29 Aralık 2010 Çarşamba

yeni yıl ıbırgıbırları


geçen sene iğrenç bir yılbaşı geçirmiş olmamı düşününce bu yılbaşından çok umutluyum.yeni yılı nasıl karşılarsanız öyle geçiyor.ben geçen sene asık suratlı,mutsuz ve çok rahatsız geçirdim ve 2010'um berbat geçti.bu sene akıllandım mutlu ve gülümseyerek sevdiğim insanlarla yeni yılı karşılayacağım.eğlenceli bir yerde 10-12 kişilik bir grup olarak yeni yılı karşılamayı planlıyoruz.
n giycem stresinden kurtuldum çünkü her şeyim hazır.yarın kıyafetler ütülenecek ve saçıma maşa yapmayı deneyeceğim :) umarım güzel olur da tekrar banyo yapıp yeni saç modeli denemek zorunda kalmam.kıyafetlerimi son dakikaya bıraksaydım kesin sinirden ağlardım.artık kendi huyumu öğrendim :) temkinli davranıyorum.

yarın da mikrobu sevmeye gidicez.giderken kek yapıp götürücem.tanışma hediyesi misali.
kıyafetimin hazır olması hoş bir rahatlıkla dolduruyor içimi.
umarım hayal ettiğim gibi bir yeni yılkutlaması yaşarım.

herkese mutlu,sağlıklı,paralı,aşklı yıllar dilerim :)

öpücüklerr

27 Aralık 2010 Pazartesi

tekrar tekrar Black Swan


bu yazımda anlatmıştım aslında bu filmi.
bu akşam ise izledimve bu film hayatımda izlediğim en güzel film bu asla değişmeyecek diye umuyorum.içinde bale olan hiçbir şeyin kötü olamayacağına karar verdim.
siyah kuğu olmak istiyorum çok fazla.
hatta vaktimiz olduğunda ilk yapacağımız çekim black swan olacak diye hayal ediyorum.

kesinlikle izlemeniz gereken bir film olduğunu ısrarla yazıyorum.
Natalie Portman müthişti.
25 şubat'ta vizyona giriyor.o zamanda sinemada tekrar izleyeceğim.


25 Aralık 2010 Cumartesi

Hareket alanı Ne alanı


aslında bu yazıyı The New Adventures of Old Christine izlerken konudan etkilenip yazmaya karar verdim.

izlediğim bölümde Christine'in sevgilisi onu sıkmamak hatta hareket alanı bırakmak adına mesaj atan eski erkek arkadaşı ile buluşmasına zorluyor.aslında sevgilisi ona aşık ama o zaman neden böyle yapıyor diye merak ediyor insan.nedeni şu saçma söz "bırak geri gelirse senindir gelmezse hiç senin olmamamıştır" bıdıbıdısı.
içi içini yiyen sevgili Christine'in evine gidiyor ve kardeşinden çıktığını ve eski sevgili hakkında birkaç can alıcı gerçeği öğrenince gittikleri partiye gidiyorlar.
Christine ve Mr Harris aralarında birşeyolamayacağına karar verdikleri sırada sevgilisi geliyor ona aşık olduğunu falan söylüyor.

asıl soru sevgiliye hareket alanı bırakmalı evet ama bu durumdaki gibi fazlasına bu kadar gerek var mı? ya da hareket alanını ne kadar genişletip özgürleştirmeli?

açıkçası bende pek emin değilim amaemin olduğum bir şey ben asla hareket alanı olsun diye sevgilimin eski sevgilisiyle bir buluşma gerçekleştirmesine izin vermezdim aslında veremezdim.gerek duygularım gerek beynimin buna katlanamayacağı apaçık ortada.
aslında her sevgili için durum böyle olmalı kadın ya da erkek asla farketmez. karşınızdaki kişiye hareket alanı bırakmalı ama böyle birşeyiasla yapmamalısınız.

yukarıdaki söze ise inanmıyorum çünkü saçmageliyor.eğer ortada dönerse benimdir ihtimali varsa bir de ya dönmezse ihtimali var.o yüzden bu söz ve test gereksiz,tehlikeli ve saçma.bir anda beklenmedik bir şeyle boşuna birilişki yıkılabilir hale gelecektir diye düşünüyorum.

her 2 taraf içinde hareket alanı,nefes almak elbette önemlidir ama bu alanları genişletip uzun süre kendi hareket alanınızda yaşadığınızda bazı zamanlar bir araya gelindiğinde sıkılma,hissizleşme ya dakendi alanınızı tercih etme gibi durumlar ortaya çıkabilir.sanırım bu alanı ve dengeyi ayarlamak kişinin ve ilişkinin elinde.

siz siz olun bu gibi ya da buna benzer testler yapmadan önce birkez daha düşünün derim.

24 Aralık 2010 Cuma

Perşembe Tarifleri 7

Browni



Malzemeler


4 yumurta
2 su bardağı şeker
1 paket eritilmiş margarin
1su bardağı süt
1 paket kakao
1 vanilin
1 kabartmatozu
2.5 su bardağı un


Hazırlanışı

un hariç tüm malzemeleri iyice karıştırın. unu eklemeden önce karışımdan bir bardak ayırın.kalan karışıma unu ekleyip iyicekarıştırın.
180 derecedeısıtılmış fırında 25 dakika pişirmek yeterli olacaktır.
fırından çıkar çıkmaz ayırdığınız karışımı bir kaşıkla karıştırın (karışımın bir kısmı dibe çökebilir bu yüzden karıştırmak iyi olacaktır.) ve keke dökün.


Afiyet Olsun :)

bilgisayarsız haftanın özeti


bilgisayarımı öyle özledim ki! daha tamirden gelmedi ve n zaman geleceği de belli değil.mutsuzum kendimi tv izlemeye verdim. ulusal kanallarımzıda izlenecek bir şey bulamadığımdan tüm gün cnbce,e2,nat. geo, net.geo. wild izliyorum. her an bir belgesel çekebilecek durumdayım o derece.
salı günleri köpeklere fısıldayan adam'ı izliyorum.sanırım tüm hafta en çok severek izlediğim program oydu.

İzmir'de marka dünyasının olması bir kez daha yüzümü güldürdü.sanırım yılbaşında giyeceğim elbiseyi aldım.zara'nın elbisesi amaben 13 tl ye aldım. 3 adet bluzu de 5 tl ye. seni seviyorum marka dünyası.

kıyafet seçme gibi bir problemim olduğundan genelde kıyafetlerimi 1 gün önceden hazırlarım.
yılbaşı için kaygılanmaya başlamıştım bile.aslında aldığım elbiseyi giysem mi bilemiyorum ama sanırım en azından bir b planım olduğu için içim rahat. :)

yolda geçerken siyah beyaz bir panço gördüm birde leopar desenli tayt sanırım onları gidip alıcam.

2011 için ilk planlarım arasında bir müzekartçıakrtıp müze müze gezmek,siyah ceket almak,belki ayakkabı ve artık spora gitmek.

yeni yılda sevdiğim 10 insanla dışarda olucam.sanırım bu sefer yılbaşım güzel geçicek.geçen yılbaşım berbat ötesiydi ve 2010 da öyleydi. yeni yılımın güzel geçmesi için her türlüönlemi alıcam.ne olursa olsun güzel ve eğlenceli bir yılbaşı geçirmeye özen göstericem.hatta gerekirse kırmızı iç çamaşırı bile giyerim içime :p

22 Aralık 2010 Çarşamba

Karla Spetic



Dusler'in blogunda gördüğüm bu tasarımcının tasarımları benimde çok hoşuma gitti. birazdan daha fazla pahalılar :) ama bakması çok güzel.belki bir yerlerde uygun fiyatlara bu tarz şeyler bulabilmek mümkün olabilir kimbilir :)
şimdi beğendiklerimden birkaçını paylaşıcam sizinle.
yukarıdaki fotoğraftaki her şey ilk favorim. :)



elbiselerin yuvarlak detayları çok hoşuma gitti ama özellikle kollarını sevdim.bu tarz kolları hep sevmişimdir.



aslında bu takımın daha çok ceketi hoşuma gitti. bu ara ceketlere pek bir merak sardım.önden bağlı olması çok hoşuma gitti hem içinize giydiğinizi tamamen kaybetmemesi hoşuma gitti.



bu elbise sanırım favorilerimin favorilerinden biri :) göğüsten sonra bollaşan etekleri seviyorum.özellikle de onları giyip kendi etrafımda dönmeyi.sanki lunaparklardaki balerinmişim gibi özgür bir his veriyor bana.




bu iki tasarımında fotoğraf gibi olması çok hoşuma gitti.etek aslında kadınlığa yüzlerce anlam yükler gibi sonsuz yolculukları hatırlatıyor.bu son 2 tasarıma sahip olmayı isterdim normalden çok çok farklılar. ilginç olabilirdi.
eğer merak ediyorsanız dahası burada.

buz pateni maceraları vol1


Dün baya eğlenceli birbuz pateni macerasına çıktık. 3 çift olarak İzmir'de yeni açılan gerçekbuz pistine kaymaya gittik.ben en son 5. sınıfta buz pateni yapmış biri olarak 1 kez düşmüş olmama baya seviniyorum. tabi baya düştük kalktık ama müthiş eğlendik.
saha gerçek buz olduğu için içerisi baya soğuktu.hem donduk hemde kaymaya çalıştık.
ders alanlar hatta baya profesyoneller vardı.onların dönüşlerini denedik düştük :)

çocukken hep olimpiyatlardaki gibi dans ederek kaymayı hayal ederdim.
buzun üstünde o kadar müthiş hareketler yapabilmek süper olmalı. umarım bir gün başarabilirim. bu da hayallerime bir +1 daha eklemiş oldu :)

bir de çift vardı tahminen 30-40 lı yaşlardalardı.el ele kayıyorlardı. daha doğrusu kadın adama öğretiyordu snaırım ama yinede çok sevimli gözüküyorlardı özendik :)

bu da kaydığımız saha.İzmir'de yeni yapıldı.üstelik çok ucuz öğrenciler için 1 seansı 5tl.
bir seans tahminen 45-50 dk kadar sürüyor :)

nerede olursanız olun kesin buz patenini deneyin derim :)


20 Aralık 2010 Pazartesi

Tim Burton sunumum



dım dım dım dım.yarın Tim Burton sunumu yapıcam okulda.ayıptır söylemesi slaytım öyle içime sindi ki utanmasam bloga koyucam o derece. bu sunumumun kapanış fotoğrafı. Tim Burton'ı garip kişiliğini ve özellikle deyazılarını çok severim. sözleriyle ayrı bir konu.
Tim Burton bu dünya için fazla gelen bir yaratıcılığa sahipya da şöyle bir olasılık var o normal bizde sorun var.bilemiyorum çözmüş değilim ama seviyorum seveceğim.
Tabiki Tim Burton demişken Helena'yı unutmak olmaz.senide pek seviyorum Helenacım.ve tabiki sizin evin 3. çocuğu olan Johnny Depp'i de :)
zaten Burton ailesi de bizim yan komşumuz benim yazıma bakarsanız. sanırım bu samimiyet günlerdir Tim Burton bilgileri ve özellikleriyle beynimi doldurmamdan kaynaklanıyor.onun kendi hakkında bilmediklerini bile biliyorum artık. yazıyı bir şiiriyle kapıycam. bana başarılar size de başarılar mutlu haftalar.
Bitirme jürisi için Eylülüme en çok başarılarve iyi dilekler yolluyorum





Çok Gözlü Kız


birgün parkta gezerken
hayretten dona kaldım
bir sürü gözü olan
tuhaf bir kıza rastladım

epey hoş bir kızdı
hemde sarsıcı baya!
baktım ağzı var
başladık laflamaya

çiçeklerden bahsettik
onun şiir kursundan
ve gözlük takarsa birgün
yaşıyacağı onca sorundan

öyle bir kız tanımak hoş
bir sürü gözü olan
ama ağlamaya başladı mı
baya ıslanıyor insan

17 Aralık 2010 Cuma

Portakal kabuğundan kolye uçları


bir süre önce bahsetmiştimbu yeni hobimden yazılarımda.aslında tesadüfen bulduğum bir hobi bu hemde bahaneyle portakal yiyorum yani anlayacağınız kış günleri için ideal bir hobioldu benim adıma :) stres atmamda birebir yardımcı oluyor.sıkıldığımzamanlarda kendimi portakal kabuklarını boyarken buluyorum. bu herkesin kolaylıkla yapabileceği bir şey hemde farklı farklı bir sürü ve ilginç kolye sahibi olabilirsiniz tek yapmanız gereken portakal yemek :) ben boyama işleminde ojelerimi kullanıyorum genellikle.şekilli kestiğim portakal kabuklarını kalorifer üstünde ya da herhangibir yerde kurutup boyama işlemine geçiyorum. ayrıca bu yaptığınız kabukları toka ya da broş da yapabilirsiniz.

bunlar benim yaptıklarım :)





bunlarda ilk çalışmalarım.ben onalra çirkin ördek yavrularım diyorum.onlar biraz komikler çünük ben bu kolye ucu işini onları yaptıktan sonra buldum.bu yüzden onlar daha çok anahtarlık gibi oldular.ama yinede onlar benim ilk göz ağrım :)



16 Aralık 2010 Perşembe

Perşembe Tarifleri 6

Mozaik pasta demiştim ama tiramisuyla kararımı değiştirdim. hem daha pratik hemde daha az beklemeli bir tarif olsun hemen yiyin istedim.

Kolay Tiramisu


Malzemeler

pastaban (kakaolu ya da sade)
nescafe

Muhallebisi için ;

3 fincan un
3 fincan şeker
1 yumurta sarısı
1 paket labne peynir
1 vanilya
1 litre süt


kakao


Hazırlanışı


1 bardak ılık su ve 1 tatlı kaşığı nescafe'yi karıştırıp kekin tamamını bu karışımla ıslatacaksınız.eğer ilk kekte bitirdiyseniz üst kek içinde 1 bardak nescafe karışımını tekrar hazırlayıp keki ıslatmaya devam edebilirsiniz.

kekleri ısalttıjtan sonra ikisinide ayrı sığacak tabaklara koyun.

muhallebiyi hazırladıktan sonra biraz ılınınca labneyide içine koyup iyice karıştırın.topaklar gidene kadar karıştırmak önemli. taban olarak ıslattığınız kekin üstüne muhallebinin bir kısmını dökün.üstünü düzelttikten sonra diğer keki de parçalamadan üstüne kapatın.muhallebinin kalanını dökün ve kenarlarına da yayarak düzelttikten sonra üstüne çay süzgeci yardımıyla kakao eleyin.

biraz ılındıktan sonra birkaç saat dolapta kaldıktan sonra afiyetle yiyebilirsiniz.

papatya çayıyla huzurluyum


portakal kabuğundan kolye postumu görememenizin neden bilgisayarcının çarşamba gelir dediği bilgisayarımın daha tamirden gelmemiş olması. ama şuan sinirli deiğilim.dünkü sancılarıma rağmen bugün iyiyim,mutluyum.nasıl mı?
2 papatya çayı + bir ağrı kesici = 12 saat ağrısız rahat uyku.
bundan sonra papatya çayından vazgeçmem.
dün fotoğraf çekecektik evdeama sancılarım el vermedi.bu yüzden bugün çekicez.film karelerini evde tekrar yorumlayıp çekmeyi planlıyoruz.
izmir yağmurlu ve gri ama huzurluyum.evden çıkmak istemiyorum hiç.özellikle de salı olan sunumumu ve bilgisayarımın tamir olmaması gerçeğini düşünmemeliyim. bugün mozaik pasta tarifi yazıcam sanırım.tarif defterime göz atmam gerek.
portakal kolyelerimi de akşam yayınların diye planlıyorum bir terslik olmazsa.

bir şarkıyla veda ediyorum.
dinlyelim huzurlu kalalım...

http://fizy.com/s/1nsit4

14 Aralık 2010 Salı

şu sıralar

yarın bilgisayarımın tamirden geleceğini umuyorum.eğer bilgisayarıma ulaşırsam yarın portakal kabuklarından yaptığım kolyelerle ilgili bol fotoğraflı biryazı yayınlamayı düşünüyorum.
bu aralar sanırım rahatlama uğraşım oldu hemde çok eğlenceli. bahaneyle her gün portakal yiyorum kış için c vitamini takviyesi oldu bana :)
yine oburluk dönemim başladı.sürekli yemek yemek istiyorum. kekler,börekler,pastalar,burger king...
bir dizi ya da film izlerken o sahnede birşeyler yiyorlarsa hemen bende abur cubur buluk yemeye yöneliyorum.yarın abur cubur stoklaması yapıcam ev için.
bu arada bu hafta ilk kez pırasa yemeği ve mercimek yemeği yaptım.müthiş olmasada yenebilecek kıvamdalardı :) bundan sonraki hedeflerim ise bezelye yemeği ve barbunya :)
sanırım şimdide gidip evde yiyebileceğim bir şeyler arayacağım.

13 Aralık 2010 Pazartesi

Dikkat !

bir insan bozmasının tekmesiyle bir kedini belki de köpeğin bile akciğerlerinin su toplama olasılığı öyle çokmuş ki.üstelik bu su toplama yüzünden suçsuz yere tekmelenen hayvanlar nefes alamaz duruma gelip malesef ki ölüyorlar. ben bu olasılığı bugün öğrendim. bu yüzden rica ediyorum eğer çevrenizde biri durduk yere bir hayvana tekme atıyorsa sessizkalmayın.bağırın,çağırın engelleyin.
diyosunda sen yapıyor musun diyebilirsiniz elbette.şu ana kadar hiç denk gelmedim başka türlü denk geldim onlarda da avazım çıktığı kadar bağırıp kıyametler kopardım.

bir insanı bu kadar önemsemezsin hayvanda panter leyla kesildin diyenler için birkaç diyeceğim var. insanlar en azından kendini koruyabilirya da bir şekilde etraftaki insanlar tarafından kurtarılabilir ama savunmasız bir hayvanona yapılan şiddetten çoğu zaman kendini koruyamaz.bunu aklınızın bir köşesinde hep tutun.

son olarak insan ya da hayvan farketmiyor.ikiside yaşayan canlılar ikisinin de yaşama hakkı var.bir insana verilen önemin en azından yarısı hayvanlarada verilmeli.

11 Aralık 2010 Cumartesi

Perşembe Tarifleri 6

biliyorum çok gecikti ama gerek hastalığım gerekse cuma olan sınavım yüzünden dün baya uyudum.aldığım ilaçlardan kaynaklansa gerek malak gibi uyuyorum her an.
bu gecikme için kendimi affettirebileceğimi düşündüğüm popüler bir tarif vericem size.
merak ettiniz hissediyorum. vee Issız Adam'ın havuçlu tarçınlı keki.
peeh diyenleriniz olabilir ama bu adam boş değilmiş.bende niye bi kekle tav oluyor bu kadınlar diyordum ki tarife ulaştım,yaptım yedim ve taataam. bunu bloga yazmam gerek dedim.
bu arada blogu yeniledim.sanırım diğeri içimi bunaltmıştı.bu hem rengarenk hem de kışın sizin okumaktan benimde yazmaktan sıkılmayacağım bir tarzda oldu :)

işte tarif

Issız Adam'ın Havuçlu Tarçınlı Keki

Malzemeler

  • 3 yumurta
  • 1 orta boy havuç
  • 1 su bardağı şeker
  • 1su bardağı yoğurt
  • 1 çay bardağı sıvı yağ
  • 1 yemek kaşığı tarçın
  • 1 kabartma tozu
  • 1 şeker vanilin
  • 2.5- 3 su bardağı un


Hazırlanışı

önce yumurtaları ve şekeri çırpın.ardından yoğurt,rendelediğiniz havuç ve yağı ekleyip pütürler gidene kadar çırpın.çırpma işleminden sonra kabartma tozu,vanilin ve tarçını ekleyin.yine çırpın.
şimdi sıra una geldi. ben 2.5 bardak un koydum yeterli oldu ama eğer sizinki 2.5 bardak unla hala daha çok sıvımsı haldeyse 3 bardak iyi gelecektir.

keki 180 derecede 30 dakika pişirin.eğer 30 dakika sonunda içine batırdığınız bıçağa hamur gelmediği halde içiniz rahat değilse (benim gibi) dereceyi 100 ya da 80'e düşürüp 20 dakika kadar daha fırında bırakabilirsiniz.


Afiyet olsunn :)

Lhasa de Sela


Çocukluğunu, eve dönüştürülmüş bir okul otobüsünde ailesiyle birlikte ABD'yi gezerek geçirdi. Eğitimini, kardeşleriyle birlikte annesinden aldı.
On üç yaşında, San Francisco 'da bir kafede şarkı söylemeye başladı. On dokuz yaşında Montreal'e taşındı ve buradaki barlarda beş yıl boyunca şarkı söyledi. İlk albümü La Llorona 1997'de Montreal'de, Kanadalı bağımsız plak şirketi Audiogram tarafından yayımlandı. Lhasa bu albümle 1997'de Quebec Félix Award'u, 1998'de ise Canadian Juno Award'u kazandı.
Avrupa ve Kuzey Amerika'da birkaç yıl süren turne sonrasında Lhasa 1999'da şarkı söylemeyi bıraktı. Fransa'ya yerleşti ve Pocheros adındaki sirk tiyatrosunda çalışan kız kardeşlerine katıldı. Daha sonra Marsilya'ya taşındı ve burada yeniden şarkı yazmaya başladı. İkinci albümü The Living Road'un yapımı için Montreal'e döndü ve albüm 2003'te yayımlandı. Tamamıyla İspanyolca olan ilk albümünün aksine bu albümde İngilizce, Fransızca ve İspanyolca şarkılar vardı. Albümün çıkışının ardından iki yıllık bir turne yaptı. 2005'te BBC World Music Award'u kazandı.
Tamamıyla İngilizce şarkılardan oluşan ve kendi adını taşıyan üçüncü albümü Nisan 2009'da Kanada ve Avrupa'da yayımlandı. Lhasa, albüm çalışmaları sırasında tedavi gördüğü göğüs kanseri sebebiyle, 21 aylık bir mücadelenin sonunda 1 Ocak 2010'da Montreal'de öldü.


yukarıda Lhasa hakkında kısa bir bilgi alıntısı yaptım.çocukluğunun bir kısmında eve dönüştürülmüş bir okul otobüsünde gezerek yaşamaları çok ilgimi çekti.sesi muhteşem.yani ben çok sevdim.bu sabah uyandığımda friendfeed'de dinledim ilk kez.bu gri günde öyle tatlı geldi ki bana.


bu da en beğendiğim şarkısı love came here.

10 Aralık 2010 Cuma

bir garip rüya


öyle garip bir rüya gördüm ki sabahın 4.30 uğunda uyandım bir saat kadar uyuyamadım. garip olmasının nedeni rüyama dair birkaç cümle hatırlıyor olmam.
hatırladıklarımdan biri ananemin bana sürekli rob memory demesi. sanırım en garibi bu ne alaka rob memory çözebilmiş değilim.

diğeri ise ananemin bana bir şişede su gibi bir sıvıyı uzatması ve bana şöyle demesi : "dudaklarını bunla yıka ki dudaklarındaki hatıralarda silinsin."

çok ilginç geldi bu cümle bana hala aklımdan çıkaramıyorum.uyandığımda beynimde sadece bir cümle yankılanıyordu.o da dudaklarındaki hatıraları silebilir misin?

çok garipsiyorum ama sözün mükemmelliğine kapılıp unutuyorum bir anda hepsini.


bende size soruyorum beyninizden sildiğiniz hatıraları dudaklarınızdan da silebilir misin?

9 Aralık 2010 Perşembe

vs. Lady Gaga ya da Küçük Rihanna?


Swide Magazine, Dolce & Gabbana tarafından çıkarılan online bir dergi. Willow Smith vs. Lady Gaga yazan bir başlık ilgimi çekti.tıkladığımda üstteki video çıktı.
bu bızdırık Will Smith'in kızı.videoyu açarken beklentilerim pek yüksek değildi ama sesi tam bir küçük Rihanna.okuduğuma göre yukarıdaki şarkıda JayZ ile düet yapmış.bu yaşta bu başarı helal olsun diyebiliyorum sadece :)

vs Lady Gaga denmesinin sebebi ise uçuk bir tarzı var.klibini izlediğinizde de farkedeceksiniz.





bu kız ya küçük Rihanna olucak ya da Lady Gaga'ya çikolata bir rakip :)

8 Aralık 2010 Çarşamba

Hastalık kapıyı çalınca


-şu an fotoğraftaki kadına öyle özeniyorum ki.hastayım ve kedimi özledim. genelde böyle zamanlarda yanıma kıvrılırdı.bende onu sevince mırlamaya başlardı.şimdi yine hastayım ama o yok.bir kedi ya da köpeğin benimle uyumasını istiyorum şuan.

-boğaz spreyleri neden bu kadar iğrenç olmak zorunda anlayamıyorum.sıktığım anda hastalığımın varlığını bir kez daha hissettim.şuan yanım 1 sürahi su,adaçaylı bir pastil,ilacım,spreyim ve laptobum var. böyle durumda en iyisi film izlemek sanırım.

-püreye ihtiyacım var.annem her hasta olduğumda bana püre yapardı.şimdi hasta hasta hazır püreyi yapmaya bile üşeniyorum.öğlen geç acıkıyim diye sabah baya yüklü bir kahvaltı yaptım.karnım daha acıkmadı mutluyum.

-üst kattaki çocuk sinirlerimi fena bozuyor.tam bir boş gezenin boş kalfası.bütün gün abuk subuk şarkılar dinleyip bağıra bağıra söylüyor.hastayım,sinirliyimve huysuzum.her an üst kata çıkıp çemkirebilirim.

-ayrıca pastil çok yakıyor ve tadı biraz garip.uyuz eczacı onun yüzünden adaçaylı aldım.beynimi didikledi adaçaylı hemen iyileştirir diye.

-faranjit kötü şeymiş.canım tarçınlı kek,püre,çorba,mercimek köftesi istiyor sırayla.

-hasta olmak kötü şey.

-siz gece 12 de buz gibi havada 1.5 saat yol yürümeyin sakın.yürürseniz sonuç faranjitmiş test ettim onaylıyorum.

-umarım siz hasta olmazsınız.

ps.üst kat komşularımdan nefret ediyorum.umarım ev alıp giderler ya da biz alıp gideriz.

6 Aralık 2010 Pazartesi

Cassette Butik



Cassette butik
birçoğumuzun bildiği ve satılanları ilgiyle takip ettiğimiz bir butik.sanırım her yeni bir post paylaştıklarında eriyip bitiyorum.ayakkabılar,kıyafetler ,takılar çantalar hepsi ayrı bir güzel. yukarıdaki fotoğraftakilerin çoğu benim favorim olan ayakkabılardan.sanırım çok zengin olsam ordaki ayakkabıların %60'ını falan alırdım umarsızca.yaratıcılıklarına hayran kaldığım tasarımcılar var hep.
sizde benim gibi farklı şeylere ilgi duyuyoarsanız bir bakın derim.

bu resmi sitesi bu da facebook grubu

bakmadan geçmeyinn :)

5 Aralık 2010 Pazar

Scott Pilgrim VS the world


Uzun zaman sonra tekrar bir film yazısı yazıyorum.bu seferki film çıkalı baya oldu hatta izlemiş bile olabilirsiniz.2 saat olmasına rağmen sıkılmadan izlediğim hatta içindeki birkaç şarkıya bayıldığım bir film Scott Pilgrim.

Filmin konusu bir yana efektleri de bir harika olmuş hayran olmamak elde değil.bilgisayar ya da atari oyunları sevenler için iyi bir seçim olacaktır.



konuya gelince; kendi çapında bir müzik grubu olan ve onda çalan Scott'ın Ramona adında bir kıza aşık olmasıyla başlıyor.kız her 2 haftada bir saç rengini değiştiren değişik biri.buralar sıradan gelebilir asıl her şey bundan sonra başlıyor.Scott , Ramona'yla beraber olabilmek için Ramona'nın 7 eski kötü sevgilisiyle fantastik bir şekilde savaşmak zorunda.tabiki Scott'ında eski sevgilileri olaya dahil olunca gerçekten eğlenebileceğiniz ve izlemekten sıkılmayacağınız hareketli bir 2 saat ortaya çıkıyor.

ayrıca CHUCK izleyenler hemen farkedecektir.filmdeki kötü sevgililerden biri Chuck'daki Sarah'nın eski ajan sevgilisi Brandon Routh.

filmdeki favori şarkımsa tıktık

açılmıyorsa merak edenler için metric-black sheep

3 Aralık 2010 Cuma

Perşembe Tarifleri 5


Çikolatalı Toplar



Malzemeler


-2 paket petibör bisküvi veya burçak

-2 bardak süt

-2 bardak kakao

-2 bardak şeker

-2 paket bitter çikolata


Yapılışı


Bisküvileri ufak ufak bir kapta kırın. süt,kakao,şekeri ocakta erittikten sonra bisküvilerin üstüne dökün.kulak memesi (hafif yumuşak) kıvama gelince ceviz büyüklüğünde toplar halinde şekillendirin. 1 saat buzdolabında bekletin.
bitter çikolataları kırıp benmari usülü eritip üstüne dökün.
çikolatalı topları buzdolabına koyduğunuzda bitter çikolataları eritme işine başlasanız tam denk gelir diye düşünüyorum.

Benmari usülü
:bir kaba su koyun.içi su dolu olan kabın üstüne suya değmeyecek şekilde bir kap oturtun.üst kaba malzemenizi koyarak eritin.

1 Aralık 2010 Çarşamba

kadın erkek ilişkilerinde futbol




Olan

erkek:yarın akşam futbol oyanamaya gideceğim.iş arkadaşlarım bir takım oluşturuyor.
kadın:neden hiçbir zaman ortak bir şeyler yapmıyoruz?

erkek
:ikimiz her zaman bir şeyler yapabiliriz ama takım sadece yarın kuruluyor.



Hayalimiz

erkek:iş arkadaşlarım bir futbol takımı oluşturuyorlar.ben de bu takımda yer almayı çok istiyorum.yarın akşam düzenlenen ilk toplantıya gitmeme ne dersin ?

kadın:
bu senin için iyi olur.ama ben başka şeyler yaparız diye düşünmüştüm.

erkek
:toplantıdan sonra pizzacıda buluşmaya ne dersin?

kadın:bu harika olur canım.



bu diyalogları iletişim notlarımdan aldım bu yazım için.
bugün 11 adama tercih edildiğimiz anlardan yani erkeklerin futbol zaaflarından yakınan bir yazı yazacağım. öncelikle bir uyarı vereyim.sayın erkek izleyicilerim bu yazımı üstünüze alınmayın sözüm meclisten dışarı diyerek gönlünüzü alayım baştan :)

yukarıdaki 2 diyaloğu her zaman yaşamasak bile çoğu zaman yaşarız. belki birinci diyalogdaki kadar sert olmuyordur ama hep yaşarız.bizim romantik komedi film tadında hayal birikintilerimizde ise tabiki ikinci diyalog hakimdir. fakat genelde nolursa olsun futbol dendiğinde erkeklerin hayatındaki pause tuşu devreye girer kanımca.bir erkeği derbi günleri ya da halı saha maçları olduğu günler planlarınıza dahil ettiğinizde planlarınız suya düşer.kırılıp kızar umarım yenilirler gibi beddualar eder dururuz.

bunu bildiğimiz için çoğu kadının farklı bir taktiği vardır.sevgili ya da kocayla maç izleme eylemine dahil olmak.tabi bunu her zaman zorunda olduğumuzdan yapmayız.çoğu kadın futboldan ya da daha genel olarak spordan hoşlanır aslında.( ben mesela bildiğiniz bir kahvehanede maç izlemiş biriyim.100 küsür erkeğin arasında tek küfür eden biri olarak baya ilgi çekmiştim :) )

tabi aramızda spordan pek hoşlanmayanlarda vardır eminim. bu da zorunda maç izleme hatta o 90 dk'nın işkence olmasına neden olur.
sırf sevgilimize maç esnasında kendimizi göstermek adına hala daha tam olarak anlamını bilemediğim ofsayt gibi kelimeleri defalarca okur anlamaya çalışır ve o anlarda kullanmaya özen gösteririz.bu da bir taktikdir.

düşününce aslında biz kadınlar çok fedakar bir cinsiz hatta fazlasıyla fedakarız.sanırım yaptığımız onca fedakarlıktan sonra tekrar kırılmalarımız bu fazla fedakarlıklarımıza bir dur demenin uyarısı olmalı.

twitter da bir kullanıcının yazdığı bir tweet var aklımda ama kim yazmıştı hatırlayamıyorum.
"bana en çok koyanda 11 adama tercih edileceğim gerçeğini değiştiremeyeceğim " gibi bir şeydi tweet.

maç günleri evde fotoğraftaki cıbıl hatunlar gibi gezmediğimiz sürece hep tercih edilen değil tercih edilmeyen taraf olacağız. :)

sanırım en mantıklısı değiştiremeyeceğimiz bu gerçeği kabullenmemiz olacak. yoksa başka türlü bir ortak nokta bulabilmek ne kadar kolay olacak bilemiyorum. ama şöyle bir şeyde olabilir mesela.bu maç saatlerinizi erkekler maça odaklanmış olarak geçireceğinden dolayı sizde kişisel bakımınızla ilgilenebilirsiniz ya da kız arkadaşlarınızla vakit geçirebilirsiniz.böyle de alternatifler üretmek işe yarayabilir.en azından hem siz üzülüp sıkılmazsınız hemde sevdiceğiniz rahatça maç izler ;)


ps.bu bir sitem yazısı değildir :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...