29 Nisan 2010 Perşembe

S.O.S. Tatile İhtiyacım var !




aklımdaki tatil yeri bu fotoğraftakinden başka bir yer değil kesinlikle! herkes böyle bir yerde tatil yapmak ister eminim şartlar elverdiğinde ama benim artık bu tatil ihtiyacım zorunluluğa dönüşmeye başladı. tek istediğim kafa dinlemek,sessizlik ve huzur.hafif ılık bir rüzgar eşliğinde kah müzik dinlemek kah kitap okumak isterim ve tabiki bu eşsiz okyanusta(köpek balıklarına yem olmadan) yüzmek isterim. yemeklere gelince ise farklı tatlar tatmak her zaman değişik olabilir börtü böcek yemediğiniz sürece tabi :) sabah öğle akşam kapınızı güleryüzlü bir yerlinin tıklatıp size yemek bırakması da pek hoş olurdu doğrusu.
ve tabii bronzlaşmayı da unutmamak lazım aşırı yanmadığınız sürece o zaman tatil tam bir işkenceye döner :) o yüzden her şeyi dozunda yapmak lazım ama her türlü hizmeti sunan bir otelin bungalovunda kalmak dozunda olmamalı 1 ay boyunca kalabilir tatil yapabilirim :)

umarım bir gün böyle bir tatile gider ve fotoğraflarımı blogumda sizlerle paylaşırım.

hepimizin iyi bir tatille huzur dolmasını ve yaşadığımız olumsuzluklardan arınmasını diliyorum :)

27 Nisan 2010 Salı

Barney Stinson vs Samantha Jones




How I Met Your Mother izleyen herkes Barney'i yakından tanır bilmeyenler içinse o tam bir kadın düşkünüdür,elde edemeyeceği ve birlikte olmadığı kimse yoktur nerdeyse.

her zaman Barney kadar seks düşkünü bir karakter olmadığını düşünmüştüm.bence diziler içinde o tekti ve sanırım sadece bir erkek böyle olabilir derdim ta ki Samantha Jones'u tanıyana kadar :)


Samantha Jones;Sex And The City de bir karakter çok da hoş bir sarışın kendisi. ve asıl bomba o bence Barney 'nin en büyük rakibi. isteyipte elde edemediği bir erkek yok ve şehirdekilerin hemen hemen hepsiyle ilişkisi olmuş.

bana kalırsa HIMYM'ın bir bölümünde Samantha Jones oynamalı ve Barney'le karşılaşmalılar.umarım senaristininde bir gün aklına gelir bunlar. :)

Sex and the city de ; 4 kadının hikayesi anlatılıyor ve hepsinin tek gecelik ilişkileri,birkaç haftalık ilişkileri ya da uzun süren birliktelikleri oluyor. bazen hayatlarına giren eski erkeklerden kopamıyorlar. içinde çok fazla cinsellik geçen bir dizi ama kadınlarında bir cinsel hayatı olabileceğini ve onlarında erkekleri bir cinsel obje olarak kullanıp atabildiklerini anlatan bir dizi.

ben yakın zamanda izlemeye başladım ama 3. sezonu bitirmek üzereyim nerdeyse eğer merak ederseniz sizde bir bakın derim hem bizim 1.5 saatlik dizilerimiz gibi de değil sadece 25 dakika sürüyor. izlenmeye değer ben severek ve merakla birazda kendimi kaptırarak izliyorum :)


şimdi geçelim yazının ciddi sonuna bir erkek şehirdeki tüm kadınlarla yattığında onun gurur tablosu olarak görülür ve bu çok normal karşılanır peki bir kadın bunları yaptığında neden adı çıkar ?
bir düşünün derim!

23 Nisan 2010 Cuma

Bayramlar ve Yürüyüşler




23 nisan şerefine yapılan bando yürüyüşü herkesi balkonlara döktü.
Yürüyüşler beni çok heyecanlandırır hatta gururlandırıp ağlatır da bazen. Nedendir bilmem ama içimi duygu seli kaplıyor böyle zamanlarda üstüne 10.Yıl Marşı ve İstiklal Marşı' da eklenince tüylerim diken diken olur gözlerim sulanır.Bir de Yemin Törenleri tabi televizyon karşısında izlerken bile duygulanırım.Normalde de sulugöz bir insan olduğum için böyle zamanlarda kendimi tutmak gerçekten güçleşiyor.
Bugün de Gül Teyzeyle balkondan bandoyu izlerken sonlara doğru gözlerimizden yaşlar süzüldü :)











İnsanların bando takımına olan ilgisi ve saygısı beni gururlandırdı bilmem nedendir. Fotoğrafta herkesin evinde Türk Bayrağı asılı ama bu sadece bu güne özel değil. İzmir'de genelde insanların balkonların hep Türk Bayrağı asılıdır.Bazen meydanlardaki İstiklal Marşı çalışmalarında insanların Marş bitene kadar durmaları,geç kalacakları bir yer varsa bile önemsemeden beklemeleri beni çok duygulandırmıştı. İstanbul'da da böyle olur ama bekleyen topluluk gerçekten çok az kişiden oluşur. Bu yüzden 2 şehri karşılaştırmak gerekirse İzmirlilerin bu bağlılıkları çok hoşuma gitti.Böyle bir şehirde yaşamaya başlamaktan çok mutlu oldum. Hata yapmadığımı bir kez daha anlıyorum.

sevgiler

21 Nisan 2010 Çarşamba

arada bşr teknoloji düşmanlığı :)





bu aralar teknolojik özrüm mü tuttu ne anlamadım. bilgisayarın şarj aletinin kablosunu hunharca kopardığım için bir süre internetten uzak bir hayat yaşayacağız. pazar pazartesi gibi bu durumun sona ereceğini hayal etsekte şimdiden biraz sıkılmaya başladık.ama saçma sapan oyunlarımızın uzun saatler sürmesi eğlenceli oluyor:)
yinede bilgisayar başında ne kadar çok vakit geçirdiğimizi ve bilgisayarın elimiz ayağımız olduğunu bir kez daha anlamış bulunmaktayım. gerçektende bu meret bağımlılık yapıyor ama işe yarıyor :)

16 Nisan 2010 Cuma

1 siyam = 1 çocuk






bir siyamla yaşamak tıpkı evde ilgilenilmek isteyen bir çocukla yaşamak gibidir :)

*uyandığında ona günaydın öpücüğü verip onu sevmezseniz asla peşinizi bırakmaz ve asla kahvaltısını yapmaz.bu yüzden her sabahın ilk önceliği o olmalı :)
(aslında bu her uykudan uyandığı zaman geçerlidir)

*kahvaltı sonrası o biraz dinlenmeye çekilmişken işlerinizi halledersiniz ardından onu taramanız günlük bakımını yapmanız gerek bu da çocuğunuzu okula göndermeden önce saçını taramak gibi bir şey.

*ardından ona balkon kapısını açmalı ve biraz kuşları,arabaları,caddeyi izlemesi için izin vermelisiniz bu da çocuğunuzun çizgi film izlemesi ya da oyun oynamasına den düşüyor sanırsam :)

*ve ardından öğle uykusu tek fark ise ya karnınızda ya da belinizle koltuk arasında kalan boşluğa kafasını sokup,kendi çapında uyku ortamı yaratıp orda uyumasıdır bir süre :)

*sizle yeterince zaman geçirdiğine inandığı zaman kendi başına bir şeyler yapmaya çekilir ki bu da çocuğunuzun oyuncaklarıyla zaman geçirmesi gibidir.

*tuvalet kısmı ise biraz daha farklı bir çocuk tuvaletini yaptığında utanıp kaçmaz ya da bunu yaramazlık saymaz ama dino bu konuda biraz utangaç hemen koşarak kaçar tuvaletten çok terbiyeli benim oğlum ya :)

*eğer işleriniz dolayısıyla onunla ilgilenmemişseniz evin içinde bir oraya bir buraya koşar.

*siz herhangi bir şeyle ilgilenirken(yazı yazmak,film izlemek...) yanınızda olmayı ya da yanı başınızda oynamayı çok sever. aslında çocuklarda böyledir. sürekli annelerine bir şeyler sorarlar,onları izlerler ya da yanlarında kendi başına oynarlar :)

*tasma konusunda çoğu zaman sorun yaşayabilirsiniz çünkü genelde özgürlüklerine düşkün olduklarından nefret ederler aslında kim etmez ki ?
bu yüzden biz şu gevşek ve lastikli olan tasmalardan kullanıyoruz. küçükken benimde bir bileziğim vardı kolumdan çıkmayacak kadar dar olduğu için nefret ederdim (şuan bile çok fazla takı kullanamam daralıyorum) bu yüzden bileziği kırmıştım :D

*ve en önemlisi de sanırım iletişimimiz.siyamlar sahipleriyle en çok iletişim kuran kedi türüymüş bu yüzden çok fazla miyavlarlarmış.veterinerden bunu öğrendiğimizde içimin rahatlamasına neden olmuştu.tıpkı soru soran ve yeni öğrendiklerini anlatan küçük çocuklar gibi :)

*uyku pozisyonları hakkında bir genelleme yapamıycam ama dino genelde sırtüstü yatar ve kollarını bacaklarını açıp yayılır :) bazense ışık gelmeyecek şekilde koltuğa dönük yatar ( gün içinde koltukta yatmayı sever ). bazı zamanlarda da bacaklarını karnına çeker top gibi olur çoğu zaman bende böyle uyurum. sanırım benzer yönlerimiz çok :)
kucağınızda uyurken onu hareket ettirdiğinizde ya da kaldırıp yerine götürdüğünüzde tıpkı annenizin size kalk yerine yat dediğinde çıkardığınız ses gibi bir ses çıkarır :)

ve son olarak eğer bir siyamınız varsa aslında bir çocuğunuz var demektir.

benimde siyah burun ufak bir oğlum var ve şuan karnıma sarılmış bir şekilde uyuyor.

Seni seviyorum yaramaz küçük oğlum :)

15 Nisan 2010 Perşembe







ben
bazen
dünyadan
ve
yaşamaktan
nefret
ederim!

14 Nisan 2010 Çarşamba

hastalık dağı




bu aralar hastalıklarla boğuşuyorum.birkaç günlük mide hastalığı serüveninden sonra yataktan çıkabildiğime sevinirken şimdi de ekstra düşük tansiyonum bana yat yattığım yerde diye bir tokat patlattı sanırım.

mide bulantımdan kurtulmuşken şimdi dönen gözlere,uçuşan minik halkalara ve kansızlığa sahibim. en korktuğumsa doktorun bana o içilen minik şişe kan ilaçlarından vermesi(bundan gerçekten korkuyorum).
bugün doktora gidip acı cevabı öğrenmek zorundayım.

13 Nisan 2010 Salı

çilek reçeli




uzun süredir özlediğimi farkedemediğim bir kokuyu almaktayım şuanda. içimi mutluluk ve tatlılar yapma isteği bürüdü :)
aklıma ananemin yaptığı çikolatalı kekler geldi.yapıldıktan bir iki gün sonra üstlerine ev yapımı çilek reçeli döker yerdim. düşük tansiyonum yüzünden yemek yemekten keyif alamasamda sanırım kendimi zorlayıp reçelden kaşık kaşık yiycem.
aklımda birkaç tatlı var hani şu hafiflerinden uydurma tatlılardan. muahllebi ve reçel 2lisi gerçekten hafif olucaktır diye düşünüyorum umarım mideme de dokunmaz.uzun zaman sonra evde yapılmış çilek reçeli kokusu almak beni evimde gibi hissettirdi.
seni özledim ve seni seviyorum pamuk ananem :)

10 Nisan 2010 Cumartesi

temizlik günü



kadınların çoğu temizlik yapmaktan nefret eder genelde ama nedense ben temizlik yapmaya bayılıyorum.
bizim evimizde her cumartesi temizlik günüdür duruma göre ya öğleden önce ya da öğleden sonra yaparım temizliği. tek başıma temizlik yapmayı her zaman daha çok seviyorum çünkü belli bi temizlik programım var ve ona göre yapıyorum (çok garip biliyorum normalde asla böyle programlı biri değilim ). genelde evin en dağınık yerleri salon ve giyinme odası oluyor(özellikle de giyinme odası). hafta boyunca giyinme odasına pek özen göstermiyoruz.temizlikten sonra ilk birkaç gün düzenli olsada sonra dağılmaya başlıyor en azından dolaplarımızın içi :)




tabiki yaptığım temizliği sabote etmeye çalışan bir de yaramaz var evimizde; Dino :)
elektrik süpürgesini kapadığım anda banyoya koşup sarı viledayla savaşıyo :) onunla hem oynuyo hemde sildiğim yerlerde ayak izlerini bırakıyo.bu durumu yaşadığımız her cumartesi evde kavga çıkar ve ben dinoyu temizlediğim odalardan birine koyarım yerler kuruyana kadar en azından.tabiki çıktığında kızgınlığını hemen belirtiyor bende o zaman kızmamaya çalışıyorum ona.temizlik sonunda ikimizde koltuğa yayılıyoruz.ben internette bir şeyler yaparken o genelde yanı başımda uyuyo oluyor hep :)

ve şimdi dinlenme zamanım :)

9 Nisan 2010 Cuma

mide bulandırıcı parkurlar





sanırım bu gece izlemekle en büyük hatayı yaptığımız programdı Fear Factor. işkence gibi olmasına rağmen izlemekten kendimi alamadım resmen hem öğürdüm hem izledim ve izlettim. ikimizinde öğürmesine rağmen kanalı değiştiremedim çok garip ama anlık bağımlılık yapıyor sanırım böyle heyecanlı programlar. sevgili sevgilim (ona adıyla hitap etmek çok garip geliyor nedense sanırım bu zamana kadar pek adıyla hitap etmedim bu da ayrı bir yazı konusu) bilgisayar başında olmasına rağmen onun bile gözü takıldı ve o da hem öğürdü hemde göz ucuyla izleyip değiştir diye bana çemkirdi :) bense en son yarışmacının hangi pislikleri içiceğini merakla bekledim! şuan düşününce kendimi gerçektende iğrenç hissediyorum. o programı izledikten sonra yaptığım jöleyi de yiyemedik :/ belki bunun nedenlerinden biri yanlış meyveli bir seçim yapmamız da olabilir :) daha fazla yazamayacağım sanırım midem bulanmaya devam ediyor ve beynimle birlikte bana çok kızgın olduklarına eminim. :)
sanırım çok uzun bir süre bu yarışmayı izlemeyeceğim :)

2 Nisan 2010 Cuma



SEVGİLİ DAYIM ERTUĞRUL DİKMEN'E

sen ki beni kendimi kapattığım dünyadan çıkarmak için en çok uğraşan insan, öyle çok emeğin var ki üstümde.her haftasonu görüştüğümüzde hep küçüklüğümü anlatırdın bana. en çok eğlendiğimizde etli butlu bacaklarımı ve saçlarımı kazıyışını konuşmak olurdu. her seferinde kahkahalarla güler ve saçımın şuan ne kadar gür olduğunu konuşurduk.
ve tabi mangal günlerimiz olurdu o olmasa bile evde kesin bişeyler yapardın bize. ve her zaman benide yanında götürdüğün büyük kızındım ben.bize kızdığında sadece bir laf söylemen yeterdi.öyle otururdu ki mideme utanır sıkılırdım ama hemen kendime çeki düzen verirdim.
yeni bir motor ya da fotoğraf makinesi aldığında hemen benide çağırırdın,banada denetirdin.ne çok eğlenirdik her gittiğimiz yerde.
sonra çektiğin fotoğrafları gösterirdin bize ya da internette komik şeyleri bazende sana gelen o mail'leri tabi.
sen hayatın boyunca hep anı yaşamaktan yanaydın özenirdim sana çok da önem verirdim söylediklerine,yaptıklarına. motoruna atlar yeni bir maceraya koşardın biz fotoğraflarla takip ederdik seni.
hasta yatağında bile bizi gülmekten kırıp geçirirdin özellikle de hastanede doktorlar ve hemşireler hakkında söylediklerinle.
en önemlisi her zaman nah çekmeyi bilirdin hayata seni üzmesine asla izin vermezdin.
ve hep hatırlayacağım şen kahkahalarını,pür dikkat dinlediğim o güzel anılarını.
sen beni kızın kadar sevdin bende seni en az babam kadar.
seni çok özliyeceğim biliyorum ama bir bildiğim daha var ki sen hep yanımdasın.
seni çok seviyorum dayıcım.
sana söz veriyorum övündüğün kadar iyi yerlere gelicem ve sana layık olucam.
ve yapacağım ilk profesyonel çalışmayı senin için yapacağım.
biz hep birbirine kenetli bir aile olduk şimdi de öyleyiz sadece sen biraz uzaktasın sanki yurtdışındaymışın. daha bir sürü şey yazmak istiyorum ama kelimeleri toparlayamıyorum her şey şuan çok taze zamanla alışıcam ve güçlü olucam söz veriyorum.hayatımın en güzel zamanlarını sana mektuplarımda yazıcam.
seni sevmeyi,özlemeyi asla bırakmayacağım.
seni asla unutmayacağm dayıcım iyiki varsın.
seni çok seviyorum.
iyi geceler




eğer hayatınızda berbat bir şey olucaksa bunlar zincirleme şeklinde gelir ve o dönem cidden uyuyup uyanmamak istersiniz uzun bi süre boyunca.bir süre ağlamakla geçer ta ki göz pınarlarınız kuruyana dek.sonra isyan etmeye başlarsınız sınanıyor muyum diye.
üstelik üst üste gelen şeyler yüzünden de güçsüz düşersiniz.güçlü bi yapınız olsa bile farketmez kalbiniz yorulur nefes almak her zamankinden daha zor olur.
birçok şeyi farkedersiniz o dönemlerde.aslında nefret ettiğiniz kişiye karşı ta en derinlerde saklı o özlem duygusunu bu neden olur hiç bilemiyorum. belki de kaybetmeyi yaşamak dank ediyodur kafamıza.beynimizin en dibe atıp bastırdığı o şeyi yıllar sonra kalbimiz bulur ve buum! duygu fırtınaları,daha çok göz yaşı,keşkeler uçuşur havada.
ben bu dönemimde bunu çok iyi anladım.sanırım bazen nefret ettiğimiz ama özel olan o insanlar hakkında durup düşünmek ve en diplere inmek lazım umut olup olmadığına bakmak için ama bazen öyle ki umut yoktur ve yoktanda bir şey var edemezsiniz.

siz siz olun ağlamamak için kendini tutmayın bazen insanların ortasında ,bazen deniz kıyısında bazende evde.
ben mi ?
bende hiç tutmam utanmam gereken bir şey olduğunu düşünmüyorum.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...