29 Mayıs 2010 Cumartesi

en huzurlu gün bugün




sanırım son zamanların en huzurlu gününü yaşamaktayım.
kahvem,bisküvili tatlım,hafif rüzgar,karşımda deniz boylu boyunca ve binalara rağmen
sahilde kalan bir tutam orman.

denizi izlemeyi çok severim,kesinlikle bana huzur verdiğine inanıyorum. tabiki buna denizci bir babaya sahip olmam ya da 4 yaşıma kadar ağaçlar ve denize yakın bir yerde büyümem de etken olabilir.

aslında bu anı fotoğraflamak isterdim ama ne kılığım ne de saçım buna uygun:)
bu saate kadar üstümden tavşanlı geceliğimle duruyorum.saçım da bir komedi tepeden toplanmış ama yarısı ensemde :)

bir yandan tatlı yiyorum (bu aralar sürekli kafadan uydurma tatlılar yapıyorum) bir yandan kahve içiyorum.arada müzik dinliyorum,oyun oynuyorum.evde tek başıma denize karşı kafa dinliyorum.

umarım herkes bugün güzel ve huzurlu bir gün geçirir.şuana kadar geçirmediyseniz bile umutsuzluğa kapılmayın,daha yarın var :)

28 Mayıs 2010 Cuma

full house




çocukluğumun dizisiydi full house ama biz onu bizim aile olarak bilirdik :)

facebook'ta dolanırken uncle jesse videosuyla karşılaşıncaya kadar full house dizisini bu kadar özlediğimi farketmemiştim.

John Stomas'ın şimdiki fotoğraflarına bakınca kendimi şaşırmaktan alamadım.nasıl da yaşlanmış öyle!
şuan E.R. da başhekimi oynuyormuş.

farkettim ki o yaşlanmış ben büyümüşüm,ben yaşlanıcam kimbilir kimler büyüyecek.

23 Mayıs 2010 Pazar

ben küçükken bulutlar pamuktandı




ben küçükken bulutların pamuktan olduğunu veya beni taşıyabilecek kadar güçlü olduklarını sanardım.küçükken çevremi kendi hayal gücüme dayanarak tanımlardım,ben onun tanımının ne olmasını istersem o olurdu.şimdiyse ne kadar farklı tanımlar ne kadar da uzak hayal dünyama.

en büyük hayallerimden biri de bir bulut üzerinde dünyayı gezmekti.gökyüzünde olmak ya da gökyüzünü izlemek çok iyi hissettirirdi beni. şimdiyse bulutlar ya pek çabuk dağılıyor ya da griler.





küçüklüğümü özlüyorum! kendi hayal dünyamı,kendi tanımlarımı ve en büyük sorumluluğum olan sokak hayvanlarını.

sabah erkenden kalkardım ananemle kahvaltı yapardım ardından yolun karşısındaki büfeye sulugöz almaya giderdim ananemde balkondan bana bakardı. sonra ananemle vakit geçirirdim öğle yemeğimi yedikten sonra arka bahçeye giderdim kedilerimle oynar onlara sütlü ekmek götürürdüm sonrada yeşil fosforlı ipimle atlardım.susayınca ananeme seslenirdim o da balkondan o siyah bez torbayla su uzatırdı bana.bazende çamurdan pastalar yapardım orda burda zıplarken tişörtümü yırtar çamura bulanırdım.her akşam dedem bana çekmecesinden o sevdiğim çikolatayı çıkarır verirdi.çikolatamı yerken bi yandan da taso oynardık.
ben bu huzurlu hayatımı,küçüklüğümü geri istiyorum!
göz yaşlarım sadece yara bere içinde olan dizlerim için dökülsün istiyorum.

22 Mayıs 2010 Cumartesi

imdaat! doyma hissimi kaybettim.





kendime inanamıyorum.
normalde öğünlerimi bile azıcık yiyen ben şimdi doymak bilmiyorum .yemekten bir saat sonra tekrar yemeye başlıyorum.canım sürekli tatlılar,börekler,çörekler,yemekler istiyor.bazen meyve yiyerek bastırıyorum bu hissimi. antibiyotikler ve diğer ilaçların etkisidir belki diye düşünüyorum sonra farkediyorum ki kendimi kandırıyorum :)

geçen gece saat 2 falandı sanırsam.diziyi durdurup mutfağa gittim.bir kase çorbayla birlikte biraz da ekmek yedim.daha 20 dk bile olmadan tekrar acıktım ve gidip ev poğaçası yedim bir tane.ardından daha da yememek için yattım.

sürekli su içmem gerektiği için her yemeğin üstüne biraz su içiyorum ki şişsin de beni tok tutsun diye.

n oluyor mideme bilemiyorum off. sürekli hasan'ın tabağını tırtıklıyorum (kendiminkini hemencicik bititrdiğim için). ilaçlarım bittiğinde doyma hissim yerine gelmezse tonton bir kız olacağım sanırsam.

21 Mayıs 2010 Cuma

gerçekten de kabus!




yıllardır bir filmin gidişatı hiç mi değişmez ya!
bugün elm sokağında kabus'un 2010 halini izledik hep aynı.evet irkildiğiniz sahneler oluyor ama tahmin edebilirsiniz ki zart diye çıkan buruşuk bir adam ve salonu titretecek kadar basla döşenmiş bir ses sistemi.herkes birer kez sıçramıştır.
freddy bütün çocukları öldürmek üzereyken son 2 si kurtuldu freddy'i öldürürdüler derken şimdi onların ebeveynlerine kafayı taktı.onlarda bitince kimi öldürmeye başlayacak merak ediyorum açıkçası.soylarının kökünü kazır heralde.
elm sokağı kabusu bitsin artık.her şey tadında güzel.

göz-lüklerr




yaz sezonunun inceden inceye açılmasıyla gözlük alma isteğim iyice açığa çıktı.her renk her şekil gözlük istiyorum.plaj için büyük ve kemik çerçeveliler,normal zamanlar için ise clubmaster tarzında gözlükler istiyorum.renk renk desen desen :)




annemin genç kızlığından kalma kıyafetlerini,aksesuarlarını karıştırırken bulduğum gözlük daha Lennon tarzında va çerçeveliydi yinede pek bir hoşuma gidiyor kendisi :)

16 Mayıs 2010 Pazar

öyle yürekten





ben izmir'e gelebilecek kadar puan yaptığımı öğrendiğim gün başladı yorumlar. iyi düşün,mantığını dinle,ortada kalırsın,evini özlersin bla bla bla.

açıkcası ne zaman öleceğimi bilmediğim bu dünyada daha fazla keşkem olmasın istiyorum.keşke yapsaydım demek yerine yapıp,yaşayıp,tecrübe etmeyi seçiyorum.
ve ben şimdi kararımla gurur duyuyorum.

mantıklı düşün,mantığını dinle diyenlere ve BİZ'e inanmayanlara Duman'ın bu şarkı sözlerini armağan ediyorum :)



ayrı kaldım
ayıldım bayıldım
sonra uyandım
sonunda ben anladım

öyle yürekten seviyorsan
aklı başından atacaksın
kimi yanında arıyorsan
önce içinde bulacaksın



seni seviyorum :)

BENcil-lik?

aslında bencillik konusunda yazılacak birçok şey var ama ben çok dauzun şeyler yazma amacı gütmüyorum şuan. fotoğraflı bir yazı paylaşmak istemiştim ama bencillikle ilgili bir fotoğraf bulamayacağımı farkettim.bakınırken bencillikle ilgili "her insan bencil doğar!" diye birşey gözüme çarptı. kabul etmediğimiz fakat doğruluğu tartışılamayacak bir söz bana kalırsa. gerçektende her insan bencildir.ben bencildeğilim diye inkar edemez hiç kimse.bu yazıyı yazarken ben bile ne kadar bencil olduğumu düşünüyorum.

bencil olmakla birlikte bazen ne kadar düşüncesiz oluyoruz?

ve tabii biz insanlar neden elimizdekinin kıymetini bilmeyiz ta ki karşımızdaki her neyse onu kaybedene,yıpratana dek?


bir anda aklıma yüzlerce soru takıldı.

sanırsam bencil olmamak pekte mümkün birşey değil ama az bencil olabiliriz belki veya her zaman değil de zaman zaman bencil olabiliriz.
dozunu ayarlayabilmeyi öğrenmeyi isterdim!

daha az bencil olabilmemizi diliyorum :)

14 Mayıs 2010 Cuma

karmançorman bir gece




gondol paniğinden sonra nihayet ayaklarım yere basıyor ve evdeyim:) fakaat sıkmaktan kasılmış sağ kolum beni biraz zorluyor. hadidedik çıktık plan dışı bir sürü aktivite gerçekleştirdik bugün.kapanmış bir agora,kapanmak üzere olan bir kipa ve ardından lunaparkta gondol işkencesi.bir an gazla bindik ama düşmemek için kendimi nasılkastım bilemiyorum.zayıf olmanın dezavantajı gondoldan kaymak.sanırım bir süre boyunca gondola binmemeyi düşünüyoruz :)
zaten en tepedeyken hasan'ın ağzından dökülen yüzbinlerce küfürle beraber benim yeteer çığlıklarım(şuan boğazım acıyor) geceyi çınlattı.

bu gondol işkencesinden sonra sanırım karmaya inanıyoruz :)

12 Mayıs 2010 Çarşamba

yaz sıcakları

daha mayısın ortasındayız ama izmir'de kavurucu sıcaklar başlamış bulunmakta.dün öğlen okula giderken otobüste nefes almakta zorlandım.normalde akşamları serin olurdu ama dün akşam apartmandan çıkmamızla birkaç dakika içinde geri dönmemiz bir oldu. suratınıza alev topu fırlatılmış gibi oluyor resmen :/ genelde arka odanın camını ve salonun camını açtığımızda esinti olurdu evde bu sefer bile olmuyor.
ortaya çıkan börtü böcekler ve her yerde uçuşan kanatlılar da cabası!

eskiden bahar yorgunluğu derdik şimdi ne yorgunluğu bu bilemedim ben. dün 10.5 saat uyumamıza rağmen yorgunum.üstelik çok sıcak olduğundan pencereler açık uyundu dün gece. ve tabii sabah böbreklerim ağrıyor,sırtım ağrıyor,karnım ağrıyor şikayetleriyle uyandık.

sorarım o zaman biz nasıl hasta olmadan uyuyalım?
nasıl geçecekbu yorgunluk?

9 Mayıs 2010 Pazar

uzak yollardan anne ve ananeye





uzak olunca anlaşılıyor canınız olan insanların önemi!
annemi,ananemi öyle çok özledim ki.burnumda tütüyor derler ya işte onun 2 katı kadar. annemle çok sık tartışırdık,birbirimizi yerdik 15 dakika sonra hiçbir şey olamış gibi yine güler,konuşurduk şimdi tartışamayacağım kadar uzakta.her gün telefonla konuşsak bile görmenin,yanında olmanın yerini tutmuyor.18 yıl boyunca ilk kez bu kadar uzun süre ayrı kaldık.ki ben 2 günlüğüne babama giderken bile arabaya bindiğimde annemi özleyen biriyimdir nolursa olsun aramızda.
o benim hayattaki herşeyim!
benim için yaptığı fedakarlıkları asla unutamam. ve bilirim ki gözümün yaşının akmaması için elinden gelen her şeyi yapar.
şimdi öyle çok özledim ki onunla tatlılar yapmayı,tv izlemeyi,bilgisayar için sıra beklemeyi,top oyununu oynamayı.
ben yanındayken kıymetini iyi bilemedim sanırım anne ama öyle anlıyorum ki.
kazık kadar olsam da hala daha seninle uyumayı çok seviyorum anne!


ve tabiki ananem!
o benim meleğim dünya da gördüğüm en merhametli,en temiz kalpli insan.
duygusallığımı ve şiir yazma yeteneğimi ondan aldığıma inanırım hep.annemler tatile giderdi ben gitmezdim ananemle kalır onun koynunda yatardım.birlikte mantı yapardık,börek çörek yapardık.
beni şımartırdı birazda ama onu asla kimseyle paylaşamazdım şimdi biraz büyüdüm duruma göre paylaşabilsemde o hala benim pamuk yanaklı ananem :)
yer ve zamanı önemsemeden telefonu kapatmadan önce öpücükler yollarımız birbirimize.
uyumadan veya evden çıkmadan önce ona uğrarım iki yanağımdanve çenemden öper öyle giderim gideceğim yere.
daha neler neler yazardımonun hakkındaama duygusallaşmaya başladım sanırım yazımı bitirme zamanı :)

biz üçümüz nolursa olsun birbirimize çok bağlıyızdır.ee tabi et tırnaktan ayrılmaz :)

seni seviyorum anane,seni seviyorum anne.

iyiki varsınız iyiki benim annem ve ananemsiniz.

anneler gününüz kutlu olsun kızlar :)

8 Mayıs 2010 Cumartesi

düşüşler üzerine




bu sabah bir magazin programı ünlülerin düştüğü anları gösterdi.düşen için hiç komik olmasa da izleyen için çoğu zaman çok komik olabiliyor(acı gerçek)!

herkes komik düşüşleri izlerken güler,bende gülerim ama benim en büyük fobimdir insanlar içinde düşmek veya bir yere yetişmek için koşarken düşerek dişimi falan kırmak! (ne hayal gücü) saçma gibi gelsede her koştuğum an aklıma gelir bu biraz paniklerim.
insan içinde aptalca bir şekilde düştüğümüzde bazen hayata küseriz utançtan bazense kendimize güleriz.sanırım bu birazda o an ki ruh haliyle de alakalı bir şey olsa gerek.


sonuçta insanız elbet düşeriz ya da düşmüşüzdür ama çocukluğumuzda düştüğümüz zamanlarla bir yetişkinken düştüğümüz zamanlar arasında bir uçurum var

hangimiz toplum içinde utanç verici bir şekilde düşmek ister ki ya da düşmekten korkmaz ki ?

böyle utanç verici olaylar yaşamamamızı ve dişlerimizi kırmamamızı dilerim :)

7 Mayıs 2010 Cuma

teknolojiye güven olmazz!!





internete ne kadar bayılıp söz söyletmesekte aslında internet insanı yalnızlaştırır daha öte boyutu ise asosyalleşip,gözlerinizin kurumasıdır.

dikkat!
bazı zamanlar da teknolojiden nefret etmek ve aradaki bağı koparmak gerektiğini unutmayalım.
ve ara sıra bilgisayar olmadan zaman geçirdiğimiz o günleri hatırlamalı yine o eğlenceli şeyleri yapmayı ya da en azından iletişim kurmayı denememiz gerek.

not:çektiğim tüm özel fotoğrafların o aptal harddisk te olması ve o garip aletin bozulması yüzünden tüm emeklerimin uçup gittiğini bilmek beni teknoloji düşmanı olmaktan vazgeçiremiyor şu aralar!

3 Mayıs 2010 Pazartesi

En İyiler




tam tarih veremeiyorum ama şu birkaç haftadır izlediğim En İyi Türk filmiydi Herkes Mi Aldatır? .çok orjinal bir film olmuş mekanın sadece otel içi olmasına rağmen hiç sıkmıyor tam tersi sürekli bir şeyler oluyor ve gülmekten yanaklarınız ağrıyabilir şahsen benim ağrıdı :). oyuncularının kalitesiyle birlikte repliklerin orjinalliği deinanılmazdı.arada hoş mesajlarda veren bir evlilik komedisi bu film.
izlemenizi şiddetle öneririm :)



ve şimdii




izlediğim en iyi çizgi filmler arasında yerini ön sıralarda alan 'How To Train Your Dragon' a geldik. gerçekten çok iyi bir konusu var. abuk sabuk çocuk çizgi filmlerine benzemiyor hatta yetişkinlerin bile izleyebilecekleri tarzda bir film olmuş.çoğunlukla baba-oğul arasındakş düşünce farkından ortaya çıkan bir film. ben afişini gördükten sonra vizyona girmesini dört gözle bekledim.çıkar çıkmaz olmasada birkaç gün sonra izlemeye gitmek zorunda kaldık 23 Nisan dolayısıyla :)
biraz olsun bu aralar bir değişikliğe ihtiyacınız varsa kesinlikle izlemelisiniz.
biz filmi izlerken keşke bizimde ejderhamız falan olsa demeye başladık. çok eğlenceliydi aşırı duygusal olduğum için kimi hüzünlü sahnelerde içim parçalandı diyebilirim.


ve buradan Palmiye Avşar Sinemasına (ucuz biletler ve boş salonlar sağolsun) hemde yürürken sürekli kolunu mıncıkladığım sinema arkadaşım Hasan Şeker'e teşekkürlerimi sunuyor ve öpücükler yolluyorum :)

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Hoşgeldin Fırın

tey tey artık bir fırınımız var :)
gelsin kekler,kurabiyeler,börekler,çörekler ve tabiki gelsin kilolar :)

yinede ailecek pek bir mutluyuz fırınımızla.mutfakta yeni tatlar denemeye başlıycam.
yakın bir zamanda pasta malzemeleri satan bir dükkan bulup gıda boyası ve birçok malzeme almayı planlıyorum.renkli ve şekilli kurabiyeler yapıcam.







ilk olarak browni yapıcam :) ardından yağsız yapılan Pembe'nin keki :) (arada bir az kalorili şeyler yemek iyi olacak)






yemek olaraksa uzun zamandır yapmayı istediğimiz beşamal soslu fırında patates yapıcaz. (gerçekten çok severim)

yemek konusunda fırını genelde evimizin en iyi aşçısı olan HasanŞeker'e (muçka) bırakacağım.
tatlı konusunda o da bana bırakacak fırını :)

fırınımızda yaptığımız güzel şeylerle birlikte dalgınlıkla yaktıklarımızı da paylaşacağıma söz veriyorum :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...