26 Mart 2010 Cuma

dikkat bahar nezlesi (!)




sanırım bundan daha kötü bir şey olamaz.sürekli akan bir burun,ağrıyan kemikler,baş ağrısı,nefes almak için sürekli açık bir ağız ve tabi şiş bademcikler !

mevsim geçişlerinden nefret ediyorum. kalın giyinince terleyip hasta oluyorum,ince giyinince üşüyüp hasta oluyorum bu yüzden hasta olmamak elimde değil.

hasta olmanın en güzel yanıysa bol bol püre yemek :)

merdiven çıkma eziyeti




eski yapılarda oturmak çoğu zaman eziyetten başka bir şey olmuyor..
ince duvarlar(komuşlarınızın tüm özelinden haberdar olursunuz) , yoldan büyük araç geçtiğinde evin titremesi ve en işkence boyutunda olanı merdivenlerdir!
şuan oturduğum semtte apartmanların çoğunluğu 5-6 katlı olduğu için çoğunlukta asansör bulunmuyor.eğer market alışverişinden geldiyseniz birde elinizdeki poşetler çok ağırsa o dik merdivenler ölüm sebebiniz olabilir. hergün 4 katı inip çıkmak eziyet geldiği için birkez dışarı çıktığımzda gereken her şeyi almayı unutmamaya çalışıyoruz.

bugün baya bi alışveriş yaptık elimiz kolumuz ağır poşetlerle dolunca kendimizi eve nasıl attığımızı bilemedik. en son hatırladığım koltukta kalbimin patlayacak gibi atması ve son nefesimmiş gibi nefes almaya çalışmamdı :)
bu yüzden bugün bir daha evden çıkmamayı düşünüyorum en azından birkaç saatliğine.




yakın bir zamanda çok katlı bir müstakil eve sahip olursak sanırım bu merdiveni alırız :) işim olmasa bile sürekli çıkıp kayarak inerim. hem evde küçük çocuklar varsa da çok yararlı bir şey yoksa bile ruhu çocuk kalanlar için müthiş bir şey. ki biz yaz kış,ıslak kuru demeden kaydıraktan kayıp popolarımızı ıslatan bir çift olarak ev içinde eğlenceli bir aktiviteye sahip oluruz diye düşünüyorum. hayali bile heyecanlandırdı benii :)

25 Mart 2010 Perşembe

yardım etmek (!)




bugün bir video izledim etkilendim ve hak verdim. videoda ünlü bir sanatçının ülke içindeki yardımlaşmanın uluslararası yardımlaşmadan daha önemli olduğunu savunuyordu.
bana kalırsa bir bakıma çok da haklı. doğuda insanların elektriği,suyu,yolu,okulu yok,az çok yaşam şartlarını da biliyoruz.ne acıdır ki bazılarının tuvalet bilinci bile yok!

uluslararası yardım kampanyalarımızı bir süre daha arka planda tutup kendi ülkemizin insanını yaşayabilir hale getirmemiz gerek.ama bu yardım elektriği suyu olmayan insana bulaşık makinesi veya çamaşır makinesi vermekle olacak iş değil. önce o insanlara yaşayabilecekleri bir ev vermek,en ufak hastalıklardan ölmemeleri için sağlık ocakları ve bilinçlenmeleri için okullar,halk eğitim merkezleri kurmak gerekir. ve en önemlisi çalışmaları için iş sahaları oluşturulması gerekir tabiki bu sadece batıyla sınırlı kaldığında hiçbir etki göstermez.

şuan Gülben Ergen'in doğudaki çocuklar için başlattığı ve çokta güzel devam ettirdiği bir kampanya var Çocuklar Gülsün Diye. 0-6 yaş arasındaki çocukların okul öncesi eğitimiyle ilgili. aslında çok güzel bir yerden başlamak gerek her zaman.umarım bu tür kampanyalar belli çevrelerin ilgisini çekerde herkes üstüne düşen bazı sorumluluklardan pay alır.

dediğim gibi önce kendi insanımızı yaşayabilir kılmak gerek ki daha güçlü bir toplum,millet ve ülke olarak başka ülkelere de yardımda bulunabilelim.

"Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk'ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün batı teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk Çocuğu, o kabahat da senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin! .. Bu belli. Fakat zekânı unut! .. Daima çalışkan ol..."
Gazi Mustafa Kemal Atatürk

21 Mart 2010 Pazar

Alice in Wonderland









bu ara izlerken en çok eğlendiğim film Alice in Wonderland di. bunun sebepleri arasında şişko kardeşlerin bir tanıdığa akıl almaz benzerliği,REd Queen ve daha birkaç şey var.

Red Queen i izledikçe bu rolü Helena'dan başka kimsenin oynayamayacağına emin oldum. her cümlesi,ses tonu,tepkileri,ukalalığı,kıskançlığı hepsi bir harikaydı.
çoğu zamanda çığlıkları çok eğlendirdi beni :)
filmdeki favori karakterimdi Red Queen :)

White Queen'e gelince çoğu zaman sinir bozucu kibarlığı,çıt kırıldım davranışları beni çileden çıkardı.özelliklede bembeyaz teni,saçı,elbiseleri yanında ironik simsiyah kaşları çok güldürdü beni :)

ve film sonunda film kadar etkili olan Ali'nin yeniden yorumladığı Mad Hatter dansı :)

çok eğlenceli bi sinema gecesiydi :)
sanırım en kısa zamanda birkez daha izleyeceğim Alice in Wonderland'i :)

19 Mart 2010 Cuma

müzikalsever olmak!











müzikal filmleri seviyorum birde kaliteli oyuncular oynuyorsa izlemeye doyulmaz oluyorlar. izlediğim filmi birden fazla izlemeyi sevenlerden değilim ama müzikallerin yeri apayrıdır bende.
özelliklede ;
*Moulin Rouge
*Chicago
*Nine

ama içinlerinden birini seçmem gerekirse şüphesiz Moulin Rouge. bu seçimimde Nicole Kidman'ın etkisi çok büyük tabiki ama Nine'da da onun oynamasına rağmen cık Moulin Rouge benim için hep apayrı oldu ve olacak eminim.

Christina Aguilera, Lil' Kim, Mya, Pink - Lady Marmalade daha 9-10 yaşlarındayken dinlemiştim sanırım Moulin Rouge ilk hayranlığımda bu şarkı ve video klibin etkisini de göz ardı edemem.saçımı klipte Christina'nın saçı gbi yapabilmek için tamamını ördürmüştüm-ki saçım çok gür olduğu için hem benim için hem ören için eziyete dönüşmüştü- :) birkaç gün bekledikten sonra örgülerimi açtığımda saçım Christina'nınkinin kahverengisi gibi olmuştu. öyle sokaklarda gezmiştim
ama pişman değilim yine o kadar saçım olsa yine yapardım. :)

sanırım bir müzikalde oynamak istiyorum evet bunu kesinlikle istiyorum şuan kesin kararımı verdim. :)
hem dans etmek hemde film çekimleri sırasında çok eğlenmek istiyorum bunların sonucunda mükemmel bi film ortaya çıkmalı.

bunu sevgili iş ortağım Hasanşeker'le paylaşmalıyım ve küçük çaplı bir şeyler üretip hayata geçirmeliyiz.

not
:fikir açıklığa kavuştuğu anda Nicole'cüğümün Moulin Rouge'daki bir fotoğrafına kendi kafamı yapıştırıp ilan edeceğim :)

8 Mart 2010 Pazartesi

8 Mart "Dünya Kadınlar Günü"







twitter'da sıkıntıdan dolanırken bu resim çıktı karşıma ve çokta hoşuma gitti.
çok anlamlı olmuş farklı renklerle belirtilen harflerin verdiği mesaj.
"ver kurtul" fotoğrafa tıklayıp büyük haline bakmanızı tavsiye ederim.


kadına yılda 1 kez özel bir gün verip hadi sen onla yetin o sana yeter demek 23 Nisan'da miniklerimizin başbakan ya da cumhurbaşkanının koltuğuna oturtulmasından farksız...
hadi bakalım bugün 8 Mart kutla,konsere git,kadınlara alışverişte indirim yap,bugün onu hırpalama,ona iyi davran,onu taciz etme,ona tecavüz etme,onu öldürme ama 8 Mart bittiği an her şey serbest.


yıllar önce Yasemin Yalçın'ın şu meşhur programı Yasemince de bir skeç izlemiştim.
Kakılmış'ın ya doğum günüydü ya da kadınlar günüydü tam hatırlayamıyorum her neyse o gün İtilmiş onu dayaktan azad ediyordu. 21. yy 'da yaşamamız bu durumu hiç değiştirmedi hala daha böyle trajikomik olaylar yaşanıyordur adım kadar eminim.


kötü şeylerin yanında bugün güzelde bir şey oldu tabi. oscar tarihinde ilk kez bir kadın yönetmen En İyi Yönetmen Oscar'ını aldı; Kathryn Bigelow - The Hurt Locker.
bir kadın olarak bunlarla gurur duymamak elde değil diye düşünüyorum.


sadece senede bir gün kadının varolduğu hatırlanıyorsa varsın o günde olmasın biz kendimizi hatırlatmayı da biliriz :)


ve son olarak ;

Dünyada hiç bir milletin kadını "Ben ANADOLU KADINI'ndan fazla çalıştım. Milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte ANADOLU KADINI kadar emek verdim," diyemez!..

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK.

7 Mart 2010 Pazar

new york,I love u





çok sevdim ya ben bu filmi. istediğim gibi renkli,farklı hayatları konu alıyo ve en önemlisi kişinin kendiyle iç konuşması. filmlerde en beğendiğim bölüm bu. her zaman bi olay vardır kişi önce kötü yönü hakkında bir şey söyler ardından iyi yönü sürekli kendiyle çatışır durur,inkar eder sürekli olanı ama sonunda n kadar inkar ederse etsin aslında istediği olan pozitif sonuç olur ve sonuç hoş bir sonla pekiştirilip verilir. işte bunu seviyorum :)

ayrıca filmde Uğur Yücel'in kısacık da olsa rolü pek bir çatışmalıydı.sürekli gülmek ve ciddi olmak arasında o ilginç çizgide gidip geldi sanki çift kişilikli gibiydi. ama rolünün hakkını verdi onuda bu sayede tebrik ederek yazımı bitiriyorum :)

salsadan oryantele



son kareninde çekilmiş olmasının rahatlığıyla ve yan stüdyodan gelen salsa derslerinin müzikleriyle bir an kendimi kaptırıp dansettim ama sonu yine ciddiyetten uzak olup oryantelle bitti :)
salsa oryantel sentezime rağmen çok eğlenceli bir kapanış yaptık :)



çekim arkası


poz vermenin bu kadar eğlenceli olabileceğini dün anladım tam anlamıyla :)
hem dikkatli hemde hızlıca üstümü değiştirmem gerekirken paravanın arkasında elimin ayağıma dolanması çok eğlenceliydi :)
bir elbiseyle birkaç poz çektikten sonra cıvıyıp dil çıkarmadığım pek az fotoğraf var sanırsam.
poz vermeyi hep çok suni bulmuşumdur ta ki düne kadar. bilmiyorum belki ortamın samimiliğinden ve yan stüdyoda salsa dersleri olmasının da neşesiyle sevmeye başladım bu işi.
bundan sonra sevgili sevgilim ve fotoğrafçım Hasan Şeker için zorluk çıkartmayacağımı umuyorum.
ve bir dahaki çekimde tekrar böyle eğlenmeyi diliyorum.

not:bu ve önceki çekim fotoğraflarını en kısa zamanda ortak blogumuzda yayınlarız diye tahmin ediyorum :)

http://bizimhayalgucumuz.blogspot.com/

5 Mart 2010 Cuma

rengarenk ve jelibon dolu dünya



sıradışı desenli bu tayt favorim oldu sanırım.o taytı giymek istiyorum!



sanki denemeler şeklinde çok da özenilmeden desen çalışması yapılmış bir kağıttan yapılmuş gibi görünen bu sıradışı desenli kıyafet ilgimi çekti.



sanki jelibonlardan yapılmış gibi duran bu elbiseyi önce giymek ardından da yemek istiyorum :)


renkli ve normalden çok farklı olan bu kreasyon Manish Arora 'ya aitmiş.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...