29 Ekim 2010 Cuma

Perşembe Tarifleri 2

evet biliyorum gecikmeli oldu bu tarif 1 gün bu yüzden özür dilerim.dün ev işleri ve ilk kez denediğim zeytinyağlı taze fasulyem baya vaktimi aldı gece de dışarı çıktık yazmaya pek fırsatım olmadı.neyse bugünkü tarifimiz soğanlı mantarlı börek olucak.ben tam bir mantar aşığı olduğumdan bu böreği çok seviyorum.

Mantarlı Soğanlı Börek

aslında ben bu böreği resmen kafama göre yapıyorum hiç öyle tarif kullanmıyorum ama tabiki taslak olarak aldığım miktarlar var.bende size bunu vericem bir kez yaptıktan sonra zaten sizde göz kararı yapmaya başlıycaksınız eminim :)

Malzemeler

4 tane yufka

1 su bardağı yoğurt

1 su bardağı sıvı yağ

1 yumurta

yarım kilo mantar

1 soğan

susam/çörek otu

karabiber


Ön Hazırlık

eğer soğanı çok seviyorsanız soğan sayısını ya da mantar miktarını arttırabilirsiniz.bizim evdeki tepsi küçük olduğu için ideal oluyo bu malzemeler.
ben soğanları minik minik doğruyorum önce onları pişiriyorum ardından mantarları ekliyorum üstüne.yağ olarak terem yağ ın margarinine dadandım bu ara.denemenizi tavsiye ederim.gayet hafif ve tereyeğ tadında oluyor.hemde 50 gramın ne kadara denk geldiğini falan gösteriyor pakette.gramlı sinir tarifler için ideal :)
neyse ben yine cıvıdım.soğanları önce yağda pişirin ardından mantarları atın.mantarlar eğer yıkayarak yapıyorsanız sularını salıyor hemen.biraz suyunu çekene kadar pişirin.hepsi piştikten sonra karabiber ekleyin.eğer sevmiyorsanız farklı baharatlarda deneyebilirsiniz.ama karabiberle çok güzel oluyor.

Yapılışı

tepsiyi yağladıktan sonra yufkayı tepsiye koyun.fazlalıklarını dışarı sarkıtın.bütün hepsi bittiğinde mektup gibi kapatıyorsunuz o parçaları.
yoğurt yağ ve yumurtayı bir kapta iyice karıştırın.pütürlerin kalmamasına dikkat etmeniz iyi olabilir ama aceleniz varsa kaladabilir.ilk yufkayı koyduktan sonra bu yoğurtlu sosu kaşık yardımıyla yufkanın üzerine dökün.2.yufkayı koyduktan sonra sos koymayıp hazırladığınız harcı koyun üstüne 3. yufkayı koyun.2. ve 3. yufkaları sarkıtmadan tepsiye sığdırın.3. yufkadna sonra tekrar o sostan koyun.şuan farkettim ki 4. yufkayı koymayabilirsiniz de.eğer varsa 4. yufkayıda koyun.aşşağı sarkıttığınız o parçaları üstüne kapatın.yoğurtlu sosun tamamını dkün.üstüne çörek otu ya da susam koyabilirsiniz.

ben 200 ile 170 derece arasında pişiriyorum dakikası konuşunsa bir şey diyemiyorum.sürekli kontrol edin.yoksa kömür olur tepesi :)

çok zor değil tahmin ettiğiniz üzere.ilk yapıştan sonra zaten tarife bakmadan yapabilmeye başlıyorsunuz.

afiyet olsun.umarım beğenirsiniz.
öpücüklerr
gecikme için özür dilerim tekrar.

27 Ekim 2010 Çarşamba

karmakarışıklaşmaktayım



evet karmakarışık olmuş durumdayım.şu 1 haftadır ev ile ilgilenmek,yemek yapmak ve eve tıkılmak yüzünden olsa gerek ki psikolojim alt üst olmuştu.sinirli,tahammülsüz,mutsuz,huzursuz ve kıskanç garip bir ruh halindeydim ve sanırım ara ara hala öyleyim.

sanırım nazara geldim haftasonu yaprığım böreğin üstü yandı ve kurabiyeme az un koyduğumdan ağıza girmeden dağılan bir şey oldu.bu yüzden biraz hevesim kırıldı.her şeyin üst üste gelmesi yetmez gibi bir de güç aldığım bu yemek becerimi de kaybedince tam bir çöküntü yaşadım.sanırım bu tariflerle uğraşma işleri bana biraz destek oluyormuş.bir konuda iyi olduğumu anlamak tam hoşuma gidip kendimi güçlü hissetmemi sağlamışken biraz hayal kırıklığına uğradım.

tabiki perşembe tariflerine son vermedim.yarın yine size tarif yazıcam.ve o çirkin kurabiyemi değerlendirip tatlı yaptım onuda yazıcam bi ara.

kafamda yüzbinlerce düşünce top oynuyor.kontrol altına alamadım bir türlü o yüzden düşünmemeye çalışıyorum ama biraz üzgünüm.dün gece biraz rahatlama ritüeli gerçekleştirdim kendi adıma.sanırım etkisi oldu ki sabah mutlu uyandım.
ağlarken uyuya kalmak huzurlu uyku getiriyor.denedim test ettim ve öneriyorum.kötü günlerinizde sizde yapın.
şimdilik bu kadar öpüldünüz.
ve yeni gelen izleyiciler için hoşgeldinizz :)
normalde daha heyecanlı ve mutlu olurum.
yakında yine ben olucam.
öpücükler..

23 Ekim 2010 Cumartesi

hasta haftasonu



Hastayım hasta canım ister pasta.
şaka bi yana baya hastayım canlarım.bu cumartesi akşamında yarı akar yarı tıkalı burnumla nefes almaya ve blog yazmaya çalışıyorum.
dün başladı aslında her şey sanırım sinüzitim tuttu.gece baya ateşlendim.rüyamda bi savaşlar garip garip şeylerle uğraştım.çok film izliyorum ondan olsa gerek :)
blogu ihmal ettim sanmayın azıcık iyileşiyim yazıcam yine son sürat.

21 Ekim 2010 Perşembe

Farklı Mim

efendim bu sefer diğerlerinden baya farklı bir mim ile karşınızdayım.bende okuyunca biraz şaşırdım ve hatta istatistik sayfasını aradım biraz.ama eğlenceli ve düşünmeniz kafa patlatmanız gerekmiyor üstelik sizde kendi merak edilmiş yazılarınızı öğrenebilirsiniz :)
sevgili Mia beni mimlemiş.

şimdi sizinle şu zamana kadar ki en popüler 5 yazımı paylaşıcam

1- Merdiven Çıkma Eziyeti

(bu yazının bu kadar tıklanması beni şaşırttı baya.neden mi çünkü hiç kimse yorum yapmamıştı bile ve o kadar da iyi bi yazı değildi.o yüzden baya bir şaşırdım.)

2-Ben Küçükken Bulutlar Pamuktandı

3-Unutulan Doğum Günüm

(buna şaşırmadım genelde böyle trajik yazılar pek okunur :) )

4-Vee Beklenen Tarif

(herkes cheesecake seviyor bunu anladım :) )

5-Çocukluk Trajedisi

işte bunlar şuana kadar blog hayatım boyunca en popüler,merak edilen ve tıklanan yazılarımmış.
daha farklı yazılar araya girebilirdi diye de düşünüyorum.isteyen,üşenmeyen herkes yapsın bence bu mim'i.

bilmeyenler için bu istatistikleri öğrenmek ; kumanda panelinden kayıtları düzenleye basın ardından karşınıza İstatistikler çıkacaktır.

Perşembe Tarifleri 1


geçen günlerde söylediğim gibi artık her perşembe bir tarif paylaşıcam siizinle :)
bugünkü tarifim kurabiye.ben sade olarak veriyorum.eğer isterseniz içine kakao,fındık,ceviz vb. şeyler katıp farklı hale getirebilesiniz diye.

Kurabiye

1 paket margarin

2 yumurta(sarıları içine,beyazları pişirmeden önce üstüne sürülecek)

4 yemek kaşığı şeker

1 paket kabartma tozu

alabildiğince un

Yapılışı

önce margarin, yumurta sarıları, şeker, kabartma tozu ve unu ekleyerek kulak memesi kıvamında bir hamur yapın.şimdi nedir bu kulak memesi?bende hayatımda ilk kez kulak memesi halinde bir hamur yaptım.işin aslı kulak memesini falan unutun.zaten göz ayarınızla koyun unu.hamur kaba yapışmayana kadar un ekleyip yoğurun sürekli.unu azar azar katın yoğurun ardından tekrar aynı işlemi yapın daha sağlıklı oluyor.yalnız dikkat un az olursa dağılırmış kurabiye.
elinizdeki hamuru istediğiniz şekillerde koyabilirsiniz.eğer kurabiye kalıplarınız varsa onları kullanın mesela ya da iri geniş veya minik kurabiyeler yapabilirsiniz.kısacası kafanıza göre takılın.üzeri için ayırdığınız yumurtanın beyazlarını tepsideki kurabiyelerinizin üstüne iyice sürün.ardından kurabiyeleri 150 derecede 35 dakika pişirin.

dediğim gibi eğer isterseniz ceviz,fındık,kakao ya da aklınıza gelen bir şekilde de yapabilirsiniz bu kurabiyeleri.

afiyet olsun ve başarılar
öpücüklerr :)

Başucu ailem


fotoğraftan anlayacağınız üzere küçültürken görüntü kalitesini mahvetmiş olmam engin photoshop bilgilerimden kaynaklanıyor olsa gerek :)

bu fotoğrafta ne diyebilirsiniz.hemen tanıtayım.bunlar benim izmir'deki başucu ailem.çok sevimlidirler.ve orda bir toka var ever o bir toka.o da onların köpeği :)
şuan onlara isim bulmuş değilim ama genel olarak sayarsak; Jack ve Sally sevgilimin hediyesi,pembe sevimli yamyam Eylül'ün hediyesi,toka ise bana ait :)
tahmin edebilceğiniz üzere şimdiki isimleriyle Jack ve Sally anne baba,pembe sevimli yamyam çılgın kız çocuğu,toka ise köpekleri ve evet gördüğünüz o sarı kağıttan garip yazılı şeyler ise apple laptoplar :)
çok hayalperestim öyle değil mi?
geçen gece aşırı yağmur ve şimşek dolayısıyla bilgisayarları kapadık.bende gördüğünüz bu aileyi bir araya getirip onlarla oynadım.evet itiraf ediyorum bildiğiniz onlarla oynadım.sonrada uyudum aynı 6-7 yaşında bir kız çocuğu gibi.ama güzeldi.çocukluğumun bir parçasını kaybetmeyi hiç istemiyorum.kendi kendime oyunlar oynamayı,vakit geçirebilmeyi ve hayal kurabilmeyi anne olsam bile asla bırakmıycam buna karar verdim.

ve bu arada aklımda bazı düşünceler var.bugün erkek arkadaşımın doğum günü dolayısıyla pasta yaptım ama bu tarifini vermem gerekecek kadar zor bir pasta değildi.pasta tabanı,puding,muz ve kakao dan oluşuyor.onun yerine kurabiye tarifi yazıcam.
asıl söylemek istediğime geleyim. Julie & Julia adında bir film izledim.çoğunlukla yemek,tarifler,blog üzerine bir filmdi ama çok hoş izlemek isteyenler olur diye onun hakkında da bir yazı hazırlıycam.yine asıl söylemek istedğimi söyleyemedim tabi.belki aşçılık kursuna gidebilirim ya kafama eserse okulu bitirip aşçılık okuluna uluslararası bir diploma fena olmaz.şuan tabiki hayal olarak kuruyorum kesinleşmiş hiçbir şey yok.
belki bir gün mutfak hayatımla ilgili bende bir film çekerim nedersiniz?

18 Ekim 2010 Pazartesi

acıt acıtabildiğin kadar kanat


birçok kişi bu yazımdan dolayı bana kızabilir birçoğu da hak verebilir.sizi ikiye bölmek istemem ama herkes farklıdır öyle değil mi?

şimdi herkes bilir aşk acıtır,kanatır hatta kanırtır.yandaki resimlede baya paralellik gösteren bir yazı olacak bu.

aşık olan herkes baya acı çekmiştir ne kadar mutlu olursa olsun zaman zaman yaşananlar cidden kanatır.
ee iyi güzel de hep şikayet mi edicen diyebilirsiniz.hayır asıl konu şimdi başlıyor.

şimdi bizim yarın yaşayacağımız kesin garanti değil ya da ne bileyim ne kadar yaşayacağımız. belki trafik kazası geçirip,belki en ufacık aptal bir sinek yüzünden boğulup,belki zehirlenip işte bir şekilde ölebilme ihtimallerimiz var.ne zaman ne yaşayacağımızı da kesin bilemiyoruz. o zaman biz neden geleceğin kesinliğinden emin olmadığımız bi hayatta hep geleceğe endeksli yaşıyoruz.günümüzü gün edelim evet yapalım.hayatınızda birini çok mu istiyorsunuz.onu bir şekilde hayatınıza sokun.ya da zaman zaman ilişkiniz acıtsa bile (hastalık boyutunda değil) eğer çok seviyorsanız ve o doğru insan ulan kim dört dörtlük diyorsanız.bildiğinizi okuyun.madem ne zaman öleceğimizi bilmiyoruz.neden keşke demek yerine her şeyi doya doya yaşamayı seçmiyoruz.aslında ben bunları yaptığımı bu ayzıyı yazana kadar fark etmemiştim ama ben bunu yapmışım insanlar hayır yapma diye uyarırken ben içimden geleni yapmışım iyiki de yapmışım.
neler mi yaptım?
2 yıl boyunca 600 küsür km uzak ilişki yürüttüm insanların dediklerine kulaklarımı tıkadım.istanbul da üniversite okumıycam ,kendi ayaklarımın üstünde durucam güçlü olucam dedim şimdi ailemden uzak izmir de yaşıyorum.11 yıl bale eğitimi aldıktan sonra ben üniversite okuycam farklı planlarım var dedim bale eğitimimi bıraktım.aslında hep kendi isteklerimi yaptım.ve şuan mutluyum.19 yaşındaki birçok kızın yaşa(ya)ma dığı bir hayatım var.evet zorluklar yaşıyorum ama acısıyla tatlısıyla mükemmel.herkesin bana o ilişki sürmez dediğim ilişkim 3 yılı devirdi.ben hayatımda tanıyıp tanıyabileceğim benim için en özel ve bana kendimi özel hissettiren o erkeği tanıdım.her şeyimi paylaştım her şeyi yaşadım ve asla pişman olmadım.
evet bende acıtıldım acıttım ama bırakmadım.çok ağladım suratımı yastığa basıp çok sakinleştiriciler içtim,çok kıskançlık krizleri geçirdim ve çoğu kez inancımı kaybetmek üzere olduğum durumlara geldim.ama ben asla vazgeçmedim.sizde geçmeyin.ne zaman ne yaşayacağımızın belli olmadığı bu dünyada köpek gibi aşık olalım,acı çekelim,ağlayalım ama kendi isteklerimiz doğrultusunda yaşayalım.elalem ne derse desin kimse sizden önemli değil.
siz varsanız herkes var siz yoksanız kimse yok.
hadi dönüm noktalarımızı yaşayalım :)
http://fizy.com/s/13eox4

16 Ekim 2010 Cumartesi

vee beklenen tarif




fotoğraf benim cheesecake'inki değil ama benziyo biraz yinede benimkinin tadı birebir oldu.çok mutlu oldum herkes baya beğendi.tadı beklediğimden de iyi olmuş.neyse sizi daha fazla bekletmeden tarifi yazıyorum.

Vişneli Cheesecake

2 paket petibör bisküvi

150 gr eritilmiş margarin
(bir margarinin 4/3 kadar oluyor 150 gr)

1 bardak toz şeker

1 bardak yoğurt

1 paket labne (ufak paketlerden)

3 yumurta


Üzeri için;

2 bardak vişne suyu

2 kaşık mısır nişastası

4 kaşık toz çeker



Yapılışı


bisküviler blendırdan geçirilir.eritilen margarin bisküvilerin içine katılır.iyice karıştırılıp yapacağınız kabın içine bastırarak taban haline getirilir. 10-15 dk 170 derece pişirilir.
üzerine toz şeker,3 yumurta,yoğurt,labne karışımı hazırlanıp dökülür.karışım pişene kadar fırında pişirilir.piştiğini, salladığınızda cumbul cumbul hareket etmediğinden de anlayabilirsiniz.
üzeri için hazırlanan karışım kek ılıkken üzerine dökülür.
isteğe bağlı olarak üzeri için olan karışıma vişne reçeli de katabilirsiniz ya da aynı tarifi farklı meyvelerle de uygulayabilirsiniz.


ps. ben borcam soğudu diye hemen üzeri için olan karışımı döktüm hemen emdi.siz kanmayın ılınmasını bekleyin ki üstünde pembelik kalsın.


umarım seversiniz muahh :*

heyecanla bekliyorum,bekliyorlar







hayatımda yaptığım ilk cheesecake şuan tezgahın üstünde duruyor.şekli şemali mükemmel olmadı tabi ve evdeki borcam dikdörtgen olduğu için dikdötgen yaptım.akşam yemeğinden sonra tadıcaz.eğer tadı güzel olursa sizle tüm tariflerimi paylaşıcam.
ve cidden güzel olursa cheesecake im o zaman baya hamur işlerine falan merak sararım hatta hobi olarak bile yapabilirim. o derece fıttırdım hamurişleriyle.
şimdilik bu kadar gelişmeleri http://twitter.com/#!/banubilgi takip edebilirsiniz.

iyi haftasonları muah :*

14 Ekim 2010 Perşembe

taytkolik

























sevgili izleyicilerim aynen yazdığı gibi ben aslında bir taytkoliğim.ihtiyacım olmasa bile yinede tayt alırım.renk renk desen desen evimden taşana kadar tayt alabilirim.üstelik giymeyeceğim bir şey olsa bile değerlendiririm ben bunu yaa diye alırım ama değerlendirmem o ayrı.ayrıca kalın ve renkli külotlu çoraplardan da tayt yapıyoruz.gerçekten eğlenceli oluyor eğer tayt giymeyi seviyorsanız kesin deneyin.ben geçen seneden beri doğru düzgün kot pantolon giymez oldum hep tayt giyiyorum yaz kış. bu fotoğraflarda http://shop.blackmilkclothing.com/ bu taytları bulduğum site.çok hoşuma gitti.İzmir de böyle taytlar bulabileceğim butikler var mı hiç bilmiyorum.karşıma çıkmadı daha.umarım vardır ve en yakın zamanda keşfederim.fotoğraflarını gördüğünüz taytlar benim beğendimlerim ama sitede daha fazlası var ve mayo şeklinde çok hoş bluzlerde var.kesin bir bakın derim.fiyatlarına gelince bana kalırsa çok pahalı bizim paramızla bi tayta 1oo tl vermek akıllıca değil bana kalırsa.ben en güzel taytlarımı bile 10 tl den fazla almadım.
ee o zaman link neden derseniz bakın neler yapılabiliyor gözümüz gönlümüz şenlensin dedim.ayrıca çok ilginç şeyler var. :)

ps.fotoğrafları farklı bir tarzda koymayı denedim yazıyı elimi yüzüme bulaştırdım.o yüzden bu seferlik böyle oldu idare edin .
(ay çok çirkin oldu yazı ya ama fotoğrafları bir daha koyamıycak kadar üşeniyorum :/ )

13 Ekim 2010 Çarşamba

yine yeniden spor


eveet 1 ay önce yazıldığım spor merkezine gittim bugün :)
spor ayakkabılarımı giyer giymez hemen ölçüme girdim ardından programım çıktı.
derler ya aynen anam ağladı özellikle bir hareket var yere yatılıyor dizler önce karna çekiliyor ardından dümdüz uzatılıyor ama havada duruyor.işte bu hareket beni benden aldı üstelik 45 kez yaptım her 15 te bir elim kolum bacağım açık yattım resmen :)
ama baya düzgün bir program çıakrdılar.benim spora yazılış amacım sıkı bacaklar ve taş gibi bir popo.o yüzden hareketlerimin nerdeyse tümü bacak ve popo endeksli,
şuan popom ve bacaklarım baya ağrıyor :) 1 hafta düzenli gidersem ağrılarım olmıycakmış.elimden geldiğince aksatmamaya çalışıcam.
boş günüm var onda da pilatese gidiyim haftada bi diyorum ama bakalım yalan olmasın zamanla bi anda hepsini yapamam.
kesin karar verdim cidden insan stress atıyor filmlerde görürdüm de inanmazdım hep ama haklılarmış ecnebiler :P
ilk kez bacaklarımla ağırlık bastım galiba eğer yanlış görmediysem 18kg tabi yanlış anlamışta olabilirim yalan olmasın bana da çok geldi :)

işte böyle popom victoria secret mankenleri gibi olmadan durmak yok spora devam.

otobüs psikoloji bozuyor I

evet hepimizin günlük hayatta sinir krizleri geçirdiğimiz bu tekerlekli araçta yaşadığım trajedileri yazmaya karar verdim geçen günden sonra.

öncelikle eğer akşam saatinde otobüse biniyorsanız liseli faktörü diye bir şey var.bunlar özellikle orta son - lise 1 ergenlerinden oluşuyor.hepimizin tüm gün boyunca kafası ambale olduğundan üstüne bir de yorgunluk ve tıklım tıklım otobüslerde ayakta gitme faktörü de eklenince hepimizin hayalinde eve gidip yemek yemek ya da oturup ayaklarımızı dinlendirmek oluyor.fakaat tam bu hayal kurma anlarında bu ergen gruplarının bıdı bıdı durmadna konuşmaları ve aptalca maceralarıyla kafası şişen insan "yeter lan" dememek için kendini zor tutuyor.

eğer şansınız varsa oturduysanız onda da kalabalıktan ya kafasına birinin eli çarpar yaçantasını dayar ya da saçınızın telini çeker yanlışlıkla.bu bir olur iki olur tolere edilir fakat psikolojimize bağlı olarak da tahammül edilemez olur.
geçen gün otobüs aşırı kalabalık değildi fakat yinede kalabalıktı.kadının biri dev çantasını inatla omzuma dayadı arkasıda bana dönük bir ittim 2 ittim offladım seslice bana mısın demedi bende sen misin beni takmayan diyerek asıldım çantasına çektim ittim (vallada billada yaptım bunu kafam attı) kadın bir şokla baktı bana kaşları çatık ama benim kaşlarım onunkinin 2 katı daha çatık ve gözlerimde bir şey de de yoliyim seni bu yorgunlukla bakışı vardı.kadın çantasını çekti pıstı ve birkaç adım ileriye gitti.zafer benimdi çok gururlandım.

artık yeni otobüsleri hepiniz biliyorsunuz et arkasında 3 zayıf kişinin oturabileceği bir koltuk var.genelde buraya oturanlar 3 kişilik koltuğa yayılan 2 öküz olabiliyor .(kadın erkek farketmez)
genelde kadınlar oturduğunda orda acıyıp poposunu kaydırıp gel canım der hep.sanırım o an insanın tipine göre yer veriyorlar ya da vermiyorlar.erkeklerin bazıları rahatsız olabilir bayan diye yer vermezken ben orada 3 kişinin oturmasını ısrarla savunuyorum eğer otobüs kalabalıksa.
neden mi? çünkü ben uzun süre ayakta kaldığımda bayıltacak boyutta bir bel ağrısı çekip çoğu zaman o tutunma direklerinde bildiğiniz kıvranıyorum.bunu gören geçen gün ki öküz adam sadece suratıma baktı.hayvan ibiş ulan kıvranıyorum görüyo kıçını kaydırda oturiyim dimi yook. ayı oğlanı inşallah bigün ben orda otururum o ayakta olur bende yer vermem ona ohh canıma değsin.

bugün kulak misafiri oldum düzgün giyimli hoş bir kız otobüste karşılaştığı arkadaşına "napıyon?" dedi işte o an acundaki 500 bin çıkmış gibi bir ses geldi içimden.nerden indin sen yavrum diycektim.hiçbirimiz konuşma dilini yazma dili gibi kullanmıyorum ama napıyon ne ediyon da demiyoruz.nedense bi an tiksindim.napıyosun demek o kadar mı zordu be doğan görünümlü şahin kız?

metroda bir bayan gördüm gülsem mi bilemedim.ben sürekli böyle yazıyorum ama yanlış anlamayın dalga geçmiyorum çok ironik ya da garip geldiği için paylaşıyorum yoksa kimse kimseyi aşağılayamaz.
neyse saat akşam 6 falan bayan güneş gözlüğü takıyor.metro daha yer altına girmemişti o yüzden dedim belki göz ameliyatı olmuştur.fakat yeraltına girdi metro hatunda hiçbir güneş gözlüğünü çıkarma gibi bir eylem yok.tabi benim dikkatimi çekti çaktırmadan kadına bakıyorum acaba gözümü mü mor falan ondan mı diye ama yok o da değil.çok ilgimi çekmişti fakat daha fazla inceleyemeden durağım geldi inmek zorunda kaldım.

işte böyle yaşadığım abidik olayları yazmaya devam edeceğim.

ayrıca izlemeyi bırakan 1 kişi hahayt sen gittin 3 kişi geldi ohh canıma değsin çok mutluyum :)

12 Ekim 2010 Salı

Kanser Ayı

"Bu ay kanser ayı. Hayatını kaybetmiş ya da mücadele eden her bir kanser hastası , aile üyesi ya da arkadaşı anısına ve savaşmaya devam edenlerin onurlu mücadelesi adına sevdiğiniz kanserli ya da daha önce bunu yaşamış birisi için bu yazıyı 1 saatliğine burada paylaşmanızı rica ediyorum. Çoğunuz kes kopyala yapmayacak,ben yaptığım için gurur duyuyorum, siz de yaparsınız di mi?"


bu ay kanser ayıymış sevgili izleyicilerim o yüzden bu yazıyı 1 saatliğine herkes profilinde paylaşıyor.isterseniz sizde paylaşın.ben geçen yıl dayımı beyin kanserinden kaybettim.o yüzden bu konuda hem hassas hemde fazlasıyla duyarlıyım.
eğer yapmıycaksanız bile bu saçma sapan bir şey demeyin kimse kimseyi zorlamıyor.ve kimse bir kanser hastasının,ailesinin ve yakınlarının yaşadıklarını bilemez...

9 Ekim 2010 Cumartesi

paçamdan hamaratlık akıyor


bu aralar başlıktan da anlayabileceğiniz üzere pek bir hamaratım canlarım nedendir bilinmez.belki dersler şuan pek ağır değil ondan olabilir.şu bir hafta içinde kurabiye,kekler,soğanlı mantarlı börek ve garnitürlü tavuklu börek yaptım.(bunlar sadece hamur işleri) tadları güzel oldukça baya keyifle yapmaya başladım.
takdir edilmek pek güzel,göğüs kabartıcı oluyor :)
tarifleri tabiki bana ait değil.bende internetten ordan burdan bulup yapıyorum her şeyi. hiç aklımda da tutamam o yüzden yazıp ya da bilgisayara kaydediyorum.
zaman bulunca cheesecake yapmayı planlıyorum ama bakalım.
eğer hoşunuza giderse tariflerini de paylaşabilirim :)

8 Ekim 2010 Cuma

ne mi olmak isterdim?

evet aslında şimdi düşündümde tam bir mim konusu gibi oldu bu.
talep olursa mim e çevirebilirim :)
ben aslında model olmak isterdim yani tahmini olarak ağır basan çeşidi fotomodel olmak ama öyle aman bi bikini giyiym onla çekim yapayım kenar mahalle işi gibi değil.bildiğiniz adam gibi çekim olucak kurgulu falan hikayeli.modellerin hayatını yorucu olmakla birlikte çok eğlenceli buluyorum.çekimler genelde hep güzel geçer diye düşündüğüm için model olmak isterdim.
ünlü fotoğrafçılarım çekimlerine bakıyorum da mükemmeller.her fotoğrafın ayrı bir hikayesi,güzelliği var.kıyafetler,aksesuarlar ayakkabılar o tatlı telaş süper olmalı. bizde ufak çekimler yapıyoruz kendi aramızda ama tabiki amatör ama ona rağmen çok eğleniyoruz.bir de profesyonellerin çekimlerini düşününce gerçekten çok heyecanlanıyorum.

şimdi sizle sevdiğim fotoğrafçıların birkaç çekiminden kareler paylaşacağım.







aslında daha çok var ama o kadar üşendim ki şuan.blogumda sağ taraftaki fotoğraflarda benim favorilerimdendir. bi arada kendi yaptığımız amatör çekimleri paylaşmaya başlayacağım.

eğer konu hoşunuza gittiyse mim olarak algılayıp sizde yazabilirsiniz.mutlu olurum.

6 Ekim 2010 Çarşamba

grip zamanı

evet çok hastayım sevgili izleyicilerim.ben ettim siz etmeyin ince giyinmeyin,havaya aldanmayın ve grip insanlara yaklaşmayın.ardarda 3-5 kez hapşuruyorum,burnum akıyor arada bi ateş basıyor bir de halsizim. bornova'nın sabah soğuğu etkili olsada yinede havalara güvenmeyin ve c vitaminli meyveler yiyin.ben geç kaldım şimdi yesemde hiçbir işe yaramıyor.çok fena burnum akıyor o yüzden yazıyı bitiriyorum.
gripsiz halimden öpücükler :)

4 Ekim 2010 Pazartesi

ana fikri bol s'li sitem

bugün bir şarkı dinledim mp3 ümden ama şarkıyı kim söylüyodu adı neydi hiç hatırlamıyorum.aklımda kalan sadece bir şarkı sözü sana ihtiyacım var demene ihtiyacım var.aslında düşününce taa derinlere inen bir anlamı var bence.çoğu zaman çevremizdekiler için elimizden gelen her şeyi yaparız ama genelde bunu yapanlara değilde yapmayanlara ya da taa uzaklardaki o insanlara ihtiyaç duyulur ya da ne biliyim genelde onlar önemsenip özlenir.bizim günlerce hatta haftalarca duymayı beklediğimiz cümleler onlara bol kepçeden yağar yağmur misali.bu doğanın kanunu gibi bir şey insan ilişkilerinde bana kalırsa.
yinede siz siz olun empati kurun ve karşınızdakinden ne bekliyorsanız sizde onu söyleyin.evet çoğu zaman karşılık bulamıyoruz ama yinede bizimki vicdan rahatlatmak olsun diyelim.
ve bir kez daha acı bir gerçeği hatırlatmak isterim size sevgili dostlarım seveni s.kerler s.keni severler. bu hep böyleydi ve böyle kalacak. yanıbaşlarında bir elmas olsada onlar hep uzaktaki kaya parçasına ihtiyaç duyarlar.
her gün artık saldım gitti peeh desekte içimizde bir bir derin yaralar açtığını bal gibi biliyoruz ve inatla üstünü örtüyoruz.sonuç mu elde kalan koca bir 0 ama yapacak bir şey yok.
dediğim gibi seveni s*kerler s*keni severler.
öpüldünüz iyi geceler.

itiraf mim*i

Ayris'ciğim beni mimlemişim yine önce teşekkürlerimi sunarım.bu sefer 5 itiraf yazıcam sizlere umarım beklentilerin altında olmaz itiraflarım :)
tek tek isim yazmıyorum isteyen herkes bunu mim*i yazabilir :)

çok heyecanlıyım aklımdaki itirafları yazıp yazmamakta kararsızım ama gözümü karartıp yazıcam hepsini bi kere geliyoruz dünyaya içimde kalmasın.
heyt be bu gazla yazılır bu mim :)

1-ben çocukluğumdan beri hayvanlara karşı çok ilgiliyim tam bir hayvansever bile diyebilirsiniz. biz sitenin dışında yol kenarında oynuyorduk en yakın çocukluk arkadaşım ben ve bir köpek.biz poşetle oynarken köpekte peşimizde tabi.arkadaşım poşeti yola atınca köpek peşine yola koştu neredeyse araba çarpıyordu ama bir şey olmadı tabi bende o sinirle arkadaşımı yola ittim.evet bunu yaptım ama bir an kendimi kaybettim zaten bir gün başıma bu yüzden bir şey gelicek. her neyse annesi bizi camdan görünce koşa koşa geldi kız tabi korkudan ağlıyo anneside bana bağırdı falan.bende hemen eve gittim ertesi gün arkadaşıma ağlamaktan burnum kanadı hasta oldum bayıldım diyip onu suçlu hissettirmiştim annesini de tehdit etmiştim.şansa anneme sormadı.bunu ilk kez sizlere açıklıyorum. ve evet ben çocukluk arkadaşımı yola itebilecek kadar hayvansever bir sorunluyum :)

2-çocukken genelde oturma odasında tv izlerken akşam yemeklerimi yerdim.ve en nefret ettiğim ise et,köfte falandı.ne zaman yemekte kırmızı et var ben oturma odasındayım.bir gün dışardan bir kedi sesi duydum.dinn ampul yandı.gizlice kediyi camın önüne çağırıp etleri köfteleri atardım ona.annemlerede bitirdim ben tabağımı diye götürüdüm.bunu yıllarca yaptım.bütün köftelerimi kedilere verip aileme yalanlar söyledim.

3-ben evin tek çocuğuydum ananemlerle de aynı apartmanda oturmamız dolayısıyla ilgi hep benim üzerimden eksik olmazdı ama ona rağmen şımarık bir çocuk değildim sadece tam bir ilgi arsızıydım.ilgi üzerimden biraz başka yöne kaysın hemen hasta numarası yapardım .hatta bir kere ananem ve annem benle ilgilenmeyip mutfakta kahve içiyorlar diye ananemin salondaki dev sandalyesinin altına elimi koyup bağırarak ağlamaya başladım.tabiki gerçekten hiç canım acımıyordu ama ilgi üzerime dönmüştü.bir keresinde de ananemin kuzenimi benden daha çok sevdiğini düşünüp ananemle küsmüştüm :)

4-annem ve babam ben 4 .sınıftayken ayrıldıkları için babama hatta erkeklere karşı bir nefret besliyordum içimde nedendir bilmem.halbuki kimse böyle bir şey için doldurmadı beni ama ben bildiğiniz kin duyuyorum erkeklere.bu yüzden lezbiyen olmaya karar vermiştim.hatta kendimi buna şartlayıp neredeyse kendime hemcinsim bir sevgili bulacaktım.ama hiç icrata sokmadım bu düşüncemi.

5-filmlerde hep şiddetli kavgalardan sonra yapılan seksin muhteşemliğinden bahsedilir.ama ben o anlarda gözüm sinirden kimseyi göremeyeceği ve öfke patlamaları yaşayacağım için bilemiycem sanırım o hissi.bir yandan da içten içe çok merak ederim şiddetli kavgalardan sonra yaşanan o seksin zevkini.ve itiraf ediyorum bende bir gün şiddetli bir kavgadan sonra saç baş yolmadı öfkeyi vücutlardan çıkarmalı bir yatak macerası yaşamak istiyorum.

...
:)

3 Ekim 2010 Pazar

biz kadınların beklentileri


ilk kez böyle ilişkiler hakkında yazıcam.ilk olmayadabilir tabi yalan olmasın da hatırlayamıyorum her neyse ilk diyelim olsun bitsin.
ben böyle her başlıkta çoğul konuşuyorum ama herkesin beklentisi,isteği,düşüncesi farklı oluyor tabi.benimki biraz kelime oyunu sanırsam.
biz kadınlar ilişkilerimizde -ki bir de uzun süreliyse-hep geleceği planlarız.erkekler bu konuda daha farklıdır onlar çoğunlukla geleceği düşünmez ya da geleceğe yönelik hayal kurmazlar.
herkes biliyor bunu aslında erkekler kadınlara oranla biraz daha az duygusal kaçıyorlar ki bu da doğru.gerek hormonlarımızdan gerekse narinliğimizden olan bir özellik bu sanırım.
biz kadınların yanlış yaptığı bir şey şu geleceği planlama hayal kurma olayı.tamamıiyle kendimizi kandırıyoruz ardından bir gerçekle paat! hayallerimizde büyük delikler açılıyor.
3 yılı aşkın bir ilişkim var ve ben bunu daha 1 ay içinde anladım.ilişki insana çok şey öğretiyor.ama bir düşünün gelecekle kafa patlatmaktansa günü yaşayıp tadını çıkarmak gittiği yere kadar götürmek en doğrusu ve sağlıklısı olsa gerek.
bence oturup düşünmemiz gereken bir şey bu.gerçekten insanı hem daha iyi hissettiriyor hemde kendi kendinizi yemek zorunda kalmıyorsunuz.
tabiki böyle dedim ama hiç de hayal kurmayın diye bir şey yok ama kurduğunuz hayaller seyahat hayalleri olursa hem daha eğlenceli hemde daha az can yakıcı olur diye düşünüyorum.
ben artık böyle yapıyorum anı yaşayıp sadece seyahat planlıyorum.
ilişkin ciddi değil mi derseniz aslında ciddi ama dediğim gibi gittiği yere kadar gidecek.ne ben ne de o yıpranıp paramparça olacak sonunda.
diğer bir sorun ise dırdırcı olmamız ama bu erkekler tarafından sorun ilan ediliyor elbette.ben hiç farketmiyorum ama bazı dönemler aşırı dırdırcı oluyorum.sanırım bu aralar değilim.kendimi mini fırınımla yeni şeyler yapmaya o kadar kaptırdım ki kendimi dırdır yapmaya zamanım olmuyor galiba.şaka bir yana bazen bizim de değişiklikler yapmamız ve erkeklerden daha fazla fedakar olmamız ya da alttan almamız gerekebiliyor.ilişkide tarafların zaman zaman bu özellikleri karşılıklı paylaşmaları ya da bir tarafın daha fazla yapması gerekebiliyor.

artan izleyici sayımın sanki dünyanın en önemli şeyiymişçesine beni mutlu edip sevindirmesi çok güzel bir şey olsa gerek.yeni izleyicilere hoşgeldiniz sefalar getirdiniz der.
pazartesi sendromsuz bir pazartesi diler,çikolatalı öpücüklerimi yollar ve giderim. :)

2 Ekim 2010 Cumartesi

yürüyelim sakinleşelim

eğer zor günler geçiriyorsanız size rahatlamaktan da öte huzur veren bir şey söyleyeyim. rüzgarlı bir günde yürümek.amaa dımdızlak yolda değil 2 tarafında ağaçlar olsun ama çok fazla ve kocaman ağaçlar.kulağınıza kulaklığı takıp size huzur veren şarkılardan birkaçını açın.gözlerinizi kapatıp 1 metre kadar yürüyün.yalnız boş bir yol olmasına özen gösterin ki çarpmayın insanlara :)
ben ege ü. bilgisayar mühendisliği ve hastane arasındaki otoparkta yaptım bunu.hem rüzgar vardı hemde kulağımda travis şarkıları.sık sık gözlerimi kapatıp yürüdüm ellerimi kollarımı 2 yana açtım yürüdüm.belki biri gördüyse şapşal mı ne demiştir o ayrı mesele :)
ama ben gerçekten çok gevşedim,mutluluk doldum o anlığına.hatta hemen aklıma geldi bunu blogda paylaşayım diye.
denemenizi tavsiye ederim gerçekten.
bu arada bir de okulunuzun uzun koridorları varsa orda da yapabilirsiiz buna benzer bir eğlenceli yürüyüş tabi öğretim görevlilerinin ya da öğretmenlerinizin olmamasına dikkat edin.
ben okulda da yaptım yine kulağımda kulaklığım ellerimi kollarımı açmış hem dans edip hem zıpladım hemde koşturdum durdum.tabi son anda öğrenci işlerinden biri gördü o ayrı o da gülümsedi yabancı değil nevzatçığım :)
şaka bir yana böyle eğlenceli şeyler yapmak lazım hayatımızda diye düşündüm ve her boş koridorda şapşalca dans etmeye karar verdim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...