29 Ağustos 2010 Pazar

isviçreli bilim adamları da haklı olabilir


bilim adamları haklı olabilir biz kadınlar alışverişi seviyoruz ya.acaba hayatımın ne kadarı alışverişte geçmiştir ya da geçecek çok merak ediyorum. birkaç saat ayakta kaldığımda belimde ciddi ağrılarla boğuşmak zorunda kalacağımı bile bile viaport'a gittim.neredeyse 4/3 ünü gezip sadece mango outlet ve gratis'den bir şeyler aldım.kadınların mangoda kapış kapış her şeyi alıp bitirmesine rağmen 2 müthiş şey buldum.1. petrol yeşiliyle su yeşili arasında (emin değilim öyle afilli renk isimlerinden pek anlamam) bir yeşilde çok güzel bir ayakkabı buldum. direk reyonda simsiyah ayakkabıların arasındaydı ve evet küçük bir ayakkabıydı.hemen kıvrılarak reyona koştum ve kaptım numarasına baktım 36(evet ayaklarım biraz ufak ) o an içimden dua ettim ucuz olsun alayım diye.hemen denedim baktım oldu yüzümde bir gülümseme.hemen aldım elime yürürken renkli bir kemer takıldı gözüme ayakkabının yeşilinden vardı içinde güzel bir kemerdi.mangoda normalde baya pahalı olabiliyor kemerler.gerçi pek kemer kültürüm yoktur ama bir kemere 10 tl den fazla para pek vermem yani istisna olmadığı sürece. bir de hoş bir fosforlu tişört buldum. şimdi etiket fiyatlarını açıklıyorum.inanılmaz ucuzdu ayakkabılar 20 tl ve cidden süperlerdi,kemer 5tl,tişörtte 5 tl ydi.mangodan onları aldıktan sonra zaten mağazalara girsemde mutluluktan pek bir şey alasım gelmedi.bir tek gratis'den kişisel bakım ürünleri aldım.onlarda çok pahalı değildi hep depo fiyatına bugün alışverişten pek memnun ayrıldım bel ağrıma rağmen.
her neyse bu arada şu naylonumsu çantalar oluyor hani böyle katlanıp minicik oluyor 2 tane onlardan aldım ama fiyatlarını bilmiyorum ne kadar normalde hediye olarak geldi bana. bi tanesi çilek şeklinde içinden çanta çıkıyo çantanın bi ucu çilek kalıyor diğeriyse daha farklı fıstık yeşili üstüne pembe benekli minik bir kare halini alıyor ama bugünden işime yaradılar.çilekli olanı anahtarlık yapmayı planlıyorum :)
şimdi bu fotoğraf ne alaka diyebilirsiniz çünkü tamamen farklı bir konuya geçiyorum :)
pamuk şeker evet şu bildiğimiz pembe pofuduk.bugün annem kipa'dan almış.tabi içinde o tahta çubuğu yoktu üstelik birazda ufaktı ve paketteydi.süper olmasada uzun süredir ilk kez yediğim için bayıla bayıla yedim.sonra düşündüm cidden ne kadar oldu diye yemeyeli yanlış hatırlamıyorsam 2-3 yıl önce fesane'ye iftara gitmiştik orda ya macun yemiştim ya da panuk şeker tam hatırlayamıyorum.eğer o zaman yemediysem durum daha vahim taa bostancı lunapark'ındaki günlerime kadar uzanır.
ne kadar eğlenirdim o pamuk şekeri yerken.heyecanla pamuk şekercinin onu çubuğa dolamasını beklerdim.koskocaman pembe bir bulutu anımsatırdı bana.yerken ağzım,yanaklarım yapış yapış olurdu.çok da mutlu olurdum,etrafta koşuştururdum.o zamanlar ne güzelmiş.çocukluğumu özlememek elimde değil.lunaparklar dışında satıyorlar mı artık acaba? yine sabırsızca pamuk şekercinin başında bekleyip elinden kapıp,yapış yapış olarak yemek gerek yakın zamanda :)


*bu arada fotoğraf makinamın usb kablosunu unuttuğum için ve İstanbul'daki bilgisayarım masaüstü olduğu için birçok şeyin fotoğrafını paylaşamıyorum.artık İzmir'e gidince bir şekilde paylaşıcam :)

27 Ağustos 2010 Cuma

pilates

bir önceki yazdığım yazıdan sonra artık kafama tak etmiş de yazılmışım gibi oldu ama olay baya farklı gelişti.erkek arkadaşımın spor salonunda kampanya olduğunu haber vermesiyle 4 kişi bir anda yazılmış bulunduk spor salonuna.
ben böyle hurra spora başladım o kadar yazıdan sonra falan.şimdi siz beni balık etli hatta toplu sanıyorsunuz doğal olarak aslında değilim. ee neden girdin derseniz her kadının sorunu selülit ve sıkılaşma problemini topluca yaşıyoruz :)
izmir'deki en sevdiğim arkadaşlarımdan biriyle beraber pilatese ve sıkılaştırma programına başlıycaz izmir'e gittiğimizde.(bıngıl bacaklara son!)
öyle büyük paralar falanda ödemiyoruz kampanya olduğu için 1 kişinin 6 aylık ücretini 2 kişi yarı yarıya ödüyor 1 üyeye 1 bedava tarzı bir şey oluyor. baya da büyük iyi bir merkez bakalım twitter'a da yazdım gisele bunchen gibi bacaklarım olmadan çıkmam ordan artık diye büyük konuştum ne diyelim allah utandırmasın :P.yok ya kafaya koydum sütun gibi sımsıkı bacaklarım olacak kararlıyım uleen !
ebru şallı yanımda halt edicek o kısacık boyuyla çok süper olucam :P ehehhe
bakalım tutturduk atıldık bir maceraya sonumuz hayır olsun.pilatese başlandıktan sonra dayak yemiş gibi oluyomuşsun hatta okulda vücut geliştirmeye giden bazı arkadaşlarım ertesi gün robocop gibi geliyorlardı(abartmıyorum valla) :/ napalım gerektiğinde ne acılara katlanıyoruz bunlara katlanıcaz. :) resmen özgüven patlaması yaşadık 2 dakikada :D
neyse bir heyecanla hemen paylaştım. başladığımızda komik fotoğraflarımız olursa kesin paylaşırım.burdan olmasa bile zaten twitter da olucaktır. =)

couch potato

resmen bir coach potato'ya dönüşmek üzereyim.şuan bu acı gerçeği farkettim ve caydırıcı olsun diye yaziyim gördükçe utanıp değişiyim dedim. geldiğim ilk günler ne güzel alışverişe falan çıkmıştım hatta fazla yoğundum falan derken şimdi evden çıkmamakla birlikte habire yiyiyorum.bu eve kapanmamda sıcağın etkisi olsada yakında bir hımbıla dönüşmekten korkuyorum. her gün saat 11.30 da falan kalkıyorum 12 de kahvaltı yapıyorum yatarak tv izliyorum.sıkılıp 4-5-e kadar interntte takılıyorum.ardından iftara kadar tv izliyorum kedimi tarıyorum,iftara kadar da çikolataları lüp lüp götürüyorum. mide rahatsızlığım olduğu için oruç tutmak mide asitlerimin beni delme ihtimali yüzünden yasak :) iftardan sonra ya tatlı ya da çekirdek yiyiorum biraz tv izliyorum akşam 10-11 gibi internete giriyorum 1 de falan çıkıyorum 2-3 e kadar tv izliyorum ardından uyuyorum.bu aralar dışarı çıktığım tek eylem dişçiye gitmek.
şimdi ben böyle anlattım siz beni kilolu sanıyosunz doğal olarak ama ben o yiyipte aşırı kilo almayan kesimdenim.

14 eylül'de izmir'e dönüyorum sanırım bugünden sonra dışarı çıkmaya,birkaç arkadaşımla görüşmeye,arkadaşlarım için doğum günü hediyeleri bakmaya başlasam iyi olur.hem terkosa gidip alışveriş yapmadan izmir'e dönmemem gerek.
İzmir'e gidince spora başlamayı planlıyorum pilates falan derken vücudum sıkılaşmalı biraz.
neyse bugün son coach potato günüm olsun biraz daha internette takılıp tv izlemeye gitmeyi planlıyorum :)

26 Ağustos 2010 Perşembe

Dino


isminin uzun bir hikayesi var biraz da karışık.ekim sonu gibi katıldı ailemize.o zamanlar 2 aylık falandı,minnacıktı şimdi kocaman adam oldu.bu fotoğrafta kıştan kalma zaten.aslında biz dinoyu aldığımızda izmirdeydik fakat şuan istanbul'da annemle birlikte yaşıyor.(bu da karışık bir hikaye)

dün ufak bir operasyon geçirdi bugün çok çok iyi durumda hafif hafif neşesi gelmeye başladı bile. operasyon sırasında baygın olduğu için biraz kötü gözüküyordu o zaman ağlamadım ya bir daha ağlamam.operasyon sonuna kadar patisini avuçlarımdan ayırmadım.
neden o zaman ağlamadıysam bir daha ağlamam dediğimi de anlatayım.
izmirdeyken ufak bir kaza geçirdmişti arka ayağında çok da önemli olmayan bir kırık vardı.tabi ben onu o halde gördüğüm an yaygarayı kopardım.resmen bağıra bağıra ağladım herkesin içinde utanmadan.ardından koştur koştur veterinere gittik ben altımda kuzulu pijamam ve montum eblek ve sulu suratımla veteriner bir şeyler olduğunu anladı tabi.hemen röntgene aldılar ben tabi ağlamaya devam veteriner odadan çıkmamı istedi sonrada sevgili sevgilim tarafından sakinleştirildim. işte bu olaydan dolayı bir daha ağlamam dedim.
tabiki dünkü operasyon boyunca ve sonrasında da ara ara ağladım ama öyle kıyametler koparmadım.
zaten duygusal bir insan olan ben konu hayvanlar olduğunda özellikle de bana ait olanlar konusunda aşırı hassas ve bir o kadar da panter emel kesiliyorum.
bu konuda en çok sıkıntı yaşattığım insan sevgilimdir. çünkü karşıdan karşıya geçen bir hayvan gördüğümde sıksık o geçene kadar çığlıklar atarım,bir şey olmaması için dua etmeye başlarım ya da onun peşine atlarım. bu konuda ciddi anlamda hassasım. bir keresinde araba çarpma tehlikesi geçiren ama hiçbir şey olmadan karşıya geçen köpek için kaldırımda ağlamıştım.
garip huylarımdan biri de çevremdeki hayvanları bireyleştiririm.onlara insan muamelesi yapar konuşurum falan. ama ben böyleyim bir hayvan delisiyim biraz duygusal ve garip biriyim.
söz konusu dino olduğunda zaten kıyametler koparan ben tabiki onu da bir birey haline getirdim ve onu çocuğum olarak görüyorum Suat beye inat.(izmirdeki veteriner)
neyse şimdilik başka bir şey yazıcakmıydım hatırlayamıyorum alerji hapımı içmem gerektiği geldi aklıma kafam allak bullak oldu.
bu arada noktalamalara ayrımlara pek dikkat etmedim çünkü üşendim kusura bakmayın.bir de izleyicilerin sayısının artmasıyla yine mutluluk pompalıyorum :)

25 Ağustos 2010 Çarşamba

cosmopolitan


sex and the city ile hayatıma giren cosmopolitan sanırım favori içkilerimden biri haline geldi.özellikle mert'in yaptığı enfesti üstelik kamışa taktığı ufak vişneyle birlikte çok hoş gözüktü gözüme.istanbul'da öyle gece dışarı çıkıp da içeceğim pek arkadaşım kalmadı eskidenmiş o. neyseki 17 gün sonra izmir'e gidiyorum.şaka maka derken izmiri,evimi,odamı,yatağımı yastığımı,dostlarımı ve tabiki sevgili sevgilimi özledim.
gidince yapıcaklarım listesinde olanlardan biri de spr 'deki cosmopolitanı tatmak olucak. maddi durumum el verdikçe izmirdeki tüm cosmopolitanları denemeyi planlıyorum arasından en iyisini seçip oraya dadanmayı düşünüyorum :)

ikea'dan çocukluğa dönen yazı



dün ikea'nın kataloğu gelmişti ona bakarken bir anda çocukluğum geldi aklıma nasıl mı ?

ben küçükken biraz gariptim sanırsam.her haftasonu gazetenin ekleriyle gelen koçtaş,bauhaus,carrefour ve çeşitli ev dekorasyon dergilerini toplar koltuğa oturur bir de elime kalem alırdım.güzel büyük bir evim olacaktı tek başıma yaşayacaktım bir de köpeğim olucaktı tabiki.üstelikte iyi bir işim ve maaşım olucaktı.hayallerim hep böyleydi. alırdım elime kalemi evimin salonunu,çalışma odasını,mutfağımı,yatak odamı kısacası evin her yerini dekore ederdim eşyalarımı falan seçerdim.o kadar dergi arasında baya zamanımı alırdı.sonrada yatardım gözlerimi kapatıp evimin ve hayatımın hayalini kurardım.ee nedne erkek arkadaşın falan yok derseniz o sıralar babamdan pek haz etmediğim için feminist takılıyordum bacak kadar boyumla:) düşününce ne komik geliyor şimdi.
ben öyle çok barbie si olan bir tip değildim 2-3 tane vardı sonradan sardım barbie oynamaya annemin terliklerini araba yapardım onlara :)
genelde sokakta kedi köpek peşinde koşar kola kapaklarına çamurdan pastalar yapar yapraklarla süslerdim. bir de yaprakların para olduğu garip evcilik oyunlarımız vardı apartmanın yan bahçesinde.o kadar teknolojikti ki duvarda bir çıkıntıya basardım kıyafetlerim değişirdi falan :) otoparktaki arabalardan kendimize araba seçerdik yanında durur kullanıyomuş gibi yapardık çok fiyakalı oyundu o zaman.
tabi sonra şartlar değişti oyunlarda değişti dokun bana adlı yarışmadan sonra bizde onu oynardık saatlerce bir arabaya dokunarak zaman geçirirdik.küçükken tv'den ne kadar da etkileniyormuşuz.şimdi biri gelse de oynayalım dese hayatta oynamam.saatlerce deli dürtmüş gibi güneşin altında.
yaş ilerledikçe her şey değişiyor tabi daha sonra vahşi güzel klasiği oluştu bizde saati geldimi sokaklar bomboş olurdu.kanal d deki haberlerden önceki dizi hatırlarsınız.her kızın hatta erkeklerin bile izlemişliği vardır bazı sahneler dolayısıyla :)
sonra the o.c. falan başladı sonra da hatırlamıyorum koptuk gittik.artık eskisi gibi değil sitede pek çoluk çocuk yok ya da oyunları farklı ben10 falan oynuyolar garip garip.
bizim çocukluğumuz daha güzeldi ya lastik(3gen şekli alınıp 3 kişinin içerde ipte durduğu 3 kişinin de oynadığı karmaşık oyun) oynardık off o çok eğlenceliydi işte şimdi olsa oynarım söylemesi ayıp çok iyiydim o oyunda girdim mi yanmazdım asla (H)
neyse işte bu da böyle bi ikea'dan başlayıp çocukluğa uzanan garip bir yazı oldu bitti.

*bi ara baya yazıyım ben çocukluğumdai o maceralrımı ya hatta bir gün cesaret edersem ve o şarkıyı hatırlarsam çocukluğum en utanç anını yazacğım =)


24 Ağustos 2010 Salı

Khoda



HBBA'yı izleyenler diyecek ki e aynısını o paylaştı zaten hatta bunların aynısı onda da yazıyor diye ama ben onu bilmeyenler için ayrıca bu çalışmayı hatta eseri kendi blogumda da paylaşmayı bir borç bilirim.
izlediğimde hayran kaldım gerçekten.çok fazla bir şey söyleyemiyorum çünkü cidden kelimelerim yetersiz kalabilir ben çok beğendim. birazda bilgi verip sizi başbaşa bırakıyorum.

bu eser 6000 den fazla tablodan bir araya getirilmiş 2 yıl sürmüş bu halini alması ve yaratıcısı Reza Dolatabadi.



"Bir film düşünün herhangi bir anında pause tuşuna bastığınızda karşınıza bir tablo çıksın"



http://vimeo.com/2074812



belki'li garip'li yazı




eve gelir gelmez ilk iş pijamalarımı giyiyorum üstünde ayılar kediler armutlar falan var biraz eskidi ama seviyorum yumuşacık hem serin tutuyor.bu ara ayaklarım üşüyor biraz da karnım ağrıyor zaten o yüzden gökkuşağı kadar renkli çoraplarımı ayağımdan çıkarmıyorum.bilgisayar sandalyem biraz belimi acıtıyor.İstanbul'da masaüstü bilgisayarı kullanıyorum o da biraz eskidi sanırsam arada bir donup kalıyor.her şey eskimiş biraz odamda bende dahil..bu aralar çikolata yiyesim bile gelmiyor inanın ben ki bir oturuşta bir kalıp çikolata yiyen,o koca milkaları mideye indiren hatta bazen yemek kaşığıyla nutella yiyen insan.artık canım bir şey istemiyor.şimdi bisküvili bir çikolata aldım kendime biraz geveleyeyim istiyorum.midem bir garip asitler dans etmeye başladı yine sanırım.dışarı çıkasım var ama evden de çıkmayı hiç istemiyorum.oturma odasındaki koltukta yatarak geçiyor günlerim tnt falan izliyorum.samantha who ve less than perfect en çok onları izliyorum eğlenceli.bu aralar mutlu edicek,güldürecek şeyler izliyorum aslında hep öyle izlerim mutsuzken ve aslında ben nedense hep mutsuzum.garip anlamış değilim durumumu ya neyse.ufak bir ajanda buldum kendime lacivert babamdan kalma olsa gere.hangi yıldan olduğuna dair hiçbir şey yazmıyor.ona notlar alıyorum.harcadıklarım,beğendiğim şarkılar diziler kitaplar ıvır zıvır.sevmediğim huylarımı sevmediğim, huylarını yazıyorum.
bir sürü bebe kolonyası var odamda sürekli sürüyorum ardından omzumu kokluyorum.o kadar çok sürmüşüm ki her yerim kolonya kokmuş.sen hep bana istanbuldan geldiğimde "istanbul gibi kokmuşsun yine" derdin acaba bu sefer nasıl kokucam.
2.5 hafta sonra falan izmire gidiyorum malum okul başlıyor aslında pek de hazır sayılmam hiç de dinlenmiş gibi değil ruhum.ne oraya gidesim var ne burda kalasım aklım almıyor.bahçede oturan ayaklıgazete apartman dedikoducularının bile benden fazla yaşam sevinci var imreniyorum.ben bu yaşta neden böyleyim üstüme ölü toprağı serpilmiş olsa gerek.neyse şimdi dizi izleyip çikolata yemeyi planlıyorum.belki bir saat sonra yine ruh halim değişir çok mutlu olurum..
ne çok belki ve garip dedim bu yazıda.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

bir robot kadar bile mutlu olsam yeter bana aslında.
bıkkınım,canım sıkkın,mutsuzum.

o bunu hep yapıyor.



aslında Feridun Düzağaç albümlerini ayırmadan severek dinlerim ama bu son albümü gerçekten beni benden aldı.bilemiyorum belki duygusal karmaşam,objektif olamamam da etkili ama dinlemenizi kesinlikle tavsiye ederim.ben önce şarkı sözlerini okurum şarkılarının ardından dinlerim bir şarkı sözü bir şarkı diye gider bazen bilmem nedendir.sırf şarkı sözlerini okurken bile büyük keyif alıyorum. şu şarkılarını dinleyin diyemiyorum bence hepsini dinlemelisiniz.her bir şarkı çok farklı birbirinden.bu arada albümün adı Meyil Adresim Sensin.
dinlersneiz pişman olmazsınız diye düşünüyorum.bunlarda şarkıların isimleri 10 şarkıdan oluaşn bir albüm :
Ağır Ağır,Mütamadiyen ağlıyorum,Bir varmış bir yokmuş,Rüya,Devrik,Hayat Neden Şekil Yapıyor,Aşkın Önsözü Ayrılık,Sensiz,Iz,Bir Aşk Masalı



" Albüm henüz çıkmadığı için pek bir bilgimiz yok, Sensiz ve Mütemadiyen Ağlıyorum duyuldu şimdiye dek. Albümde bizi neler bekliyor?
Hiçbir albümde bu kadar çıplak kalmamıştım. Dinleyince hemen farkı anlaşılacak 2 şarkı var. Bir tanesinin nakaratı ‘Ben koydum her şeyi, çok zorlandım yoluna…’ Devrik, şarkının adı devrik, cümle devrik, şarkıyı yazan adam devrik… Bir kadına git yolun açık olsun derken bile onu demiyor, kastım buydu. Diğeri de sokak ağzına yaklaştığım bir şarkı, buram buram farklı kokuyorlar zaten. Bir daha da albümden önce çıkış yapmak düşüneceğimiz bir şey değil, bizi çok yoruyor."

demiş bir röportajında. işte o röportaj :
http://www.feridunduzagacfan.com/televizyon-gazetesi-roportaji-mart-2010

17 Ağustos 2010 Salı

Biz Kadınlar

umut ederiz






ne kadar zaman geçerse geçsin çekinebiliriz





aramıza mesafe koymanızdan nefret ederiz



en azından hep elimizi tutun isteriz





çok kazık yeriz,garip arkadaşlar edinebiliriz





son rötuşları severiz







sizin gibi düşünmeye çalışırız





arkamızı döneriz ama kolay kolay çekip gidemeyiz.

15 Ağustos 2010 Pazar

çocukluk trajedisi!

bisiklete binmekten nefret ederim hatta korkarım bildiğin.yıllardır bisiklete binmem çünkü altında bir çocukluk travması var.taa eski zamanlarda bayılırdım bisiklete baya da güzel binerdim hatta benden büyüklerin bisikletlerine bile binerdim taa ki o güne kadar!(dı dı dı dı)

işte benim tarjikomik hikayem :)

yine yaz tatili rutinlerinden biriydi ben neşe kelebeği bir artislikler bir şaklabanlıklar öğle sıcağında bisiklete biniyorum annemden gizli.(çocuk aklı) neyse işte ben sitenin sonlarına kadar gidiyorum vızır vızır en son o köşeyi döndüğümde duran araba bir anda hareket etti. o üstüme geliyor ben onun üstüne gidiyorum.freni sıksamda nafile güüüm!. ben arabaya burundan çarptım ve o hızla arabanın kaportasına 2 seksen uzanmışım.bacaklarım camda bildiğin hayat maximumda pozu :D . şansa cam kırılmadı arabaya da bir şey olmadı(oha sana bir şey olmamış ya kendini düşün falan diyebilirsiniz ama annemlerde gizli bindim mazallah adam öde falan dese bittim). ben turp gibiyim tabi sadece bir an şok geçirip o an neler olduğunu idrak edemedim.sonra bir anda çığlıklar falan baktım biri beni kucakladı indirdi yere.sonra ben gözümü açıp hiçbir şey olmamış gibi kalkınca herkes derin bir nefes aldı.bende o günden sonra bir daha bisiklete binmedim.annemlere de " ya sıkıldım ben bisiklete binmekten zaten site araba dolu herkes biniyor bincek yer kalmıyor" falan diye geçiştirdim(havamdan da ödün vermiyorum yani).
sonra paten maceram başladı neyseki onda baya iyiydim sitenin çocuklarıyla yarışırdım baya iyi kayardım o zamanlar şimdi bir denesem nolur bilmem :)
her neyse işte o gün bugündür bisiklet dendimi içim bir fena olur,ödüm patlar. birkaç yl öncesine kadar ada!da bisiklete binelim tekliflerini hep "kene var ya deli misiniz adaya mı gidilir" diyerek püskürttüm.şimdi ya 3 tekerlikle bisiklete binebilirim ya da şu çok kişili olanlar varya hah onlara binebilir.başka türlü hiç cesaretim yok malesef.
çok yaramaz bir çocuk oldğum için dizimde maziden kalma yara izleri,kaşımda dikiş,belimde yara izleri falan anı olarak kaldı bana. :)

14 Ağustos 2010 Cumartesi

karman çorman saçma sapan bir şey

Dikkat! okumasanızda olabilecek bir yazıdır bu,hay ya boşuna okudum bi b*k da yazmamış demeyin uyardım.

blogumun ilk zamanlarında boş sandalyelere şarkı söylemek derler ya hah bende işte öyle kendi kendime yazıp sonra da yazdıklarımı okuyordum.o zamanlar izleyicilerim 3-5 le snırlıyken bir anda artmaya başladı özellikle şu son zamanlarda aman allahım keyfime diyecek yok 30 'u da gördüm ya.baktım artıyo misafirlerim kendi kendime "kızım bak sende oha kaç izleyicisi var vay be dediğin o blog yazarları gibi olursun"dedim.
sonra bu yazıyı yazmaya karar verdim.geçmiş geldi aklıma aah ahh her gün izleyici sayıma bakıp içim daralırdı.sonra amaan salla ya sanki izleyicim çok olunca para mı vericekler diye saldım kendimi.hatta bi ara bildiğin bir arkadaş,bir günlükmüş gibi davrandım bloguma. kim ne derse desin blogum canım ben her zaman bir tık kadar yanımda.bugün onunla aramdaki bağın tamamen koptuğunu hissettiğim en yakın arkadaşımdan bile daha değerli benim için.
sövesim var o hatuna kızgınım ama artık umrumda bile değil ne hali varsa görsün derler ya hah öyle işte yalvarsa sümüğümü bile sürmem artık ona.
saptım konudan da baya işte yani çok izleyicim var d,ye mutlu oldum yazdım olay bu yani başka bir şey yok :)
izlenmekten mutlu olan ve bunu yazarak izleyicilerine bir nevi teşekkür eden ilk blog yazarı olabilirim ya da olmayabilirim önemli değil.

bu arada Murat Menteş'in Dublörün Dilemması diye bir kitabı var tavsiye ederim baya değişik bir kitap adı da güzel kapağıda (ben bazen kitap alıcağım zaman kapağına ve adına bakarak alırım benim gibiler varsa diye söyledim).
neyse görüşmek üzere bir de şarkı patlatıp gideyim :*



Noisettes - Never Forget You
Yükleyen umusic. - Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaÅ�ayın!

13 Ağustos 2010 Cuma

daha mutlu olamam


bunu senle paylaşmazsam nankörlük olurdu blogum,her zaman yanıbaşımda olan can dostum.
hayatımın en mutlu 20 dk asını yaşıyorum.noluyor be kafayı mı yedin diyebilirsin evet böyle giderse mutluluktan yiyeceğim.sanırım 1 yılı aşkın süredir sevinçten ağlamamıştım(öss puanımı öğrendiğimde korkuyla ağlamıştım kazandığımı anlamayıp sonra sevince döndü o ayrı).evet evet doğru okudun sevinçten ağladım :) 1 saat önce ağlayarak bir mail yazdım ve sonucunda sevinçten ağladım.şunu da söyleyeyim beni sevinçten ağlatan da babamdı(waoooow). ve de bunu ilk kez yaptı o yüzden bana yazdığı o sözleri kaydettim hep :) oturup günlerce sevinçten ağlayabilirim öyle bir coşku ki içimdeki.işte böyle bir şey.öyle şapşal durumdayım ki şuan dondursalar beni hep böyle huzurlu mutlu kalsam ne güzel olur :)
bugün 13 ağustos 2010 babam beni çok mutlu ettti tarihe geçsin bu tarih.üstelik 13 ü uğursuz derler ama bana uğur getirdi.aklıma üzerinde kara kedi olan ve 13 yazan tişörtüm geldi kimbilir nerde şimdi.hemende konudan saptım neyse bir şarkıyla veda edeyim.
öptüm seni şapşup blogum,can dostum :)



Mor ve Otesi - Daha mutlu olamam
Yükleyen sayit. - Video klipler, sanatçı röportajları, konserler ve çok daha fazlası.

12 Ağustos 2010 Perşembe



bir kadını mutlu edebilmek




















Çok şahane inanmış gibi yaparım ben,
Yeter ki sen kandırmak için bi şeyler yap.



ne de güzel söylemiş söyleyen.hey siz erkekler,kadınlar ne ister diye kafa patlatıyorsunuz ya hah işte bazen o kadar yormanıza gerek yok kendinizi bunu bulmak için.kandırmak için bir şeyler yapsanız da yeter çünkü biz kadınlar inanmaya her daim hazırızdır.
mutlu edin sevgililerinizi durduk yerde onları öperek,seni seviyorum diyerek,seni özledim diyerek...
hiç farketmez biz bazen mutlu olmaya bahane ararız. :)

10 Ağustos 2010 Salı


İstanbul beni kısırlaştırdı mı ne?
hiç blog yazasım gelmiyor eğer bir şeyler yazdıysam da hiç tadı yok pek bir sıkıcı ne bileyim.ben bile sıkıldım bir an kendimden.İzmir'i özledim.oradaki nasıl gideceği belli olmayan o deli hayatımı özledim.arka balkonda kahvaltı yapmayı,pencereden ayaklarımı sarkıtmayı,film izlerken uyumayı her şeyi özledim.evimi özledim en başta.kendi düzenimi.bazen 1 hafta dağınık bazen sürekli toplu :)
sinemaya gitmeyi özledim,ara sokaklardaki kedileri özledim.akşam çocuk parkında kaymayı,salıncakta sallanmayı,skaklarda boş boş gezmeyi özledim.merdivenden çıkarken bıdı bıdı etmeyi özledim en çokta.sabahları kahvaltı hazırlamaya üşendiğimiz için nesquikli corn flakes yemeyi özledim.
özledim işte havasını suyunu her şeyini.
şimdi uyusam uyansam gözümü açtığımda 12 eylül olsa ve ben birkaç gün sonra gideceğim için bavulumu telaşla tıkabasa doldursam.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

denge-siz-i-M


ban kızabilirsiniz,dengesiz diyebilirsiniz ama ben biraz böyleyim evet belki yarım saat önce ağlayan ağlatan bir post paylaştım ama şimdi kendimi iyi hissediyorum.bir an geldiler öyle bana.hem şimdi sevgili sevgilimle konuşuyorum,hayal kuruyorum pek bir mutluyum ve şapşalım.hep böyle olmak lazım 5 dk ağlıyorsak 55 dk gülelim :)
biz kadınlar her saatin 5 dk depresyona girebiliriz.

bir nedeni yok ben bazen özlerim seni ama sana söyleyemem söylemem çünkü hep çok uzaktasın yanımdayken bile.bir damla göz yaşım akar ardından gülen maskemi takarım...

6 Ağustos 2010 Cuma

en büyük hatam!


hayatında yaptığın en büyük hata nedir dediklerinde 6 ağustos 2010 -130 yılın en sıcak gününde- dışarı çıkmak diycem.ciddi bir hataydı bugünüm.bir ara yolda fena oldum.ölüceğimi falan düşündüm resmen kalbim tekledi,kramplar falan girdi.hah dedim tamam bu kadarmış yolun sonu bu sıcakta dışarı çıakrsan böyle olucağı belliydi.şansa toparladım biraz .ayrıca bugünkü nem rezaletti,%100 nem nedir ya yok böyle bir şey..duş alıp çıktım dışarı 5 dk da saçlarım kurudu,yapış yapış oldum,iğrenç ya siz siz olun şu 3 gün dışarı adımızı atmayın.aman diyim ben pek su içmeyi falan sevmem ama için valla ya bugün yaşadığım o iğrenç acıyı yaşamayın isterim.bu yüzden birkaç gün kendimi eve kapamayı planlıyorum.
kendinize dikkat edin :)

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Gömü bulmuş kadar sevindim

heyecanla bloguma koştum çünkü bunu yazmayı kendime bir borç bilirim.
İstanbul'un yararlarından biri de evden çıkmadan bir sürü yeni kıyafetim olması.
nasıl mı?
annemin zayıfken giydikleri ya da genç kızlık kıyafetleri falan.80 lerin sonundan 90 ların sonuna kadar alınan kıyafetleriydi bulduklarım sanırım.vogue,elle,cosmopolitan da gördüğüm keten takımlara benzer bir takımı annem'in dolabında buldum üstelik bedava :) neler neler var fotoğraflarını atsam şaşarsınız.sanırım makinemin usb kablosunu yine İzmir'de unutmuşum. bulabilirsem bir kaçını çeker koyarım.yüksek bel taytlar,etekler,takımlar,elbiseler,kot tulumlar,bluzlar ve daha neler neler buldum.hatta çok sevimli saten bir pijama takımı buldum :) alışverişe çıkmadan çok istediğim birkaç şeyi şimdiden edindim.bu kıyafetlerin çoğunu tabiki ev çekimlerimizde kullanırız hatta sokak çekimlerine bile başlayabiliriz bunlar sayesinde.çok eğlenceliydi sanki keşfe çıkmışım gibi annemin elbiseleri bana uzatmasını heyecanla bekledim :)

1 Ağustos 2010 Pazar

yolculuklar

aslında çok severim yolculuk etmeyi ama sürekli birini bırakıp başka birinin yanına gidiyorken üstelikte yalnızken biraz buruk olabiliyor.İstanbul-İzmir arası tüm yolculuklarım böyle buruk oluyor.bir yandan sevinirken bir yandan üzülüyorum.gerçi şuan çok hoş bir hayatım ve süper bir sevgilim var düşününce ama arsızım sanırsam biraz.

her neyse yarın İstanbul yolcusuyum.yarın bu saatlerde evde olucam.birkaç gün içinde kendimi toplar ve çılgınca alışverişe başlarım diye düşünüyorum :) 1.5 ay İstanbuldayım haydi hayırlısı.

İzmir iyi hoş ama ucuz alışveriş konusunda İstanbul uçtu gitti baya.Terkos pasajı,pazarlar,ucuz ayakkabı mağazaları,butikler derken tıka basa bir bavulla dönücekmişim gibi gözüküyor.şuan bile bavulum tıka basa doldu halbuki pek bir şey almadım yanıma ama neden böyle oluyor anlamadım.sanırsam bavul yerleştirme tekniklerinden yoksunum.şuan farkettim ki bavuldan çıkarmam gereken şeyler var :)
en iyisi gidip eleme yapmak.
öpüldünüz.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...