29 Eylül 2010 Çarşamba

tatsız tuzsuz bir ben var bu aralar

evet başlıktakinin aynısı.tatsız tuzsuz bir ben var.biraz asık surat,biraz yorgun ve bana sürekli eşlik eden baş ağrım.üstüne bir de sorunlar var tabi her hayatta olduğu gibi.bu hafta pek blog yazasım yok hatta yazmam bile belki.bu hafta sadece okuyucuyum.
eskisi gibi keyifli ve bağ ağrısız olana kadar hoşçakalın sevgili izleyicilerim.

26 Eylül 2010 Pazar

kara kara düşünmekteyim

şuan saat 01.15 ve ben yarın 7.15 de kalkmak zorundayım çünkü saat 9 da dersim var :/ aslında okul geçen hafta başladı ama ben hiç gitmedim bu hafta dersler başlar diye yarın okula gitmem gerek umarım dersler olmaz.

uyku düzenim tamamen alt üst olacak çoğunlukla derslerim 8.30-9 da başlayacak ve ben normalde 11 den önce kalkmıyorum.okulun ilk gününde şiş ve mor gözlere sahip olacağım oley.derste uyuklayacak olmam da cabası.umarım yarın amfi dersim vardır da uyurum arkalarda :)

sanırım uzun süredir ilk kez sabahın köründe bornova ya gidicem :/.otobüslerin boş olabileceği umudundayım umarım yanılmam.sabahın köründe kalkıcam bari oturarak gidiyim otobüs ve metroda.

eve geleli sanırsam yarım saat 45 dk falan oldu en fazla.2 sütlü nescafe ve bir sürekli yanan nargile yüzünden midem fena bulanıyo.fak!

hocalar bu hafta ders yapmasın tanrım nolur. bi saat yapıp bıraksın uyuyuyim ben nolur nolur.

şimdilik yakınmalarım bu kadar midem fena dostlar gidip bir çözüm bulup yatmak en iyisi sanırım.

sevgiler pazartesi sendromsuz bir pazartesi dilerim hepimize.

25 Eylül 2010 Cumartesi

günübirlik ev hanımı


aman nazar değmesin bugün pek bir hamarattım hatta o gazla pek işler becerdim :)
sağlıklı beslenelim hemde reflüden dolayı midemiz için iyi gelen şeyler yiyelim diye fırında şakşuka yaptım.patlıcan,kabak ve patates kullandım biraz da zeytinyağı.gözüm açtı heralde malzemeyi baya bol kullandım bi de viraz büyük kesmişim 2 borcam çıktı.internette kaç derecede ne kadar pişirileceği yazmadığı için biraz hatta birazdan fazla yanık sebzelerde oldu ama tadı kötü olmadı.sanırım birkaç denemeden sonra ustalaşabileceğimi düşünüyorum.yemeği fırına atınca o gazla haydi bi de dolaplarımızı toplayayım dedim.askılarımın çoğu fazla elbise asmaktan kırılmış.ikea dan yeni askı almıştım elbiseleri renkleri ve boylarına göre ayırdım,hırkaları falanda.(o derece gaza gelmişim şimdi farkediyorum) normalde pek üşenirim yapmam yapsamda 2 gün sonra eski haline döner.bakalım bu sefer nolucak.tişörtlerimi falan da ayırdım raflara ama bakalım.izmir deki dolabımın bana küçük geldiğini anlamış bulunmaktayım.daha kışlıklarımı bazadan çıkarmadım ama tıka basa doldu dolap.sanırım yeni bir ek dolap almak şart oldu.sığdırmaıyorum hiçbir yere hiçbir şeyimi :/
neyse o gazla çarşafları,yastık kılıflarını değiştirdim,çamaşır yıkadım(ben değil makine de işte mecaz yani)çamaşır astım. birazdan da bulaşık makinesini açıcam.
anlıycağınız bugün pek bir hamarattım ama bir dahaki hamaratlığım kaç gün ya da kaç hafta sonra olur bilemiycem :)
ps: çok güzel tatlı yaparım hemde yapmayıda çok severim.o yüzden tatlı yapma hevesimi hamaratlık kategorisine sokmuyorum. :)
şimdi ben mutfağa doğru yöneliyorum sevgiler mucks :)

yeniledim

blogu yeniledim ama güzel mi oldu emin olamadım aslında sevdim.diğeri biraz iç karartıyodu bu da iç açıyor denemez ama daha aydınlık."senin kapkara blogunu mu okuycaz be" diye düşünebilirsiniz ben olsam bende düşünürdüm.üstteki resimi yapabilmek için photoshop başında ne kadar zaman geçirdim bilmiyorum.gördüğünüz hatunlar hep brush ben onları incik cıncık inceledim aralarından seçtim büyüttüm yerleştirdim kestim biçtim yazdım derken ortaya bu çıktı.
umarım beğenirsiniz.biraz değişiklik oldu iyi oldu.

böğrüm yanıyor dostlar


Spartacus"blood and sand" dizisinin başrol oyuncusu Andy Whitfield lenf kanseriymiş.aslında dizinin ilk sezonunda da devam ediyormuş hastalığı fakat tedaviyle birlikte iyiye gitmeye başlamış.dizinin 2. sezonu " gods of the arena" çekimlerinde hastalığı nüksetmiş ve 2. sezon devam edemeyeceğini açıklamış.

"Starz’da yayınlanan ve ilk sezonuyla dikkatleri üzerine çeken “Spartacus: Blood and Sand“in yıldızı Andy Whitfield sağlık nedenlerinden ötürü diziye devam edemeyeceğini açıkladı. Whitfield’a bu yılın başında tedavi edilebilir Hodgkin dışı lenfoma teşhisi konulmuştu. 1. sezonun ardından tedavi görmeye başlayan oyuncu giderek iyileşmesi üzerine yeni sezonda yer alacağını duyurmuştu. Bu süreç içinde de Straz “Spartacus: Blood and Sand“in 2. sezonunun prodüksiyonunu ertelemiş, ocak ayında ekranlara gelmesi planlanan ve dizide yaşananların öncesini anlatan “Spartacus: Gods of the Arena” bir kısa dizi çalışmasına girmişti. Ancak Whitfield’ın doktorları kanserin yeniden nüksetmemesi için tedavinin kesinlikle devam etmesini önerince planlar değişti.

Genç oyuncu dizi ekibine yönelik olarak kaleme aldığı açıklamada “Birçok harika insanın içinde olduğu, Spartacus gibi bu denli özel bir projeden ayrılmak zorunda kaldığım için derin bir hayal kırıklığı yaşıyorum. Görünen o ki; zaman, ailemle birlikte sıra dışı bir maceraya girişme zamanı. Şimdiye kadarki desteğinizden ötürü teşekkürler.” dedi. Yayıncı kanal Starz da aynı şekilde oyuncuya teşekkür eden bir açıklama yayınladı. Kanal açıklamasında Whitfield’a destek olmanın birinci öncelikleri olduğunu vurguladı ve dizinin akıbetinin ne olacağına ilerleyen dönemde karar verileceğini söyledi.

Umarız Whitfield’ın tedavisi olumlu sonuçlanır ve kendisi kanserden tamamen kurtulur."

tam da aramda bir bağ kurmuştum andy'le.o savaşırken hadii diye heyecanlanmıştım.1.sezonu bitirmiştim dün gece.ama bu haberle resmen yıkıldım.böğrüm yanıyor cidden ya.o kadar üzgünüm ki ağlayabilirim o derece bağlanmıştım.şimdi andy siz bi spartacus fikri bile kötü geliyor. işte böyle yastayım dostlar.böyle kaderin tekerine çomak sokarım ve de giderim.

22 Eylül 2010 Çarşamba

birkaç günlük tatil kaçamağı gibi bir şey

aslında bu yazıyı dün yazıcaktım ama gerek geç izmir'e gelmemiz gerekse dizilerimizin gelmesi (chuck,house,hımym,merlin) yüzünden yazamadım. içime dert oldu vicdanım sızladı her gün bloga girip yazılanları okuyup bir yazı yazamamak :) neyseki geldim ve işte yazıya başlıyorumm :)

cuma bodrum'a gittik.ben böyle hep bodrum yazıyorum sizde ooh tatillerde geziyor falan diye düşünüyosunuz ama aslında olay biraz daha farklı pek de tatil yapıyor sayılmazdık.o da ayrı bir yazı konusu olabilir.her neyse zaten pazar günü hadi bir tatil provası yapıp başka bir yere denize girmeye falan gidelim diye plan yaptık.torba yakın diye torbaya gidelim dedik geçerken denize girilebilecek yerlere bakıyoruz bi yandan da baktık fedon falan var sahilde de üstsüz bir hatun güneşleniyor ama nasıl bir özgüvense pörsümüş ve yanmaktan kapkara memişkolarını sergilemekten çekinmiyordu.daha ilerde beach club tarzı bir yer vardı ama baya pahalı olabilir diye düşündük.sonra bodrum merkeze inelim arkadaşa soralım o bilir dedik.o da bize ortakent'te bir yer önerdi.ardından ortakent'e gittik ama gitmez olaydık apaçi dolu olmasının yanında her an o dıtdıtdıt dırıdırı dıtdıtdıt apaçi şarkısı çalabilme ihtimali olan bir yerdi.apar topar geri döndük torbaya o pahalı diye düşündüğümüz yere gidelim dedik gözümüzü karartıp neyse ki pek de pahalı bir yer çıkmadı.bir de biz bu mesafeleri hep motorla katettik.hem kaskımız yok hemde bir kere böyle motorla gezerken arı soktu beni dudağımdan! o yüzden ödüm patlıyo yolda.yüzüme saç telim değse panikliyorum.





neyse işte biz geldik torbaya dedik güneşlenelim denize girelim falan.çaprazımızda da bi adam vardı sanırım futbolla ilgili ben adını bilmiyorum sevgili sevgilim şak diye söyleyince öyle düşündüm.ama çok kekoydu locanın üstünü açtırmışlar yanındaki aptal etrafındaki her kadınla yarışma çabasna giren bir kadındı.çok güldüm onlara adam üstünde tişört ama göbeğine kadar açmış spor ayakkabılarını çıkarıp çoraplarını da içine sokmuştu denizin dibinde.allah kimseyi sonradan görme yapmasın yazık günah.
neyse işte biz yemek söyledik.koca yerde tek çalışan vardı baktık bizim yemekler gelene kadar güneş iyice pişircek bizi diye bi denize girip çıkalım serinlerin bari dedik.denizde bir pismiş yanımızda orta yaşlı adamlar konuşuyo şuralar temiz diye baktık onlarda giriyo bizde onların girdiği yerden girdik.yemeğimizi falan yedik ben yine pehlivan gibi yağlandım azcık yanıyım.diye bütün yaz sadece 2 kez güneşlendim hiç sevmem güneşlenmeyi çok sıcak geliyo ama şimdi eylül ayının verdiği serinlikle güneşlenebildim. ama sıkıntılıyım tabi arada dönüyorum falan sürekli bi öyle yatıyorum bi böyle oturuyorum falan derken su da kahverengi bir şey farkettim. hemen baktım ayağa kalkıp deniz anası.hemde kahverengi ve devasaydı bildiğiniz ben ohaa falan derken bir baktık iskelenin etrafını sardılar.yanımızdaki orta yaşlı amcalarda saymaya başladık 5-6 tane falan oldu resmen.sonra kenardan bi adam onlar zararsız yaee dedi ama admaın tipi görseniz pek komikti.kadınlar paniklemeye başlayınca kepçe gibi bir şey getirildü almaya çalışıyolar denizanalarını.birini aldılar adam aldı eline bakın bir şey yapmaz bunlar falan diye.açıklama yaptı baya bi :)



gelmeden önce bir de günbatımı çekimi yaptık gerçi geç kaldığımız için pek içime sinmedi istediğim gibi fotoğraflar çıkmadı ama içlerinden beğendiklerim de oldu tabi.çekim sırasında aslında birçok şeyi hayatıma geri istediğimi farkettim.özellikle de bale yapmayı.gerçi bu saatten sonra vücudumu eskisi kadar esnetemem ama amatörce kendi kendime dans edip kareografi bile bulabileceğimi farkettim.puantlarımıda getirdiğime göre bazı figürlerle fotoğraflar çekersek paylaşırım.

bu arada günbatımı fotoğrafları biraz büyük.aslında daha da büyüktü bu kadar güçültebildim.


20 Eylül 2010 Pazartesi

Chéri







Michelle Pfeiffer başrol oynadığı film 1920'li yılların Paris'inde geçiyor. 2009 yapımı
çok hoş bir film bende dün gece izledim.film hakkında bilgi vermekten çok bir iki fotoğraf koyucam ve düşüncelerimi yazıcam bu sefer.
filmin ana karakteri biraz eğreti gelin konumunda ama çok çok güzel bir film. izlemenizi şiddetle tavsiye ederim özellikle siz erkekler.çünkü filmde gerektiğinde kadının içine gömdüğü duyguları,tutkuları ve aşkının boyutlarını biraz anlayabilirsiniz.biraz diyorum çünkü bir erkeğin bir kadını anlayabileceğini düşünmüyorum.kızmayın bana erkekler kulvarlarımız farklı o yüzdne.biz daha derin ve duygusal düşünürken siz daha yüzeysel ve duygusallığı barındırmadan ya da gerektiği kadar düşünceli bir şekilde düşünmüyorsunuz.işte bu yüzden dedim izlerseniz bir kadının duygularını anlayabilmeniz mümkün.
şimdi ben susuyorum fotoğraflarla bırakıyorum sizi ama izleyin derim es geçmeyin.










bu arada uzun zamandır yazamıyorum vicdan azabı çekmediğimi sanmayın bugün yarın yazıcam söz hemde izci sözü.:)

16 Eylül 2010 Perşembe

arayı soğutmayalım

günlerdir bloga yazmıyorum çok ihmal ettimbiliyorum ama hem mutluluk sarhoşuyum hemde biraz üşeniyor olabilirim.her neyse izmir'e geldim 2 gün önce.öyle özlemişim ki evimde,yatağımda sevdiğim adamla uyumayı.özlemişim salonumda oyalanmayı caddenin susmak bilmeyen gürültüsünden şikayet etmeyi,dostları...
günlerdir bir türlü giderilemeyen özlemle dolup taşıyoruz.koca bir yılı aynı evde geçirdikten sonra 1.5 ay ayrı kalmak cidden dayanılmaz birhale bürünmüş bunu anladık.onunla uyumak,uyanmak,sarılmak her şeyi paylaşmak çok güzel.birkez daha anladım.
dün bir dostumuzun evine gittik.sansürlenmiş spartacus'ü izlerken bir yandan da dalga geçtik.resmen diziyi kese kese ne hale getirmişler pek yavandı.sanırım en iyisi internetten izlemek.her neyse daha sonra yasak elma yaptık(bir gün üşenmezsem tarifini yazayım)çok hoş ve ağır olmayan votkalı bir kokteyl tarzı bişey.her neyse sonra bir delilik yapıp fotoğraflar çekmeye başladık. stopmotion çekmeyi planlıyoruz ona uygun hikayeli komik fotoğraflar çektik.
bugünse ayrı bir komikti öğlen spora gittik ben daha yeni başladığım için en fazla 1 saat falan sürüyo.sonra eve geldik tabi karnımız deli gibi aç.birer urfa iskender söyledik.evet doğru okudunuz spordan sonra urfa iskender yedik.şimdi midemize oturdu oturmakla da kalmayıp b,r de uyku bastırdı.şimdi uyuyamamak için tv izliyoruz.
yarın da bodruma gidiyoruz.çok değil birkaç gün kalıp dönücez.bakalım orda neler olucak.bir bodrum sandaleti almayı heves ettim uamrım uygun fiyatlıdır da alırım.
işte böyle pek parlak bir yazı olmadı.iskender mideme oturmuş durumda bir yandan da uyku.benden bu kadar sevgili izleyicilerim.
en yakın zamanda daha güzel bir yazımda buluşmak dileğiyle.
muah*

12 Eylül 2010 Pazar

türkler uçuyor

"Kötü bir referandum bahanesiyle bizi kutuplara bölen zihniyet, aksam tek yürek olmamıza engel olamayacak."

demiş twitterda biri.n de güzel söylemiş.düşününce ne kadar da doğru geliyor.
biz türk milleti milli maç zamanları bir basket,bir gol ya da herhangi buna benzer sevinçlerimizde yanımızdakinin kim olduğunu önemsemeden sarılır sevincimizi paylaşırız.birçok olayda bu böyledir.gereken zamanlarda öyle güzel bir bütün olabiliyoruz ki ama nedense bunu insanlar ya daha farkedemedi ya da farkettikleri halde faaliyete geçirmeyi akıl edemiyorlar.

bugün büyük gün hepimiz için ama ben "evet" ve "hayır" kelimelerinden cidden nefret etmiş bulunmaktayım.hatta bir süre evet yerine hıhı hayır yerine ı ıh falan demeyi düşünmüyor değilim.bizim insanımız biraz bokunu çıkarmayı seviyor sanırım bende dahil olmak üzere.her yerde herkes evet-hayır yazıyor,söylüyor,çiziyor.seçim arabaları zaten kabusumdur içinden bangır bangır çalan o iğrenç melodilerin tek yaptığı müzik zevkimi taciz etmekten başka bir şey değil.onlara hep yumurta atmak istemişimdir huzurumu kaçırdıkları için.

ve dün basket maçını izlerken bir şey farkettim sizede sorayım bunu.
maçlarda hep son dakikalarda,saniyelerde umudumuzu kaybetmeyiz,dualar ederiz,bize şans getirdiğine inandığımız şeyleri yaparız peki normal hayatta nedne hemen umutsuzluğa kapılıyoruz pes ediyoruz?
ben düşündüm ama bir cevap bulamadım.
bugün böyle kısa kısa birkaç bişey yazmak istedi canım.

ayrıca 12 dev adamımıza başarılar dilerim insanların dediklerine rağmen bizim hep umudumuz var .

11 Eylül 2010 Cumartesi

ilk mim ilk doğum günü hayali

eveet sevgili Ayris tarafından ilk mim'imi almış bulunuyorum ve ona çok teşekkür ediyorum.mim'in konusu "sevgilimin doğum günümde bana yapmasını hayal edeceğim sürpriz" olacak.
ben sadelikten hoşlanan ve doğum günü tantanasından pek haz etmeyen biri olarak sade bir hayal yazacağım haberiniz olsun. sonra ıyk bok gibi amma sıradan demeyin yani uyardım.



benim doğum günüm normalde 30 haziran ama bu hayal 29 hazirandan başlayıp 1 temmuz sabahına kadar da sürebilir şuan daha karar vermedim.zaten senede bigün o da doya doya olsun.her neyse ben bu tarihte genelde bodrum'da olduğum için orada bir doğum günü isterdim yine orayı seviyorum.ve bu yazıyı biraz değişik yazarım büyük ihtimalle kendimi kaptırıp o anı yaşarmış gibi haberiniz olsun :)
29 haziran akşamı denize sıfır bir yerde kumların üstünde beyaz bir masa biraz uzun bir masa olsun şöyle 8-10 kişilik beyaz tüller bağlasınlar sandalyelere sürekli uçuşsunlar etrafında da ışıklar olsun aydınlık bir masa olsun.biz o gece doya doya rakı balık keyfi yapalım.o benim elimi sımsıkı tutarken mutluluğumuzu en sevdiğimiz dostlarımızla paylaşalım.şarkılar söyleyelim,ege şarkıları da çalsın hatta kalbim ege'de kaldı da çalsın ben çok severim bizde eşlik edelim hep bir ağızdan şarkılara.saat 00.00 olduğunda pastam gelsin o anda kahkahalarım çınlatsın ortalığı.üstünde bir sürü mum olsun ellerimi birleştirip dileğimi diliyim ve onlarca mumu söndüreyim tek bir nefeste.ve o'na döneyim dakikalarca ayrılmasın dudaklarımız dostlarımızın kahkahaları,şirin sözleri ve flaşlarına rağmen.hediye alsalar da olur almasalar da.hediye almaya bayılırım ama yoksa da o anda aklıma bile gelmez. gece sonunda çok hoş bir odada uyuyalım.bembeyaz olsun özellikle de çarşaflar.beyaz çarşaflar bana huzur verir.odanın büyük camları olsun ve direk denize baksın güneş doğana kadar ayışığı aydınlatsın odamızı o şahit olsun aşkımıza.sabah o'nun göğsünde uyanmak işte en güzeli kafamı kaldırıp o'na baktığımda göz göze gelelim birkaç kelime dökülsün dudaklarımızdan.ve biz her zamanki sabah sevimliliğimizle boğuşalım,gülüşelim birbirimizi gıdıklayalım.üstüme o'na ait o bol tişörtlerden giyeyim o bunu çok sever yani o'nun eşyalarını giymemi.ardında perdeleri açayım bir hışımla denizin maviliği odamıza dolsun dalgaların sesleriyle beraber.rüzgarın saçlarımı uçuşturmasıyla gözlerimi sımsıkı kapatmışken arkamdan sımsıkı sarılsın sanki yarın olmayacakmış gibi.
bir şeyler giyip kahvaltıya inelim böyle zamanalrda portakal suyu içmem gerektiğini düşünürüm posası ağzımda dansedip mideme kayıp giderken çok eğlendirir beni.saatlerce kahvaltı edelim konuşalım,sarılalım,birbirimize bir şeyler yedirelim.sonra elimden tutup apar topar kaldırsın beni "hadi çok oyalandık asıl süpriz şimdi başlıyor" diyerek.altımda kot şortum,freak love tişörtüm,güneş gözlüğüm ve sandaletlerimle otoparka koşturduktan sonra gördüklerim karşısında çığlıklar atıp boynuna yapışmalı ve o'nu sürekli öpmeliyim çünkü o benim en büyük hayallerimden biriydi.modelini önemli olmayan üstü açık bir araba o ve ben.o'nunla yolculuk yapmaya bayılırım.şarkılar söyleriz,parmaklarımızla rüzgarı hissederiz,konuşuruz ve araba kullanırken elimi asla bırakmaz.vites kolunda kavuşur ellerimiz.yıllardır bodrum'a gidiyorum ama doğru düzgün hiç gezmişliğim yoktur.işte o, üstü açık pastel renkli arabayla bodrumda gidilmesi gereken her yere götürüyor beni.fotoğraflar çekiyoruz,buzdolabımıza süsler alıyorum her yerden her an hatırlayayım bu günü diye.gün batımında yalıkavağa götürüyor beni gün batmadan yetişiyoruz onca yeri gezmemize rağmen.manzara tek kelimeyle muhteşem.bana sarılıyor ve kulağıma müthiş şeyler söylüyor gözlerim dolu dolu gülümsüyorum güneş batmak üzere arabadan o sevdiğim şarkı çalıyor http://fizy.com/s/1m0h4k gözlerimden yaşlar süzülüyor gülümsüyorum beni öpüyor ve gelen geçen arabalara aldırmadan yol kenarında çalan şarkı ve güneş eşliğinde dans ediyoruz.güneş,batarken işaret veriyor bize aşkımıza şahit olmaktan o da mutlu olmuş gibi.kendime bile itiraf edemediğim hayalimdeki hediye ve sözle şaşırtıyor beni.hep istediğim ve isteyeceğim ondan beklemediğim bir hareketle şok ediyor beni.gülümsemekten neredeyse kulaklarıma varacak olan dudaklarıma kurumaya yüz tutmuş göz yaşlarım eşlik ediyor.ne fark etmiyorum ama kutlama dansı yapıyorlar.arabaya geçiyoruz sımsıkı sarılıyoruz,öpüyoruz birbirimizi aldırmadan."seni seviyorum"lar ilk kez bu kadar canlı ve anlamlı geliyor.günün devamı ise tamamen ona kalmış çünkü ben daha fazlasını hayal edemedim hiçbir zaman mutluluktan :)


işte benim hayalim bu umarım beğenirsiniz.
şimdi aynı konuda hayallerini anlatması için mim'lenenleri açıklıyorum :)
Paria,Marla,Eylül'üm yeni izleyicilerden francesca mckennitt,dlyc :)

8 Eylül 2010 Çarşamba

bakın ben ne buldum

merak edip hemen tıkladığınızı varsayarak uzatmadna anlatmaya başlıyorum.yine bloglararası seyahat maceramda buldum bunu.
nil'in şarkısı eşliğinde insanlara neyeneye kırıldığınızı yazıyorsunuz.gördüğünüz o baloncuklara tıklayıp insanların neye kırıldığını da okuyabilirsiniz.
çok hoş bir şey olmuş.hem yazdıkça rahatlıyor sanki insan.
bir deneyin derim
işte link: http://www.kirildim.com/


Ocakta cay, ama buz gibi içim
Tepede ay, hersey sensiz ne biçim
Hayat kuru, gözlerimde yaş var
Tek bir soru; niye kırık bukadar
Bir şakam var; sen hariç kimse gülmez
Unutursun dedıler kırk gün sürmez
Kazagın bende, koklamaya korkarım
Bırak kalsın
...

haşhaşlı ekmek


bizde bir bayram geleneğidir haşhaşlı ekmek.ananem her bayram 2 çeşit olmak üzere birkaç tepsi yapar.genelde tatlı haşhaşlı ekmek ve tuzlu haşhaşlı ekmek şeklinde 2 çeşitini biliyorum. ben tuzlusunu severim annem tatlısını.
hatırlıyorum da bir bayram öncesi gece saat 12 falandı haşhaşlı ekmeğin fırından çıkmasını bekliyorduk dayımla.haşhaşlı ekmeği sıcak sıcak peynirle yemenin tadı apayrıdır.fırından çıkar çıkmaz herkes ucundan alarak tırtıklar bir tepsiyi.
bugün ananeme gittiğimde ananem yapmaya başlamıştı hatta nerdeyse bitirmek üzereydi.neyseki en sevdiğim işe yetiştim.tepsiye yerleştirilmiş ekmeklerin üstüne yumurta sürüp çörekotu ve susam ekmek :) bunu yapmayı cidden çok severim.küçükken hamur işlerinde ananeme yardım etmeye,hamur mıncıklamaya bayılırıdm.bugün yine o günler geldi aklıma.n güzeldi o zaman bayramlar çoğunlukla kışa denk gelirdi,güzel olurdu.
ben kışı çok severim hava soğuk olduğu için herkes kalın giyinir ve birbirine yakın otururdu,herkesin elinde bir çay bardağı olurdu.
yarın bayram annem yine erkenden kaldıracak beni bense off 2 dkka daha uyuyim bu kadar erken bayram mı olurmuş diye söylenerek zorla uyanıcam.hep böyle olur bayramın ilk sabahı bizim evde.ama hissettiğim bir şey var artık bayramlar hiç eskisi gibi değil n biliyim işte değil.sanki eski bayramlar rengarenkken şimdi siyah beyaz ya da silik gibi.sanırım artık insanlar daha az önemser oldu.
bu ertuğrul dayımsız ilk bayramımız.biraz buruk ve herkes bir yerlere kaçtı bu yüzden.
seni seviyorum dayı.huzurlu uyu ve ordan bize gülümse.

iyi bayramlar herkese.

7 Eylül 2010 Salı

kurumuş dudaklarımda unutulmuş bir beste


işte ihtiyacım olan şey.tabiki bahamalarda bir tatil değil daha bütçeme uygun bir şeyler olmalı.içinde deniz,kum,güneşin olduğu bir tatil.teknolojik aletler olmasın telefon bile istemem belki bir mp3 sadece.gündüzleri güneşlenebileceğim,kitap okuyacağım ve biraz müzik dinleyeceğim akşam odama gidip duş alıp sahilde yürüyeceğim yorulunca durup denizi izleyeceğim.ardından hafif bir yemek ve biraz rüzgar.biraz dinlenip hoş ama salaş bir şeyler giyip doğru bara gideceğim .bar dediysem cıptıs cıptıs değil.sahilde bir bar sadece barmen ve barda oturup denizi izleyen insanlar. herkes başına buyruk sıra sıra boşalan cosmopolitan bardaklarıma ses çıkarmayan bir barmen olmalı ve ben onca içkiye rağmen sadece çakırkeyf olmalıyım.sonra biraz daha sahilde yürüyeceğim.saatime baktığımda zamanın nasıl bu kadar hızlı geçtiğine şaşıracağım.bembeyaz çarşaflarda huzur bulacağım birkaç günlük bir tatil istiyorum.
nedensizce kahkahalarla gülebileceğim bir tatil.

4 Eylül 2010 Cumartesi

gecenin şarkısı


güçlü kimliklerimizi hatırlama zamanı.

"hayır istemem bir başkasını
yalnız da ayağa kalkabilirim"


http://fizy.com/#s/109q94


bu yazıdan sonra gece daha bitmeden bir sürü şarkı dinledik.cem adrian'dan,levent yüksel'den,sezen aksu'dan ve daha devam ediyor.efkarlıyız ama ikimizde birbirimizin neden efkarlı olduğunu bilmiyoruz en güzeli de bu.geceme can katan nilsucuğuma teşekkürler :)
biz geceye efkarlı devam etmekteyiz.

şans benli ya da bensiz


ben şanslı ya da şanssız biri değilim.şans benli ya da bensiz.pek başına buyruk ve çoğu zaman canımı acıtır.bu hep böyleydi böylede kalacak sanırım.
en güzel şeyler hep ben km lerce uzaktayken olur,en güzel anları hep kaçırırım,en çok olmayı istediğim yerlerde hiç olamam neden mi bana kalırsa şans işi bu elimde olan şeylerden çok daha fazla anlayacağınız.ben gittiğimde nolur biliyomusunuz o özel anları paylaşacağım herkes birbir evine gider,param olmaz,okulum olur,yapmak zorunda olduğum başka şeyler olur hiç olmadı ertesi gün vizem olur.
bu hep böyleydi.
ben genelde uzaktan iç çekerek katılırım bu anlara ya da dakikalık telefon bağlantılarıyla.
işte böyle.çok depresif olduğumu düşünebilirsiniz ama değilim.elimde polyanna olabileceğim kadar bile bir şey yok.avunacağım kadar bile bu yüzden depresif olmama kimse karışmamalı.

dinlediğim şarkı http://fizy.com/s/1ltxbx arizona dream'den.

3 Eylül 2010 Cuma

Black Swan




son 2 postum hep filmler hakkında olsa da bu filmin tanıtımını yapmadan geçemem sevgili takipçilerim.bu filme karşı çok pozitifim bunun nedeni belki göz ardı edemediğim köklü bale geçmişim olsada bale sevenler için ilgin bir film. bu sefer müzikal değil işler daha karmaşık bu bir gerilim filmi.gerçekten de iyi yapılmış bir film.yönetmeni darren aronofsky başrollerinde ise natalie portman ve winona ryder var. film sadece italya'da gösterime girdi.abd'de aralık'ta gösterime girecek türkiye'de ise gösterim tarihi henüz belli olmamış. şimdi film hakkında kısa bir alıntı bilgi vereyim ardından fragmanı.

"Nina (Portman), New York’ta yaşayan çok yetenekli bir balerindir ve hayatında çoğu balerin için de olduğu gibi dansetmekten başka bir şey yoktur. Eski bir balerin olan ve bu konuda çok hırslı olan annesi Erica (Hershey) ile yaşamaktadır. Oyun yönetmeni Thomas Leroy (Cassel) KUĞU GÖLÜ’nün baş balerini Beth MacIntyre (Ryder) yeni sezonda değiştrimeye karar verir ve ilk tercihi de Nina’dır. Balenin saf ve zarif Beyaz Kuğu ile şehvetin temsilcisi Siyah Kuğuyu aynı anda canlandırabilecek birine ihtiyacı vardır. Fakat Nina’yı bekleyen bir yeni bir rakip vardır, ve o da Leroy’u etkilemeyi başarmıştır. Nina Beyaz Kuğu rolüne her ne kadar uysa da Lily de Siyah Kuğu’nun tam karşılığıdır. İki genç dansçı arasındaki rekabet garip bir arkadaşlığa dönüşürken Nina da kendi karanlık tarafıyla haşır neşir olmaya başlamıştır – onu mahvedebilecek türden bir kayıtsızlık."

http://www.imdb.com/video/imdb/vi4024108569/

Burlesque



chicago,moulen rouge,nine tarzında müzikal filmler sevenler için güzel bir film olacağını düşünüyorum.ben sevdim,üstelik bir yanda devleşmiş bir isim Cher bir yanda mesleğinde gerçekten ender olanlardan biri Christina Aguilera var. film türkiye'de 7 ocak ta gösterime girecek.biraz konusu tipik müzikal film konularından fakat bu tür filmler bir görsel şölen niteliğindedir.gerek danslar gerekse kostümlerle birlikte.şimdi biraz konusundan bahsedeyim ardından linkler :)
"Küçük bir kasabadan Los Angelas güçlü sesini değerlendirmek için gelen Ali Rose (Christina Aguilera), şehrin en önemli klüplerinden biri olan Burlesque Lounge’ta çalışmaya başlar.garson olarak işe başlayan Ali Rose, asıl hedefi sahnedir. büyük olmasına rağmen hızla müşteri kaybeden klüp için yeni birini denemenin iyi olacağını düşünen Tess, Ali’ye destek olur.Ali, bir anda klüpte zirveye çıkar kıskançlık ve rekabeti de beraberinde gelecektir."

http://www.imdb.com/video/imdb/vi3302032921/

2 Eylül 2010 Perşembe

bugün değişik bir gündü

şanssızlıklarla başlamış olsa bile kötü değildi ama yinede süperde değildi :)
sabah 9 otobüsüyle taksime gitmeyi planlamıştık.ne işiniz var o saatte diyebilirsiniz bizim oraya gitmemiz(ataşehirden) neredeyse 1.30 saati bulacaktı o yüzden erken gidelim dedik.zaten ardından işimiz olduğu için oyalanmamamız gerekmesiyle birlikte annemi iftara yetiştirmeyi planlıyordum.saat 9.30 oldu ototbüs yok hareket amirliğinden bir adam çıktı 9 otobüsü 2 gündür gelmiyormuş diye dııdıım! suratıma bir tokat yemiş kadar oldum çünkü diğer otobüs 10.20 de gelecekti.ben hem uykusuz hemde üşüyordum.neyse hadi gittim evden bir hırka kaptım geldim evle durak karşı karşıya olduğu için bayabekledik tabi otobüs almasam sabahın köründe donardım sokaklarda.otobüse bindik tabi ben gidene kadar sürekli uyur uyanık haldeyim.koltuklar rahatsız olduğu için 10 dk uyuyup uyanıyorum.önümdeki kadında bıkmadan usanmadan bangır bangır evli mutlu çocuklu dinliyo.
bir an kendimi şehirlerarası otobüsteymiş gibi hissettim yastık istiycektim nerdeyse.bizim taksim otobüsü çift katlı olduğu için insanı şehirlerarası otobüsteymiş gibi hissettiriyor. neyse biz gittik taksime istikamet terkos pasajı tabiki. baya uygundu hatta çok güzel şeyler vardı.özellikle pasaja girdikten sonra dümdüz karşıdaki o dükkan.amanın cidden süperdi. H&M,Zara,Mango,Topshop satıyordu resmen.tabi çoğu yüksek belli etek,yeni moda elbiseler falan ama hepsini gazetelerin magazin eklerinde sıkça görüyoruz o tür yani.fiyatlarıda uçuk değil hatta baya iyi mağazadaki fiyatları düşününce. çok vaktimiz olmadığı için aşırı gezip alışveriş yapamadım ama baya aldım.zaten pazarlar,pasajlar,outletler ve gittigidiyor olmasa nolurdu halim bilemiyorum :D
işte böyle diyeceğim o ki herkes terkosa gitmeli :)

1 Eylül 2010 Çarşamba

sinir harbi

en nefret ettiğiniz insanın sizi rahatsız edecek hareketlerini gördüğünüz zaman naparsınız?
ben abidik gubidik yollarla sakinleşmeye çalışıyorum ama olmuyor çoğu zaman.hatta gün geçtikçe ona olan nefretim artmakla birlikte o uzun çakma sarı saçlarını cımbızla yolma isteğiyle dolup taşıyorum.
neyse ben şu yolları anlatıp tekrar sövmeye devam edeyim şahsı.

ilki bu garip bir şey biraz tv den öğrendim.işe yarayıp yaramadığını çözebilmiş deilim ama evde teksem yapıyorum aksi takdirde rezil edici olabilir.
boğazımın alt kısımlarındaki göğüse doğru şu fırlat kemikler varya heh işte onların biraz daha dışına doğru oralarda noktalar varmış.onlar akciğer noktalarıymış.oraya parmak uçlarımızla hafif hafif vururak ne o an neye sinirlendiysek onu sesli söyleyerek rahatlanıyormuş.bir nevi kendi kendine itiraf tarzı bir şey aynı anda derin nefes alıp veriyorsunuz tabi.

diğeri ise daha normal her yerde uygulanabilir.derin nefes alıp 10 a kadar sayarak o nefes veriliyormuş.

işte böyle ne kadar işe yararlar bilemiyorum.bazen bazen o sinir içinde cama çıkıp deli gibi derin nefesler alarak yapıyorum.biraz komik duruma soktuğu için genelde evdeysem boş odaya kaçmayı tercih ediyorum.

asıl konuya gelince.her yerde vardır o tipler ya sınıfınızdadır,ya arkadaş grubunuzdadır ya d erkek arkadaşınızın arkadaş grubunda ya da bir akraba olarak karşımıza çıkarlar.
çakma sarışınlardır,gereksiz samimiyetle dolup taşarlar ve hatta yapışkan ve yüzsüzdürler,onlardan nefret ettiğinizi belirtirsiniz ya da görüşmek istemediğinizi ama onlar yinede yapışırlar ve daha yüzlerce nefret ettirici özelliğe sahiptirler.(bu cümle sonunda ağır küfür vardır.)
işte onlara yapılacak işkencelerim var ama ben sadece birine yapmak istiyorum bu işkenceleri.
çakma uzun sarı saçlarını cımbızla yolmak.
kokoş bakımlı saçlarını yerlerde çamura hatta taşan kanalizasyon sularına sokmak.
onları bazı arka mehallelere atıp yağmalanmasını izlemek ya da dövülmesini.
ve daha niceleri...
işte böyle nefret ediyorum ondan.belki bir gün kafam atarsa fena şeyler yaptırabilirim ona.(öldürmek,dövdürmek falan değil tabiki onu ben yapmak isterim zevki orda o ayrı :))
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...