazırlıycam.yine asıl söylemek istedğimi söyleyemedim tabi.belki aşçılık kursuna gidebilirim ya kafama eserse okulu bitirip aşçılık okuluna uluslararası bir diploma fena olmaz.şuan tabiki hayal olarak kuruyorum kesinleşmiş hiçbir şey yok.
belki bir gün mutfak hayatımla ilgili bende bir film çekerim nedersiniz?

18 Ekim 2010 Pazartesi

acıt acıtabildiğin kadar kanat


birçok kişi bu yazımdan dolayı bana kızabilir birçoğu da hak verebilir.sizi ikiye bölmek istemem ama herkes farklıdır öyle değil mi?

şimdi herkes bilir aşk acıtır,kanatır hatta kanırtır.yandaki resimlede baya paralellik gösteren bir yazı olacak bu.

aşık olan herkes baya acı çekmiştir ne kadar mutlu olursa olsun zaman zaman yaşananlar cidden kanatır.
ee iyi güzel de hep şikayet mi edicen diyebilirsiniz.hayır asıl konu şimdi başlıyor.

şimdi bizim yarın yaşayacağımız kesin garanti değil ya da ne bileyim ne kadar yaşayacağımız. belki trafik kazası geçirip,belki en ufacık aptal bir sinek yüzünden boğulup,belki zehirlenip işte bir şekilde ölebilme ihtimallerimiz var.ne zaman ne yaşayacağımızı da kesin bilemiyoruz. o zaman biz neden geleceğin kesinliğinden emin olmadığımız bi hayatta hep geleceğe endeksli yaşıyoruz.günümüzü gün edelim evet yapalım.hayatınızda birini çok mu istiyorsunuz.onu bir şekilde hayatınıza sokun.ya da zaman zaman ilişkiniz acıtsa bile (hastalık boyutunda değil) eğer çok seviyorsanız ve o doğru insan ulan kim dört dörtlük diyorsanız.bildiğinizi okuyun.madem ne zaman öleceğimizi bilmiyoruz.neden keşke demek yerine her şeyi doya doya yaşamayı seçmiyoruz.aslında ben bunları yaptığımı bu ayzıyı yazana kadar fark etmemiştim ama ben bunu yapmışım insanlar hayır yapma diye uyarırken ben içimden geleni yapmışım iyiki de yapmışım.
neler mi yaptım?
2 yıl boyunca 600 küsür km uzak ilişki yürüttüm insanların dediklerine kulaklarımı tıkadım.istanbul da üniversite okumıycam ,kendi ayaklarımın üstünde durucam güçlü olucam dedim şimdi ailemden uzak izmir de yaşıyorum.11 yıl bale eğitimi aldıktan sonra ben üniversite okuycam farklı planlarım var dedim bale eğitimimi bıraktım.aslında hep kendi isteklerimi yaptım.ve şuan mutluyum.19 yaşındaki birçok kızın yaşa(ya)ma dığı bir hayatım var.evet zorluklar yaşıyorum ama acısıyla tatlısıyla mükemmel.herkesin bana o ilişki sürmez dediğim ilişkim 3 yılı devirdi.ben hayatımda tanıyıp tanıyabileceğim benim için en özel ve bana kendimi özel hissettiren o erkeği tanıdım.her şeyimi paylaştım her şeyi yaşadım ve asla pişman olmadım.
evet bende acıtıldım acıttım ama bırakmadım.çok ağladım suratımı yastığa basıp çok sakinleştiriciler içtim,çok kıskançlık krizleri geçirdim ve çoğu kez inancımı kaybetmek üzere olduğum durumlara geldim.ama ben asla vazgeçmedim.sizde geçmeyin.ne zaman ne yaşayacağımızın belli olmadığı bu dünyada köpek gibi aşık olalım,acı çekelim,ağlayalım ama kendi isteklerimiz doğrultusunda yaşayalım.elalem ne derse desin kimse sizden önemli değil.
siz varsanız herkes var siz yoksanız kimse yok.
hadi dönüm noktalarımızı yaşayalım :)
http://fizy.com/s/13eox4

16 Ekim 2010 Cumartesi

vee beklenen tarif




fotoğraf benim cheesecake'inki değil ama benziyo biraz yinede benimkinin tadı birebir oldu.çok mutlu oldum herkes baya beğendi.tadı beklediğimden de iyi olmuş.neyse sizi daha fazla bekletmeden tarifi yazıyorum.

Vişneli Cheesecake

2 paket petibör bisküvi

150 gr eritilmiş margarin
(bir margarinin 4/3 kadar oluyor 150 gr)

1 bardak toz şeker

1 bardak yoğurt

1 paket labne (ufak paketlerden)

3 yumurta


Üzeri için;

2 bardak vişne suyu

2 kaşık mısır nişastası

4 kaşık toz çeker



Yapılışı


bisküviler blendırdan geçirilir.eritilen margarin bisküvilerin içine katılır.iyice karıştırılıp yapacağınız kabın içine bastırarak taban haline getirilir. 10-15 dk 170 derece pişirilir.
üzerine toz şeker,3 yumurta,yoğurt,labne karışımı hazırlanıp dökülür.karışım pişene kadar fırında pişirilir.piştiğini, salladığınızda cumbul cumbul hareket etmediğinden de anlayabilirsiniz.
üzeri için hazırlanan karışım kek ılıkken üzerine dökülür.
isteğe bağlı olarak üzeri için olan karışıma vişne reçeli de katabilirsiniz ya da aynı tarifi farklı meyvelerle de uygulayabilirsiniz.


ps. ben borcam soğudu diye hemen üzeri için olan karışımı döktüm hemen emdi.siz kanmayın ılınmasını bekleyin ki üstünde pembelik kalsın.


umarım seversiniz muahh :*

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...