29 Aralık 2012 Cumartesi

bir yerden yakalamak lazım




Ödev için fotoğraf çekmeye gittiğimiz Kemeraltı'ndan gözlük,kulaklık,oduncu gömlekleri ve yün tayt alarak çıktık. Yetmedi üstüne de bir güzel yemek ve donut yedik.
İkea , restoran bölümündeki yemeklerin artıklarını hayvan barınaklarına bağışlıyormuş. Belki bilenler vardır ben İkea nın yaptığı yazılı açıklama ile öğrendim. İkea yı sevmek için bir neden daha çıktı. Böyle büyük duyarlı firmaların olması mutlu ediyor beni. 

Bu ara dinlediğim en hoş şarkılardan biri buyurun siz de dinleyin





28 Aralık 2012 Cuma

sen anla diye










Finallerin yaklaşmasıyla birlikte fotoğraf ödevlerim katlanarak çoğaldı. İyileşmenin de verdiği gazla kendimizi sokaklara attık. Siste kaybolduk is koktuk. Fotoğraf makineme sinen is kokusunu nasıl arındıracağım hakkında hiçbir fikrim yok. Sabahtan asansör eşliğinde başlayan foto gezimizin ikinci durağı hediyelik eşya fuarıydı. Fuarda meşhur antakya künefesi vardı bir yandan tel kadayıfı canlı yapıp bir yandan da künefe servis ediyorlardı. Ben bu tür tatlılara çok bayılan biri olmadığım için ilk künefemi 21 yaşında yiyerek ayıplanma rekorları kırdım. Yıllar önce ananemin yaptığı baklavadan 7 dilim yiyip tansiyonumu fırlattıktan sonra artık şerbetli ağır tatlılar yiyemez oldum yediğimde anında tık tık başlıyor. Değişik bir tatlı hoşuma gitse de bir çataldan fazlasına cesaret edemedim.
Yılbaşının yaklaştığı şu günlerin en güzel özelliği güzel parlak ışıklandırmalar olsa gerek. İzmir de de alsancak, konak, saat kulesi ışıklara doymuş fotoğraflık olmuş durumda.
Rezzan teyze burada olsa herhalde fotoğraf makinesini elinden hiç bırakmazdı.
Fotoğrafta bokeh tekniğini denedik fakat pek başarılı olamadık bu yüzden fotoğrafı paylaşmadm. :)

Yeni yılın ardından hemen malesef ki finallerimin başlayacak olmasıyla hüsrana uğrasamda bu yıl sömestır tatilinin1 ay oluşu beni heyecanlandırıyor :) İstanbul da yapılacak bir dünya şey olacak :)

Yeni yılda herkese öncelikle sağlık sonra da planlarınızı gerçekleştirme olanakları diliyorum.

Umut dolu yıllar dileğiyle.

http://fizy.com/#s/3hwodp


22 Aralık 2012 Cumartesi

Bu Su Hiç Durmaz




Perşembe günü yapılan ve internetten canlı takip ettiğim "Kadın Sesi Değmiş Şarkılar" konserinin son şarkısı.
İzlemeyenler için konser 21.30 da başlayıp 12 gibi bitti. Konsere gidemeyeceğiz diye üzülürken internetten yayınlanacağını öğrenmek ganimet gibiydi. Umarım en yakın zamanda bu organizasyon İzmir'de de tekrarlanır da mahrum kalmayız.

Ruha terapi gibi gelen konserin diğer bir özelliği de farklı şehirlerdeki arkadaşlarımla aynı şarkıyı dinleyip aynı heyecanı yaşamaktı.

Şayet bir tanrı varsa bu 4 lü yü ruh sağlığımız için korusun.

20 Aralık 2012 Perşembe

Kadın Sesi Değmiş Şarkılar



Bülent Ortaçgil ve Kadın Sesi Değmiş Şarkılar
21.30 da başlayacak. Bülent Ortaçgil'in yanında Birsen Tezer, Jehan Barbur, Ceyl'an Ertem de var. Gidemedik üzülüyoruz ama tık tık bu linkten konseri canlı,kanlı izleyebilirsiniz.
Biz şimdiden bilgisayar başına kitlendik. Şu an röportajlar var ama onlar bile ayrı bir güzel.
Bülent Ortaçgil'i canlı izlemek ayrı bir güzel. Ruhu öyle güzel öyle huzurlu ki sanki evinize gelmiş de size özel şarkı söylüyor gibi hissettiriyor. Fırsat ayağınıza geldi aman kaçırmayın derim.
#sensizolmaz

15 Aralık 2012 Cumartesi

Sanki yüzyıl geçti


Blog yazmayalı o kadar uzun zaman oldu ki en son ne yazdığımı bile hatırlayamıyorum.
Vizelerim başladı bitti, bir sürü garip şey oldu, ağladım, güldüm, grip oldum. 
İzmir'de burnu silmekten tahriş eden, dudakları soğuktan kıpkırmızı yapıp kurutan o fena havalar başladı.
Havaların soğuması ve zayıf bağışıklık sistemime karşı düzenli olarak ekinezyalı kış çayı ve ekinezyalı pastillere dadandım. İlk kez bu kadar çok bitki çayı ve nane limon içtim herhalde. Nane limon dünyamdaki en yararlı şeyler listesinde bu yıl ilklerde. Artık çantamda bile taşır oldum. Özellikle de benim gibi psikoloji değişim midesine vuran insanlar için pasiflora değerinde bir ganimet.
Finallere az kaldı yapılacak bir sürü proje var ama bünyem yumurtanın kapıya dayanmasını bekliyor.
Değişmek, planlı olmak şart oldu. Hem kendime söylenip hemde aynı şeyleri yapıyorum.
Ayrıca pintereste fena dadanmış durumdayım.
Her gün birkaç saatimi kitlenmiş bir şekilde pinterestte geçiriyorum.Elimde olmayan bir rutin haline getirdim.Repinler olmasa alışveriş nefsim nasıl körelirdi bilemiyorum.

Bu da benim pinterestim. Ben Mesela


http://fizy.com/#s/16qxrn

14 Kasım 2012 Çarşamba

vizeler gümbür gümbür geliyor



Vizelerin yaklaşmasıyla doğal olarak sıkışmalar son ana sıkıştırılan projeler için koşuşturmalar başladı. Önceki yıllara oranla bu yıl daha az dersim olduğu için tüm sınavlarım neredeyse ilk haftada bitiyor. Umarım hepsi iyi geçer de sınavlar bitiminde kalan diğer haftayı güzel bir tatille kafa dinleyerek geçirebilirim.

İzmir'de inanılmaz bir 10 Kasım anma törenine katıldık. İzmir'de törenlerin yeri, hissettirdiği duygular apayrı. Resmen anlatılmaz yaşanır bir andı.

Son zamanlarda hatırladığım kadarıyla Ruby Sparks'ı ve Reha Erdem'in  Kaç para kaç filmini izledim.
Şuan Venedik'te Bin Gün kitabını okuyorum. Kitabın daha yarısındayım ama kitabı çok beğendim hevesle ve hayalimde canlandıra canlandıra okuyorum.

bu ara severek dinliyorum

6 Kasım 2012 Salı

saykolocikıl

Yan sekmede çalsın dursun


Bu ara havalar güneşli ve rüzgarlı. 

Okula öyle az gidiyorum ki sanırım buna bünyemde alıştı okula gitmemek adına hasta oluyor.
Her neyse bugün gidilemeyen sergilere,müzelere gitme günü ilan ettik. 

İlk durağımız Arkas'dı. Sessizliğin Yankısı isimli kütüphaneler ve opera binaları hakkında bir fotoğraf sergisine gittik. N şanslı insanlar var ki görkemli ve muhteşem opera binaları ve kütüphanelerin bulunduğu şehirlerde yaşıyorlar. 
Bir önceki serginin de kitabını yapmışlar bizde o sergiyi çok sevmiştik kitabını kaçırmadık aldık. Batılının Fırçasından Ege'nin Bu Yakası

Ardından yine Alavara'ya gittik. Alavara artık bozulmaya başladı eski tadı tuzu yok ama o açlıkla yinede silip süpürdük. 

Ardından hep merak ettiğimiz ama bir türlü bulamadığımız Mask müzesini bulup gittik. Müze deyince insanın beklentileri artıyor. Benim beklediğim masklarla bulduğum masklar birbirini tutmadı 2 katlı ufacık mekanda azıcık mask görüp memnun olmadan orada ayrıldık. 

Rotamız Atatürk Müzesi idi fakat oraya gelmeden Neşe ve Karikatür Müzesi'ne rastladık. 
Gelmişken oraya da girelim dedik. Müze gerçekten çok eğlenceli geçti. Favorilerimden birkaçı kol saatli not defteri,x ray cihazı, zoraki tokalaşma mekanizmasıydı. Müze büyük olmamasına rağmen baya eğlendik.
Neyse ki sonu mask müzesine benzemedi. 

Ardından Atatürk Müzesi'ne gitmek için yola koyulduk fakat tadilatta olduğu için giremedik. 
Bizde kordon boyunca yürüyüp vapurla eve döndük.
Vapur kalktığında öyle bir gün batımı vardı ki hayran kalmamak elde değildi. 


  



3 Kasım 2012 Cumartesi

Moonrise Kingdom




Uzun zamandan sonra bloga dün izlediğim bu enfes film ile dönüş yapıyorum.

Wes Anderson filmlerini sevenlerin beğenisini kazanacağına inandığım bir film Moonrise Kingdom.
Filmin sakin ve huzurlu bir yapısı var.En sevdiğim özelliği ise filmin her saniyesinin bir fotoğraf karesi niteliğinde olması. Filmde oyuncular oynadıkları karakterlerle öyle bir uyum yakalamış ki sanki kendi hayatlarını sergiliyorlarmış hissine kapılıyor insan, özellikle de genç başrol oyuncuları.
Filmin hikayesi, karakterleri, renkleri, müzikleri ve kostümleri inanılmaz. Ben ki filmleri tekrar izlemeyi sevmeyen bir insan bu filmi tekrar tekrar izleme isteğiyle dolup taşıyorum.
Film zaten çok uzun değil 94 dakika bu yüzden film siz ona doyamadan bitiyor.

Bazen olur ya bir filmi o kadar çok beğenirsiniz ki hem kimseye söylemeyip kendinize saklayasınız gelir hemde paylaşmak için can atarsınız işte o psikolojideyim.

Filmin hikayesini yazmak istemedim çünkü direk filmin fragmanını görmenizi istiyorum.
Umarım beğenirsiniz.



22 Ekim 2012 Pazartesi

dino tarafından mutlu edilmek

Sevdirmekten,kucağa gelmekten hoşlanmayan bir kedim var. Eğer onu sevmek istiyorsak genelde yanına gidip seviyoruz. Bazen ona bile atarlanıp bir tokat atıyor bas git diye. Bu sabah uzun zaman sonra yatağa yanıma geldi.Sabahın 6 sı olmasına rağmen uykumdan feragat edip onu sevdim neyse ki o da bunu ödülsüz bırakmadı da yanıma yattı. Daha sonra karnıma sokuldu tıpkı onu ilk aldığımız günlerdeki gibi. Sanki aradan yüzyıllar geçmiş gibi nedense. Bir avuç haliyle karnıma sokulup uyuyan Dino şimdi boynumdan karnıma gelen boyuyla yine aynı pozisyonda beni ödüllendirdi. Neredeyse bir saat şaşkınlık ve uyku dolu gözlerle bakıp kollarımın yorulmasına aldırmadan onu sevdim. Daha sonra sanki bir işi varmış gibi bir anda koşarak içeri gitti.
Belki bu durum kedisi olan birçok ev için çok doğal ama bizimki kendi cumhuriyetini ilan edip keyfi sevdirdiği için bizde bu durum  3 gün 3 gece bayramlık oldu. Bu gece olur da yine gelir diye fotoğraf makinam baş ucumda uyuyacağım.

19 Ekim 2012 Cuma

İçimde patlayan bombalar

Normalde dersleri bu kadar önemsemeyen ben nedense bir anda önemsedim ve içimde patladı. Bugünkü derse girebilmek için biletimi gece seferine aldım. Sabah okula gittim ve ders iptal olmuş.
Eğer dersi bu kadar önemsemeseydim şuan feribotta İstanbul'a geçiyor olacaktım. Hocadan daha çok kendime kızgınım, bir anda gelen şu ders aşkına kızgınım.
Sanırım otobüse binene kadar kendimi yiyip duracağım.

14 Ekim 2012 Pazar

Güzel Duman'a sevileceği bir ev






Dün gece Beşiktaş Çarşı'da bulunan ve dışarıda bırakmaya kıyılamayan Duman; dişi, 1 yaşlarında, tuvalet eğitimi ve kum alışkanlığı var, inanılmaz iyi huylu ve oyuncuymuş. Ne yapsak tırmalamamış :) Kendisine güzel bakılacağı bir yuva aranıyor, tanıdık birileri olursa çok seviniriz.                            İrtibat için 0536 557 7643 numaralı telefondan ulaşabilirler.

5 Ekim 2012 Cuma

İzmir'in ortasında arizona rüyası


İnişli çıkışlı bir okul günü ardından alavara'yla makarnaya doyduk. Bir türlü tutturamadığım domates sosu nedeniyle evde yapmak imkansız hale geliyor. Aynı tat olmayınca da keyif kaçırıyor.
Kalabalık ve neşeli bir grup olarak önce yemek ardından da konser alanına gittik.
İzmir'de bugün 8.Balkanlılar Halk Dansları Festivali başladı. Açılış konserinde Goran Bregovic olunca üstüne bir de ücretsiz olunca kaçırmak aptallık olurdu.
Yine beklediğimizden fazla katılım oldu. Konser başında önce bir "savaşa hayır" sloganları atıldı.
Ardından Bregovic geldi kendimizden geçtik ta ki yanımızdaki  minik sarışın çocuk dans edene kadar.
Hasan bile çocuğa bakıp eğlendi, güldü.
Elbette Goran Bregovic söz konusu olduğunda Arizona Dream canlanıyor aklımda o yüzden olmazsa olmaz şarkım "in the death car" idi. Ben söylemeyecek diye mızmızlanırken neyse ki şarkıya girdi de keyfim tavan yaptı.
Bol tanıdıkla karşılaşılan güzel ve enerjik gece ardından hafta sonu için bir fotoğraf sergisi ve film ekimi  programı bizi bekliyor.



3 Ekim 2012 Çarşamba

savaşahiçgerekyok



Akşam savaş alanına çöktüğünde 
Düşmanlar yenilmişti 
Telgraf tellerinin tınıları 
Haberi uzaklara taşıdı 

Dünyanın bir ucunda için için yandı 
Bir haykırış, gök kubbede parçalanarak 
Bir çığlık, çılgın ağızlardan taşan 
Ve esrik, göğü aşan. 
Bin dudak ilençle soldu 
Bin yumruk, vahşi bir öfkeyle sıkıldı. 

Dünyanın bir başka ucunda 
Bir sevinç, gök kubbede parçalanarak 
Büyük bir sevinç, bir eğlence, bir çılgınlık 
Rahat bir soluklanma, gerinme 
Bin dudak eski bir duayı söyledi 
Bin el inançla birleşti. 

Gecenin geç saatlerinde 
Sayıyordu telgraf telleri 
Savaş alanında kalan ölüleri 
O zaman dost ve düşman sessizleşti. 

Yalnız analar ağladı 
Her iki yanda.

Bertolt Brecht





















2 Ekim 2012 Salı

İnsanlar büyür, büyüdükçe de salaklaşır



Bu sabah okula gitmenin en güzel yanı yağmur yağdığını görmek ve o mis toprak kokusuydu. İzmir'de inanılmaz ılık ve yarı kapalı bir hava var. Mutluyum. Ama hala sonbahar buraya gelmedi sadece arada yüzünü gösteriyor. Hava çay içip keyif yapacak kadar  ve hırkalara bürünecek kadar soğumadı. Sadece sabahları hırka giyebiliyoruz.

5199 Ölüm yasası geri çekilmiş. Muhtemelen durum hayvan severlerin sakinleşmesini beklemekten ibaret ama olsun kar kardır. Yinede bir şeylere karşı çıkmak,yürüyüşler düzenlemek, yaygaralar koparmanın hala işe yarayabildiğini görmek umut verici. Hayvanları koruyan bir yasa olmadan gevşememek gerek.

Bugün Murat Uyurkulak'ın Bazuka  adlı hikaye kitabını okuyorum. Şimdilik 4 hikaye okudum ama kitabı çok beğendim.Okuduklarım arasında en çok Kuş Yuvası adlı hikayesinden etkilendim.

... Yoksulların kasıkları kuşlara yasaktır, yoksul kasıklar ancak kasvetle kekeleyebilirler.

Cuma günü İzmir'deki Balkan Festivali kapsamında Goran Bregovic ücretsiz sahne alıyor aynı anda Film Ekimi başlıyor. Bu hafta sonu pek güzel geçeceğe benziyor.

- son -

27 Eylül 2012 Perşembe

30 Eylül 14.00





Bu tasarı geçerse evinizdeki iki kedinizden birini devlet gelip zorla alarak ölüme yollayacak.
Şayet tasarı geçerse; örneğin 20 kilonun üzerindeki binlerce masum köpek vahşi diye etiketlenip, sahiplerinden zorla alınarak katledilebilecek.
Sanki sokaktaki hayvanlar ile onlar ilgileniyormuş gibi onları alıp bir ormana atıp ölüme terk edecekler.

Sessiz kalmayın.

20 Eylül 2012 Perşembe



Kayanın ucunda oturup usul usul yelelerini sevsem, çok değil sadece kendimi iyi hissedinceye kadar.

18 Eylül 2012 Salı

Frida kadar güçlü olmak


Beni birazda olsa seviyorsun değil mi panzon ?


Sevdiğim ressamlar arasında Frida yeri değişmeyecek şekilde ilk sırayı alıyor.
Resimlerine, hayatına, kişiliğine, duygularına karşı özel bir ilgim var. Sanki onunla aramda bir bağ ortak ufacık bile olsa bir şey varmış gibi hissediyorum. İmkanım olsa yapıtlarının sergilendiği her müzeye gitmek isterdim.
Kimse bana bak bu benim en sevdiğim ressam ya da bak bu da Frida demedi kendi kendime keşfettim onu. Keşke evimin bir odasını Frida odası yapabilsem. Gücüne, dayanıklılığına, pes etmeyişlerine hayranım.
Diego'ya göre girdiği her ortama canlılık katıyormuş. Sevmemin başka nedenlerinden biri de renkleriyle ruhuma renk katması.

   

Filmi izlemediyseniz bile kesinlikle haberdarsınızdır. İzlemediyseniz de izlemenizi öneririm. Konu Frida olduğunda yeni şeyler öğrenme isteğim doyumsuz. Bir de 2005 yapımı onun hakkında bir belgesel var. Hayal meyal izlediğimi hatırlıyorum ama tekrar izlemekte fayda var.

*
Geçen yıl İstanbul'daki Frida Kahlo & Diego Rivera sergisinde bir sürü fotoğraf çekmiştim fakat harddisk çökünce hepsi gitti.Onun acısını hala yaşıyorum.Elimde sergiden birkaç fotoğraf kaldı.





16 Eylül 2012 Pazar

Ben bunları kimseye anlatmadım







Dün Bülent Ortaçgil'in Sen'fonik konserindeydik. Konser bilet saatinden sadece 15 dakika sonra başladı.
26 kişilik yaylı grubu ve onların sempatik orkestra şefleri dışında davul,bas,klavye ve elektro da değişmez isimleri vardı. Konuk sanatçıları ise Erkan Oğur ve Birsen Tezer vardı.
15 dakika mola vermeleri de dahil konser neredeyse 12 ye kadar sürdü. Şarkılar senfoniyle birlikte inanılmaz bir hal almıştı. O kadar alışmışım ki Ortaçgil'i bilgisayardan dinlemeye sesini canlı duymak çok garip geldi en başta. Sanki gerçekte orada değilmiş başka birisi onun sesine playback yapıyor gibi hissettim. Bir sese vücut bulduramamak bu olsa gerek diye düşünüyorum.
Şarkılar sabaha kadar sürse kimse kalkmadan dinlerdi diye düşünüyorum.
Konser Fuar'daki açıkhavada yapılması nedeniyle her şarkı bitiminde düğün sesleriyle birlikte Bülent Ortaçgil gülmeye başlıyordu. Bir arada önündeki kağıtları düşürüp "her şeyi de düşürdüm." diyerek kendi kendine söylendi. Bazı insanlar pamuk gibi olur ya işte o da öyleydi. Anılarını anlattı, şakalaştı, söylendi, güldü.

ve tabi bir de Birsen Tezer geldi.
"Kimseye Anlatmadım" ve tabi ki  "Çığlık Çığlığa" yı söylediler.  Her iki şarkı da inanılmaz oldu. Ama Çığlık Çığlığa' da Birsen Tezer elektro soloları eşliğinde coştu yükseldi ve şarkı sonunda yere indi. Muhteşem bir performansı olduğuna inanıyorum bu şarkıda.
Tek başına çıktığında izlediğimize oranla bu sefer saçlarını sımsıkı toplamıştı ve kan kırmızı elbisesi vardı daha genç ve şarkı söylemek için daha heyecanlı duruyordu.

Eğer bu konser şehrinize gelecekse kaçırmamanızı tavsiye ederim. ve imkanınız olursa kesinlikle Birsen Tezer'i dinlemeye gidin diyorum. 

13 Eylül 2012 Perşembe

Zonk Zonk

Uzun zaman sonunda midemle alakası olmadığı halde en çok midemi etkileyen faranjit günleri yaşıyorum. Mide bulantısı yapacak bir hastalıkmış ama bendeki biraz işin suyunu çıkarmak oldu. 
Her insanın bir hassasiyeti vardır. Benim ki mide. Eğer midem kötüyse iyileşmek için güç bulmak da bir o kadar zor oluyor.Psikolojik olarak da hemen yıkılıyorum. Midem iyi olsun öksürüğü çekmeye razıyım. Azıcık daha zorlasalar serçe parmağımla yarışacak ebatta bir ilaçla cebelleşiyorum 12 saatte bir.
İlaçların mg ının fazlalığından mıdır hastalıktan mıdır bilemiyorum sürekli bir huzursuz mide,ağrılı beden ve kötü mide günlerine dönmemek adına yediklerimi içimde tutmakla savaşıyorum.
Cumartesi bir konser var ve yine hastalık yüzünden konser kaçırmak istemiyorum.

Bu arada hastayken tv de Tina Turner'ın biyografisini izledim tavsiye ederim. 

7 Eylül 2012 Cuma

Hoş geldin bebek



Ailemizin en yeni üyesi 3,5 saatlik. :)
Tıpkı abisinin bebekliği gibi . Mert'in doğduğu gün dün gibiyken
şimdi onun için abi diyoruz çok değişik bir his.
En minik ve yeni üyemiz seni seviyorum.
Sağlıklı,mutlu,şanslı ve tabi ki hep birlikte güzel bir ömür diliyorum.

Hoş geldin melek sefalar getirdin.

6 Eylül 2012 Perşembe

beni gıcık tuttu

Bir haftaya yakın şiş kalan bademciklerim geçti diye sevinirken ardında kalbim çıkacakmış gibi hissettiren öksürük bıraktı.

Evde işim olmadığı zamanlarda giysi dolabımı tekrar düzenledim ayıklamalar yaptım. Odadaki dolabı giyinme odası olarak kullandığımız ufak odaya taşıdım. Neyse ki belimi sakatlamadan taşıma işlemini hallettim.
Giysi dolabım topluyken çok iyi hissediyorum fakat bozarken hiçbir vicdan sızlaması hissetmiyorum.
Dün uzun zamandır geçerken gördüğümüz kordondaki hem kitap evi hemde kafe olan yere gittik.
Çayın tadının güzel olması çok önemli bir özellik bence. Çayda yudum alır almaz bergamotlu çay olduğunu fark edince beni kazandılar.
Kışları orada oturup çay içerken sakin müzik eşliğinde kitap okumayı hayal ettim.

Dün fotoğraf sergisinden sonra o kadar yürüdük ki fiziksel olarak işe yaramasa bile ruhsal olarak sıkılaştığıma inanıyorum :)

Ailenin minik yeni üyesinin doğmasına çok az kaldı. Bu aralar rüyamda onun doğduğunu görüyorum.

Eve taşınalı çok uzun zaman olmasına rağmen yeni yeni düzen oturuyor.
Bir mutfak kaldı onun içinde koçtaşa istediğimiz rafın gelmesini bekliyoruz ardından her şeyiçime sinen bir hal alacak.



29 Ağustos 2012 Çarşamba

Serin İzmir Güzel İzmir

Neyse ki medya okur yazarlığı sınavımda bitti gitti. Sınav gibi olmayan bir sınav yaşadık. Mavi kalem kutumla günü kurtarmam dışında yazı yazmaya yazmaya yazım o kadar kötüleşmiş ki. Ben bile rahatsız oldum.

Kayıp kent kartımı çıkarttırdım. Hasan'a kent kart vermemek lazımmış bunu öğrendim :)

İzmir'de sevdiğim şeylerden biri de yeni 169. Ne sabah sayılan ne öğlen sayılan bir saatte serin otobüste denize karşı yolculuk yapmak gibisi yok. Sürekli bu güzergahta gidip gelebilirim.

Dün tüm gün İzmir'de muhteşem bir hava vardı. Rüzgarı perdeyi çılgınca dans ettiği bir sabaha uyanıp ayılamamak da ayrı bir güzeldi .

Uçakta çok garip bir şey geldi aklıma. Yanımda oturan adam bana iyi akşamlar dedikten sonra boş olduğu için öne geçene kadar yanımdaki insanla konuşmanın önemi aklıma gelmemişti. Şayet havada ölürseniz ya da bir kaza geçirirseniz son gördüğünüz insan yanınızdaki olacak. Garip bir histi.

Friends & Burgers İzmir'deki en muhteşem hamburgerci bence.
Daha alavara'ya gitmedim ama en yakın zamanda ona da gitmek var aklımda.Midemde tütüyor.

Şimdi bu postu bitirip sevdiceğimin çok özlediği tarçınlı barbunyamı yapacağım.

Şimdilik İzmir'den bu kadar.

Son günlerde izlediğim en hoş video.


La Prochaine Fois (The Next Time) from A76 PRODUCTIONS on Vimeo.

26 Ağustos 2012 Pazar

Yarın dönüyorum ve şuan ki ruh halimden hiç hoşlanmıyorum. Aynı anda hem mutlu hemde mutsuz olmak  çok rahatsız edici bir durum.
Midem sürekli gel gitler yüzünden arada kötüleşiyor sakinleştirmek bana düşüyor.
Bu ruh halleri beni bitirdi bir de midemi.

25 Ağustos 2012 Cumartesi



Öyle biri var ki; aylarca yıllarca görüşemesek bile sonraki ilk görüşmemizde her şeyin yine o eski günlerdeki gibi olduğu apayrı arkadaş,dost,kız kardeş.
Eski günlerdeki o çocuk hallerimizden biraz farklı olsak da yine kıkırdayıp kafa kafaya verip konuşmalara asla son vermiyoruz.
Sorunlarımız bile aynı. Farklı anne babalardan olup da her şeyimizin bu kadar aynı olması mutlu edici.
Kimseyle konuşulmayanların rahatça konuşulması, aynı sorunu paylaştığı için beni rahatça anladığını bilmek ilaç gibi.
Öyle özel ki o kelimelere sayfalara sığmaz.
Seni seviyorum kençum :*

24 Ağustos 2012 Cuma

son 3





Havaalanında beklerken okurum diye kadın kokusunu almıştım.
Geçenlerde kadıköy'e gidip Alkım'a da uğrayınca, bende yeri nedense ap ayrı olan Tim Burton'ın kitabını aldım. Kitap aynı zamanda resimli ve ince. Herkes sevmiyor ama ben bir tutkunuyım kitabın.
İçimde yazılanları neredeyse çok iyi bildiğim halde yine de okumaya kıyamıyorum.

Bazuka'yı ise tavsiye üzerine aldım o da hikaye kitabı. Kitaplar ince olduğu için Havataş'a bindikten sonra İzmir'e kadar geçen süre zarfında baya okurum diye düşünüyorum.



Bu da Tim Burton'ın sevdiğim yazılarından biri. 

Çok Gözlü Kız
Gezerken bir gün parkta
Şaşıp kaldım bir anda
Bir sürü gözü olan
Bir kız vardı karşımda. 


Gerçekten çok güzel kızdı
(Bir o kadar şok edici!)
Ağzı da vardı tabii
Muhabbet ilerledi. 


Konuştuk çiçeklerden 
Gittiği şiir derslerinden 
Gözlük takacak olsa 
Çekeceği dertlerden. 

Bu kadar çok gözü olan 
Bir kız tanımak harika 
Ama sırılsıklam oluyorsunuz 
Ağlamaya başlayınca.


İyi haftasonları.

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Hamların Efendisi

Bugün otobüs de dolu olunca yeni açılan metroyu deneyeyim dedim.
Metrodaki inanılmaz rutubet kokusu üstüne vagonların içindeki koku da bir garip.
Ayrıca insanlar yürüyen merdivenlerin 2 tarafını da işgal ediyor İzmir'den alışık olmadığım için sinir bozucu geldi.  Genelde orada yürüyen merdivende beklemeyi pek sevmiyorum ama saatlere ve aceleme göre de değişiyor tabi.

Her neyse bir salaklık yaptım. Bu ara sıkılaşmak adına evde spor yapıyorum sanırım biraz da onun gazıyla yürüyerek çıkarım onları mı bekleyeceğim dedim. Demez olaydım. Ben alışmışım İzmir'in azıcık merdivenli metrosuna. Çıkıyorum çıkıyorum bitmiyor aynı zamanda  yiğitliğime bok sürdürmemek adına da hiç taviz vermeden çıkıyorum merdivenlere.
Merdivenlerin sonunda neredeyse bacaklarımı hissetmez hale geldim.
Neyimeyse benim merdiven çıkmak acı bir tecrübe edindim.

Bu arada Kadıköy de Bahariye Caddesi'nde Uzak Işıklar adında Starbucks ın yanında bir takıcı var. Hem uygun hemde çok güzel şeyler var tavsiye ederim.

Bugün çok çok eski bir şarkıyla sonlandırıyorum yazımı :)

Tık tık

İliklerimde rüzgar var







Sağlıklı olmak dünyanın en önemli şeyi bence. Bu yüzden hep kutlamalarda önce sağlık dilerim.
Bir anda sağlığınızı kaybedip geçici bir süre için bile olsa yataklara düşmek,kendi işinizi yapamaz hale gelmek çok kötü bir durum.

2012 yi pek içim almıyor. Çok hastalıkla geçti. Kendimi hiç bu kadar hasta hissetmemiştim bu yıl hissettiğim kadar. Elbette şimdi iyiyim ve sağlıklıyım şükürler olsun ki ama sağlığın ne kadar önemli olduğunu böyle şeyler yaşayınca anlıyor insan.

Bir de umursamadığımız bu stres aslında ne büyük illet nasıl bir batak farkına varmadan çekip alıyor ve yatağa savuruyor.

En kötü günlerimi derin derin nefes alarak, nane şekeri yiyerek ve güneşe bakarak "sağlıklı olmak istiyorum" diyerek geçirdim. Bu elbette işin psikolojik boyutu ama insana kendini iyi hissettiriyor.

Keşke sağlığımızı hiç kaybetmesek.
Sağlıklı olmak güzel şey, hatta o kadar özel bir nimet ki.

Diyaframdan nefes almak kadar insanı anında rahatlatan ne var bilemiyorum.

Sizler ve tüm sevdiklerim hatta tüm insanlar kimsenin sağlığını uzun süreli ve ciddi bir şekilde kaybetmemesini dilerim. Sağlık bambaşka bir şey. Sağlığınız olmadan hiçbir şey olmuyor.

Sağlıklı,mutlu,huzurlu gülen yüzlü bir ömür dilerim.

21 Ağustos 2012 Salı

İçimde bir umut



Facebook fotoğraf albümlerinin değerini anlayalı çok uzun zaman olmadı. Ne kadar çok albüm ne kadar çok fotoğraf o kadar çok anı diye düşünüyorum.
Üstünden zaman geçtikten sonra o fotoğraflara bakmanın da tadı bir başka.

 Her an kesinlikle fotoğraflanmalı ya da yazılmalı. Bulduğum birkaç yazı sayesinde unuttuğum birçok anı hatırladım.İnsanı garip hissettiriyor.Mutlu ve buruk. Kaybettiğiniz bir eşyanızı bulmuş kadar iyi hissettiriyor.
Unutulmayı hak etmeyen o anları unutmak suçlu hissettiriyor elbette.
Bir gün hafızamı kaybetmek istemem. Şimdi bile unuttuğum anıları hatırlayınca üzülüyorum

Bir türlü bulamadığım 2 türk filmi var.
Biri en mutlu olduğum yer diğeri de pazarları hiç sevmem.

Gitmeme iyice az kaldı hem mutluyum hem buruk.

20 Ağustos 2012 Pazartesi


Her yeni günün bir öncekinden daha da korkutucu olduğu bir ülkede yeni bir sabaha uyanmak o kadar da iç açıcı değil.

6

İzmir'e dönmeme son 6 gün.

Bu sayının gördüğümde aklıma hep Fatih  geliyor :)
Neden 5 değil ya da 7 değil de 6 .

Her neyse dönmeden önce. Size İstanbul'a geldiğimde ucuz alışveriş ile ilgili tavsiyeler verecektim. Fakat sıcaklar dolayısıyla pek gezemedim. Bir de başka koşuşturmalarım vardı.
Hala 6 günüm var  farklı bir yer öğrendiğimde kesinlikle yazacağım.
15 tl ye olan espadriller gittiğimde kalmadığı için ne görebildim ne alabildim.
Dün yeni bir yer fark ettim. Yeni Sahra'da olan Optimum Outlet'te Hemis adında bir mağaza. 
Belki başka yerlerde de şubeleri vardır. 4 al 3 öde kampanyası vardı toplam 20 tl ye 4 ürün aldım.
Bütün ürünler muhteşem değil elbette ama çok güzel şeyler de bulmak mümkün.
Bu ara her yerde indirim var kaçırmamak lazım ama ben kendimi frenlemiş bulunmaktayım.

Beni bu havalar mahvetti.
Havaların bir sıcak bir soğuk olması, bizim evin sürekli uçuran bir rüzgar etkisinde olmadı dün bir kez daha ateşlenip hasta olmama neden oldu.
Bayramın ilk günü hasta olarak da ayrı bir rekor kırdım.

Kendimi pinterest'e inanılmaz kaptırdım. Sürekli dekorasyonla ilgili paylaşımlara bakıyorum.
Şimdiden İzmir'deki evde yeni düzenlemelere başladım kafamda. Artık okul açılana kadar sürekli evle uğraşırım.

Kalyon'un oje matlaştırıcısını aldım deneyip işe yarayıp yaramadığı hakkında haber veririm.
Watsons da baya indirim vardı. Bir de Turkcell indirimi varmış makyaj malzemelerinde.

Bu sefer kolaylık olsun diye kullanmadığım kıyafetlerimi şimdiden bavula yerleştirdim. Yine tıka basa bir bavul olacak.Bavul yerleştirme teknikleri hakkında kesin bir eğitim ya da video olmalı. Her zaman tıka basa oluyor,zor kapanıyor ve ben taşırken çile ile dolup taşıyorum.


 Bir de insanlar onlara davrandığımız gibi bize davransalardı belki her şey çok daha farklı olabilirdi.

Bu da şarkımız Summertime Sadness

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Yüz yüze konuşalım



Beni bilirsin nefessiz kalmaya dayanamam
Sanki dakikalarca nefesimi tutmuşum gibi atıyor kalbim
Halbuki sadece cam ekranın arkasındasın
Daha ortalarda yoksun
Sadece bir silüetsin.
Kilometreleri aşmak için bir adım atacağım
Kalp atışlarım hızlandı
Özlemek güzel, özellikle de bu kadar çoksa
Çok mu fazla özledim
Evet, hayır, elbette evet.
Senin kalbin hiç böyle attı mı ?
Sanki birazdan kalp krizi geçireceğim.
İşte bir kramp daha ve derin bir nefes
Hala bir silüetsin.
Karşımda iken her şeyin değişmesine izin vermemeliyim
Hep seni böyle özlemeliyim
Sen beni hiç böyle özlemiş miydin ?
Her şey taze kalmalı
Pazarın girişindeki maydanozlar gibi
Hatırlıyorsun değil mi ?
Tabi ki ama sen hiç sevmezsin
Dağlar,denizler,yollar,otlar geçeceğim
Sonra geleceğim
Taşıyamadığım bavulum ve diğer eşyalarımla
Yokuşu çıkıp sokağa girdiğimde ilk kedili kadını göreceğim
Ahh, işte rüzgar gülüm
ve işte en zoru evet evet apartman kapısı
Paldür küldür yıka döke kapıdan geçeceğim
 Belki bavulumu taşıyan sensin ya da 3. müz
İşte yine başladı
Evet, kalp atışlarım
Eve geldiğim ilk gün nabzım tavan yapıyor
Dın dın dın diye değil de dındın dındın dındın diye atıyor
İşte oradasın tam karşımda
Durmaksızın şnorkel olmadan dubalara yüzmüş gibiyim
"İstanbul kokuyorsun" diyeceksin suratını asıp
Dudakların hep böyle güzel miydi
Peki ya kemiklerin
Bana hep böyle mi bakıyordun
Onca günün ardından ilk öpücük
ve işte nefessiz kalıp geri çekiliyorum
Sanki ilk kez öpüşmüşcesine kalbim patlayacak gibi atıyor
Bu sefer patlayacak diyor her seferinde olduğu gibi
Özlemek mi tazeliyor
Ben hiç bu kadar çok sevmemiştim peki ya sen ?



Film önerileri vol. bilmem kaç



Filmi dün gece cnbc e de izledim. 

Film 2002 yapımı.

ve bir kez daha hatırladım eski romantik komedilere olan özlemimi.
Şimdikiler de bir şey var yani bir şeyler eksik. O ana kadın karakterle özdeşleşemiyorum. 
(Elbette bu her film için geçerli değil. )
Halbuki anında kaptırıyorsunuz kendinizi bu filmde. Uzun zamandır bu filmde diğer filmlerde hissetmediğim canlı duyguları hissettim. Hayal kırıklığını, gururu, ve sonradan çıkagelen o kadının saçını başını yolma isteğini.
Sanki filmi yaşadığımı hissettim bir an :)
 Tabi ki bunda yönetmenin başarı göz ardı edilmemeli.

Bu kısa yakınmanın ardından biraz da filmden bahsedeyim.

Filmde birbirine iki zıt karakter olan Lucy ve George un birlikte çalışmaya başlar.Lucy, George un tüm hayatının kontrol merkezi haline gelir. Bu duruma daha fazla dayanamayan Lucy  işten çıkabilmek için yerine yeni bir avukat bulmaya çalışır.  Bu yeni aday yani June un gelmesiyle her şey değişir...

Konuyu heyecanında bırakmak istedim.

Umarım sizde seversiniz :)

Bu da fragmanı :)



***





Bu da diğer film önerim.
Birkaç hafta önce izlemiştim ama yazmayı unuttum tesadüfen bir yerde görünce aklıma geldi.

Bu film diğerine göre çok daha eski 1987 yapımı. 
Filmin konusu çok farklı, çok hoş bir hikaye.

Film 3 tane de Oscar almış.

Loretta nişanlısını bekleyen duygusal ve utangaç bir kadındır. ( Konuda ayrıca evde kalmış da yazıyor fakat ben eklemek istemedim.) Nişanlısından evlenme teklifi almıştır fakat nişanlısının annesi hasta olduğu için onun yanına gitmek zorunda kalır. Nişanlısı, Loretta 'dan onun yabani ve görüşmediği kardeşi olan Rony i düğüne davet etmesini ve aramasını izler. Rony operaya düşkün bir fırın işçisidir.
Loretta, Rony ' nin çalıştığı fırına gider ve tanışırlar. Bu tanışma sonrasında işler iyice çığırından çıkacaktır. 

14 Ağustos 2012 Salı

Ben gündelik mutluluğun olmak istemem


“İşte ben, bu alışkanlıklarından biri olmak istemem. Senin düzenle olan bağlarından biri. Sabahki diş fırçan, ya da kolunun altına sürdüğün deodorant, ya da yumurtalı şampuan olmak istemem. Bunların günlük mutluluğunda, rahatlığında belki sadece ufak bir payları var. İşte ben bu gündelik mutluluğun daha büyük bir payı olmak istemem. Yani daha rahat olman, korkmaman için örneğin, destek olamam sana. Düzenle bütün bağlarını koparabildiğin zaman, ki bu cesaret ister, bu cesareti gösterebildikten sonra zaten karanlıktan korkmayan biri olursun. O zaman yine beni seversen, bu sevgi kabulümdür. Tamam mı?” 

(Yenişehir’de Bir Öğle Vakti- Sevgi Soysal)


Teşekkürler

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Kediler çok güzel sevsenize



İnsanlar çok garip ya da garip olan sadece benim.
İzmir'e dönüş tarihim kesinleşti. Beklediğimden erken bir tarih.Gitmeye can atarken şimdi tarih belli oldu ve o kadar da gitmek istemediğimi fark ettim. İsteksizim ve üşeniyorum.
Aslında bilemiyorum sanırım duygularım biraz karışık. Hiçbir şey yapmak istemiyorum.
Ben bilgisayar koltuğumda ve dizlerimi karnıma çekmişken zaman dursun ve böyle blog yazarken kala kalayım istiyorum.

Bir anda böyle bir ruh haline girmek ürkütücü oldu. Şimdi düşünüyorum da baştan aşağı boşluklarla geçen bir hayatım var. Özellikle de yaz tatilim ama bunun en büyük nedeni sıcaklar. Bünyem sıcaklara karşı inanılmaz zayıf aslında soğuğa karşı da ama sıcakta bir felaket. Küt diye düşüp bayılıyorum. Sanırım tansiyonumu oynatıyor sıcaklar. Bu yüzden de evden çıkmaya özellikle de sıcaklar da pek cesaret edemiyorum.

Sanırım hayallerimi başkalarının yaşıyor olması ve onları görmem,okumam,duymam ya da başka bir yol şu ruh halimin en büyük sebebi.
Tembelim,huysuzum,huzursuzum.

Hiç kedi kokladınız mı ? Ben kedimi kokladım çok garipti. Burnumu ensesine iyice yaslayıp buram buram kokladım. Kendi istemeden sevilmekten ve kucağa alınmaktan nefret eder.Sürekli söylenir ama yine de o benim bebeğim.


Kendime not : hayatını düzgün yaşa , uyuşuk olma !

Bu ara şarkısız sonlar yapıyorum çok nanemollayım ondan galiba.

12 Ağustos 2012 Pazar

Ben mesela


Bu  yazımda bahsetmiştim okuduğum kitaptan. O zaman daha yeni yeni başlamıştım. Kitabın çok sürükleyici olduğunu düşünüyorum.Bir süre ara vermek zorunda kaldıysam da sonra arayı kapattım :) Bende bir takıntı vardır. Kitabın bölümünü bitirmeden yarıda bırakamam. Bu kitapta gözümden uyku akmasına rağmen yine de takıntımı hiçe sayıp dayanabildiğim kadarıyla bölüm yarılarına kadar gittim. Kitapta sık sık erotik unsurlara rastlanıyor. Bazılarına göre kitap ahlaksız ve hiçbir şey katmazken ben kitabı gayette beğendim. Hatta kitapta bir doğum anı o kadar detaylı ve güzel betimlenerek anlatılmıştı ki bir anda kendimi o acıları hissederken ve kendimi karakterin yerinde buldum. Sanırım kitapta beni en çok etkisinde bırakan bölüm oydu. Bazen neler olabileceğini tahmin ediyorsunuz bazense şok oluyorsunuz. Kitap 2009 basımı okumak isterseniz bulmakta çok zorlanmayacağınızı düşünüyorum.

Annemin bir anda ev kirli,halılar kokuyor telaşı tutunda akşam 10 da halı sildik temizlik delisi kadınlar gibi :)

Garip bir şekilde hislerim kuvvetlendi. Gerçekten bir şeyin olup olamayacağını hissetmeye başladım. Tabi ki bu genelde kendimle ilgili şeyler. Garip. Belki de bile bile lades olmuyorumdur hiçbir fikrim yok açıkçası.
Bazen çok şanssız bir insan olduğumu düşünüyorum arada bir yaşa sevincim yok olmasın diye hayatıma şans serpildiği de oluyor tabi.

Kozyatağı carrefour daki mağazalarda indirim var. Ama ben pek bir şey bulamadım. Koton'dan bir tişört ve küpe aldım Mango dan da 3 boyutlu bir tişört aldım. O tişörtü geçen yılda görmüştüm almadım şimdi yine bulunca kaçırmak istemedim. Eskiden afrodit de çok güzel şeyler olurdu ama mağazaya girmem ve bir tur atmamla çıkmam bir oldu. Salı pazarında bile çok daha güzel ve kaliteli ürünler vardır.

Sıcaklar ve soğuklar yine birbirine karıştı şimdi bir sıcaktan bir de soğuktan hasta olurum. Kışın bile bu kadar hasta olmamıştım. Polen mevsimi değil diye biliyorum ama sanırım yanılıyorum alerjim nüksetti.Bu havalarda burnum çeşme gibi ve sürekli hapşırıyorum.

Bu hafta da böyle geçti. Kullanmadığım eşyaları bavula yerleştirdim. Gereksiz fazla eşya getirmişim yine bir kez daha anladım.


Bu hafta da böyle geçti işte.

İyi ve mutlu bir yeni hafta dilerim.

10 Ağustos 2012 Cuma

çikolata + pinterest sonrasını hatırlamıyorum



Şaka maka pinterest neredeyse her gün birkaç kez girdiğim bir site haline geldi. Ve hesaplarımın olduğu siteler arasında sanırım en sevdiğim olabilir.
Zaman geçirmek için, kafa dağıtmak için, rahatlamak için, yeni şeyler öğrenebilmek ve yaratıcılığınızı geliştirmek için tam bir nimet niteliğinde.

Bugün tüm günümü resimler,illüstrasyonlar ve fotoğraflara bakmakla geçirdim. Ayrıcı bu site size bilgisayarınızda hiç yer kaplamadan kendinize dev bir arşiv oluşturma olanağı da sunuyor.
Modayla ilgili de birçok şey bulabilirsiniz.
Bazen burada gördüklerim sayesinde ne giyeceğim derdinden kurtuluyorum. Ayrıca günlük yaşamda da yeni fikirler veriyor insana.

Aşağıdaki haberi de okuduktan sonra 1 paket çikolata sonrada pinterest te birkaç saat kafa dağıtmak öyle huzurlu hissettiriyor ki.
Bu da benim pinterest teki hesabım  http://pinterest.com/benmesela/ 
umarım sizde seversiniz.

Belki okumuşsunuzdur. Okumadıysanız da bu haberi okumalısınız.
Ben okuduktan sonra çok mutlu oldum. Böyle insanların yaşadığını bilmek,onlarla aynı oksijeni solumak umut verici.
okumak için tıktık

9 Ağustos 2012 Perşembe

Vah başıma gelenler

  Aslında hayallerim bambaşkaydı fakat bir anda ayakkabıyı nasıl mahvettiğimin öyküsünü anlatacağım size.

Her şey çok güzel başladı, çok hevesliydim. Ta ki ayakkabının üstüne yanlışlıkla oje dökene kadar.
Aslında sadece tekstil kalemiyle desen yapacaktım.
Fakat durum oje dökme olunca her şey berbat oldu bende böyle deli kızın çeyizi gibi bir ayakkabı yaptım.
Şimdilik biraz idare edeyim, ardından bir kaç kat boya ile düz bir renge boyarım düşüncesindeyim.
Hep pinterest ten görüp gaza geldim hep.
Siz siz olun böyle bir şey yapmayın yapacaksanız da önce bir önlem alın :(











Aslında hayallerim bambaşkaydı fakat bir anda ayakkabıyı nasıl mahvettiğimin öyküsünü anlatacağım size.

8 Ağustos 2012 Çarşamba

3 Ağustos 2012 Cuma

Üretkenliğimin son safhaları

Üretkenliğimin tavan yaptığı bir yaz yaşıyorum
Evde giymediğim eski bir kot pantolon buldum.
Çekmecede yer kaplayacağına değerlendireyim de yer kaplasın mantığıyla kotu şort yapmaya karar verdim.
Kotları şort yapma tecrübeme dayanarak ters çevirip işlem yapmak daha az zarar vermekle beraber daha iyi sonuç veriyor.





Ters çevirdiğim kotun kısalığını ayarlayarak cetvel yardımıyla pilot kalem ile düz bir çizgi çektim.
 Ben düz kesemediğim için böyle çizgi çekerek kesmek daha kolayıma geliyor. Yoksa göz kararıyla şortu kese kese mahvediyorum.









Belirgin çizginin hizasından gerdirerek kotu kestim.
Gerdirmemin özel bir sebebi yok. Sadece keserken kumaşın iyi ve düzgün kesilmesine yardımcı oluyor.
Ben biraz uzun kestim denedikten sonra tekrar kısaltayım diye o zaman daha sağlıklı oluyor.

Diz üstü şortları sevmediğim için kısalttım. Basenlerimi Roberto Carlos gibi gösterdiğine inanıyorum. :)



                         

 İsterseniz kesme işleminden sonra çıkan minik ipleri çektirerek püskül yapabilirsiniz. İstemiyorsanız da ipleri yine çektirin ve kesin. Şortun uçlarının daha güzel gözükmesini sağlıyor.
Ve geldik son işleme.
Aslında aklımda batik yapmak vardı bu şortu ama batik için boya almam gerekiyordu ve kimbilir ne zaman gidecektim.
Sonra aklıma çamaşır suyu geldi.
Hepimizin evinde çamaşır suyu mevcut.
Bende çamaşır suyu kullanmaya karar verdim.
Yinede hafiften bir batik görünümü yarattı neyse ki :)
Çamaşır suyunu kapağa koyup fırtlatır gibi şorta atabilirsiniz.
Bir de arkasını yaparken keşfettiğim şey.
Kapağın kapağını tam açmayıp bollaştırın.
Kapak kapalı olduğu halde çamaşır suyu akacak hale geldiğinde istediğiniz şekli yaparak dökebilirsiniz.
Son teknik hem daha az çamaşır suyu harcatıyor hem de ellerinize bulaşmıyor.




Dediğim gibi bu ara nedense fazla bir üretkenlik hamaratlık var üstümde bende bu duruma şaşırmış haldeyim ama iyi oluyor hem rahatlıyorum hem de bir şeylerle uğraşıp boş oturmuyorum.


Bu şarkıyı da hayret verici bir şekilde çok sevdim Tabi klibini de. 

:)

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Eski sarı saman kağıdı


Sahafdan aldığım 1 tl lik kitaplardan birini okudum. Şimdi ikincisindeyim. 




İlk kitap Prensesin Aşkı Bir Tahtı Sarsan Skandal idi. İçinden 95 yılında alındığına dair dekont gibi bir kağıt çıktı.Çok özel ve güzel bir kitap. Diana hakkında hiç bilmediğim hatta aklıma bile gelmeyecek o kadar çok şey öğrendim ki.

Fazlasıyla hassas, stresin vücuduna hastalık olarak döndüğü ünlü ama çok mutsuz reddedilen ve aşkı arayan bir kadının öyküsü. Çok kırılgan ama özel. Tutkulu bir aşk.

Kitabı okurken karakterleri öğrendikçe internetten araştırdım. Fotoğraflara baktım.

Bu tür kitaplar okumayı seviyorum. İnsanların hayatlarına girip onların ne yaşadıklarını hissetmeyi.

Kitap 1995 basımı .Belki sahaflardan ya da internetten 2. ellerini bulabilmeniz mümkün olur.





Bu da şimdi okumaya başladığım bir kitap. Sürükleyici değişik bir kitaba benziyor.

Daha ilk bölümü okudum birkaç bölümden sonra hakkında bir şeyler yazabileceğimi umuyorum.


Kışın okul yüzünden o kadar boşluyorum ki kitap okumayı yazları kitap okuyarak geçirmek bir başka mutlu ediyor. Her akşam üstü gece yatmadan kesinlikle biraz kitap okuyorum.
Fark ettim ki kitap okumak rahatlamam da ve sakinleşmem de çok etkili oluyor.
Bazen okurken hayallere dalıyorum,karakterler yerine koyuyorum kendimi. Arada fark ediyorum ki sanki gözümün önünde bir ekranda görüntüler kayıp gidiyor.
Arada kitaptan dalıp başka yerlerden çıktığım oluyor.
Okunmuş kitabın yaşanmışlığı,anısı vardır. Bu yüzden de sahaflar biraz da anı dükkanıdır,candır.

Fizy de sorun varmış sanırım herkes de açılmıyormuş bu yüzden şarkıları youtube dan paylaşıyorum.
http://youtu.be/YnzgdBAKyJo


31 Temmuz 2012 Salı

Kes-biç plaj elbisesi olsun




Bu tişört sanırım ben burada değilken hediye gelmiş. Tişört dediğimde iki xl ya da 3 xl. Sağolsun annemde giyerim diye saklamış.Bende hemen kesip biçtim kendime plaj elbisesi yaptım. Büyük beden olmasına rağmen bu kadar yakası dar bir tişört görmemiştim sanırım bu yüzden yakasını anında kestim. Arkadakileri yaparken makasla elimi kestim (!) Nasıl becerdiğimi ben bile anlayamadım. Bu yüzden arkasına o şekilde bıraktım. :)
Bilgisayarımda photoshop geçici nedenlerden dolayı olmadığı için fotoğraflar biraz karanlık kaldı.

Bir de İzmir'de dönmeden önce yaptığım başka bir plaj elbisesi var. O daha farklı tabi. O, hasan'ın favorim olan tişörtlerinden bir tişörttü. Gözüm mü kaldı noldu yırtıldı :D Bende onu kesip biçtim ama o bundan daha iyi oldu. Bunun kollarını teğellemek gerekiyor biraz kötü kesip biçmişim :)

Hava durumunda bugün için yağmurlu gösteriyordu.Sadece sabah 6 da 5 dakikalık bir yağmur yağdı geçti hüsranlardayım. Neyse ki bugün hava rüzgarlı da biraz denge sağlandı.

Bugün blogumda temizlik yaptım. Önceki kayıtlarda açılmayan ve hata veren tüm görselleri tek tek sildim. Hayret ki bunu yapmaya  hiç üşenmedim :)

Bu şarkıyı da çok severim :)

30 Temmuz 2012 Pazartesi




Sen ve ben bataklığın üzerine yapılan ev gibiydik, temelimiz çürüktü.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...