29 Ağustos 2012 Çarşamba

Serin İzmir Güzel İzmir

Neyse ki medya okur yazarlığı sınavımda bitti gitti. Sınav gibi olmayan bir sınav yaşadık. Mavi kalem kutumla günü kurtarmam dışında yazı yazmaya yazmaya yazım o kadar kötüleşmiş ki. Ben bile rahatsız oldum.

Kayıp kent kartımı çıkarttırdım. Hasan'a kent kart vermemek lazımmış bunu öğrendim :)

İzmir'de sevdiğim şeylerden biri de yeni 169. Ne sabah sayılan ne öğlen sayılan bir saatte serin otobüste denize karşı yolculuk yapmak gibisi yok. Sürekli bu güzergahta gidip gelebilirim.

Dün tüm gün İzmir'de muhteşem bir hava vardı. Rüzgarı perdeyi çılgınca dans ettiği bir sabaha uyanıp ayılamamak da ayrı bir güzeldi .

Uçakta çok garip bir şey geldi aklıma. Yanımda oturan adam bana iyi akşamlar dedikten sonra boş olduğu için öne geçene kadar yanımdaki insanla konuşmanın önemi aklıma gelmemişti. Şayet havada ölürseniz ya da bir kaza geçirirseniz son gördüğünüz insan yanınızdaki olacak. Garip bir histi.

Friends & Burgers İzmir'deki en muhteşem hamburgerci bence.
Daha alavara'ya gitmedim ama en yakın zamanda ona da gitmek var aklımda.Midemde tütüyor.

Şimdi bu postu bitirip sevdiceğimin çok özlediği tarçınlı barbunyamı yapacağım.

Şimdilik İzmir'den bu kadar.

Son günlerde izlediğim en hoş video.


La Prochaine Fois (The Next Time) from A76 PRODUCTIONS on Vimeo.

26 Ağustos 2012 Pazar

Yarın dönüyorum ve şuan ki ruh halimden hiç hoşlanmıyorum. Aynı anda hem mutlu hemde mutsuz olmak  çok rahatsız edici bir durum.
Midem sürekli gel gitler yüzünden arada kötüleşiyor sakinleştirmek bana düşüyor.
Bu ruh halleri beni bitirdi bir de midemi.

25 Ağustos 2012 Cumartesi



Öyle biri var ki; aylarca yıllarca görüşemesek bile sonraki ilk görüşmemizde her şeyin yine o eski günlerdeki gibi olduğu apayrı arkadaş,dost,kız kardeş.
Eski günlerdeki o çocuk hallerimizden biraz farklı olsak da yine kıkırdayıp kafa kafaya verip konuşmalara asla son vermiyoruz.
Sorunlarımız bile aynı. Farklı anne babalardan olup da her şeyimizin bu kadar aynı olması mutlu edici.
Kimseyle konuşulmayanların rahatça konuşulması, aynı sorunu paylaştığı için beni rahatça anladığını bilmek ilaç gibi.
Öyle özel ki o kelimelere sayfalara sığmaz.
Seni seviyorum kençum :*

24 Ağustos 2012 Cuma

son 3





Havaalanında beklerken okurum diye kadın kokusunu almıştım.
Geçenlerde kadıköy'e gidip Alkım'a da uğrayınca, bende yeri nedense ap ayrı olan Tim Burton'ın kitabını aldım. Kitap aynı zamanda resimli ve ince. Herkes sevmiyor ama ben bir tutkunuyım kitabın.
İçimde yazılanları neredeyse çok iyi bildiğim halde yine de okumaya kıyamıyorum.

Bazuka'yı ise tavsiye üzerine aldım o da hikaye kitabı. Kitaplar ince olduğu için Havataş'a bindikten sonra İzmir'e kadar geçen süre zarfında baya okurum diye düşünüyorum.



Bu da Tim Burton'ın sevdiğim yazılarından biri. 

Çok Gözlü Kız
Gezerken bir gün parkta
Şaşıp kaldım bir anda
Bir sürü gözü olan
Bir kız vardı karşımda. 


Gerçekten çok güzel kızdı
(Bir o kadar şok edici!)
Ağzı da vardı tabii
Muhabbet ilerledi. 


Konuştuk çiçeklerden 
Gittiği şiir derslerinden 
Gözlük takacak olsa 
Çekeceği dertlerden. 

Bu kadar çok gözü olan 
Bir kız tanımak harika 
Ama sırılsıklam oluyorsunuz 
Ağlamaya başlayınca.


İyi haftasonları.

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Hamların Efendisi

Bugün otobüs de dolu olunca yeni açılan metroyu deneyeyim dedim.
Metrodaki inanılmaz rutubet kokusu üstüne vagonların içindeki koku da bir garip.
Ayrıca insanlar yürüyen merdivenlerin 2 tarafını da işgal ediyor İzmir'den alışık olmadığım için sinir bozucu geldi.  Genelde orada yürüyen merdivende beklemeyi pek sevmiyorum ama saatlere ve aceleme göre de değişiyor tabi.

Her neyse bir salaklık yaptım. Bu ara sıkılaşmak adına evde spor yapıyorum sanırım biraz da onun gazıyla yürüyerek çıkarım onları mı bekleyeceğim dedim. Demez olaydım. Ben alışmışım İzmir'in azıcık merdivenli metrosuna. Çıkıyorum çıkıyorum bitmiyor aynı zamanda  yiğitliğime bok sürdürmemek adına da hiç taviz vermeden çıkıyorum merdivenlere.
Merdivenlerin sonunda neredeyse bacaklarımı hissetmez hale geldim.
Neyimeyse benim merdiven çıkmak acı bir tecrübe edindim.

Bu arada Kadıköy de Bahariye Caddesi'nde Uzak Işıklar adında Starbucks ın yanında bir takıcı var. Hem uygun hemde çok güzel şeyler var tavsiye ederim.

Bugün çok çok eski bir şarkıyla sonlandırıyorum yazımı :)

Tık tık

İliklerimde rüzgar var







Sağlıklı olmak dünyanın en önemli şeyi bence. Bu yüzden hep kutlamalarda önce sağlık dilerim.
Bir anda sağlığınızı kaybedip geçici bir süre için bile olsa yataklara düşmek,kendi işinizi yapamaz hale gelmek çok kötü bir durum.

2012 yi pek içim almıyor. Çok hastalıkla geçti. Kendimi hiç bu kadar hasta hissetmemiştim bu yıl hissettiğim kadar. Elbette şimdi iyiyim ve sağlıklıyım şükürler olsun ki ama sağlığın ne kadar önemli olduğunu böyle şeyler yaşayınca anlıyor insan.

Bir de umursamadığımız bu stres aslında ne büyük illet nasıl bir batak farkına varmadan çekip alıyor ve yatağa savuruyor.

En kötü günlerimi derin derin nefes alarak, nane şekeri yiyerek ve güneşe bakarak "sağlıklı olmak istiyorum" diyerek geçirdim. Bu elbette işin psikolojik boyutu ama insana kendini iyi hissettiriyor.

Keşke sağlığımızı hiç kaybetmesek.
Sağlıklı olmak güzel şey, hatta o kadar özel bir nimet ki.

Diyaframdan nefes almak kadar insanı anında rahatlatan ne var bilemiyorum.

Sizler ve tüm sevdiklerim hatta tüm insanlar kimsenin sağlığını uzun süreli ve ciddi bir şekilde kaybetmemesini dilerim. Sağlık bambaşka bir şey. Sağlığınız olmadan hiçbir şey olmuyor.

Sağlıklı,mutlu,huzurlu gülen yüzlü bir ömür dilerim.

21 Ağustos 2012 Salı

İçimde bir umut



Facebook fotoğraf albümlerinin değerini anlayalı çok uzun zaman olmadı. Ne kadar çok albüm ne kadar çok fotoğraf o kadar çok anı diye düşünüyorum.
Üstünden zaman geçtikten sonra o fotoğraflara bakmanın da tadı bir başka.

 Her an kesinlikle fotoğraflanmalı ya da yazılmalı. Bulduğum birkaç yazı sayesinde unuttuğum birçok anı hatırladım.İnsanı garip hissettiriyor.Mutlu ve buruk. Kaybettiğiniz bir eşyanızı bulmuş kadar iyi hissettiriyor.
Unutulmayı hak etmeyen o anları unutmak suçlu hissettiriyor elbette.
Bir gün hafızamı kaybetmek istemem. Şimdi bile unuttuğum anıları hatırlayınca üzülüyorum

Bir türlü bulamadığım 2 türk filmi var.
Biri en mutlu olduğum yer diğeri de pazarları hiç sevmem.

Gitmeme iyice az kaldı hem mutluyum hem buruk.

20 Ağustos 2012 Pazartesi


Her yeni günün bir öncekinden daha da korkutucu olduğu bir ülkede yeni bir sabaha uyanmak o kadar da iç açıcı değil.

6

İzmir'e dönmeme son 6 gün.

Bu sayının gördüğümde aklıma hep Fatih  geliyor :)
Neden 5 değil ya da 7 değil de 6 .

Her neyse dönmeden önce. Size İstanbul'a geldiğimde ucuz alışveriş ile ilgili tavsiyeler verecektim. Fakat sıcaklar dolayısıyla pek gezemedim. Bir de başka koşuşturmalarım vardı.
Hala 6 günüm var  farklı bir yer öğrendiğimde kesinlikle yazacağım.
15 tl ye olan espadriller gittiğimde kalmadığı için ne görebildim ne alabildim.
Dün yeni bir yer fark ettim. Yeni Sahra'da olan Optimum Outlet'te Hemis adında bir mağaza. 
Belki başka yerlerde de şubeleri vardır. 4 al 3 öde kampanyası vardı toplam 20 tl ye 4 ürün aldım.
Bütün ürünler muhteşem değil elbette ama çok güzel şeyler de bulmak mümkün.
Bu ara her yerde indirim var kaçırmamak lazım ama ben kendimi frenlemiş bulunmaktayım.

Beni bu havalar mahvetti.
Havaların bir sıcak bir soğuk olması, bizim evin sürekli uçuran bir rüzgar etkisinde olmadı dün bir kez daha ateşlenip hasta olmama neden oldu.
Bayramın ilk günü hasta olarak da ayrı bir rekor kırdım.

Kendimi pinterest'e inanılmaz kaptırdım. Sürekli dekorasyonla ilgili paylaşımlara bakıyorum.
Şimdiden İzmir'deki evde yeni düzenlemelere başladım kafamda. Artık okul açılana kadar sürekli evle uğraşırım.

Kalyon'un oje matlaştırıcısını aldım deneyip işe yarayıp yaramadığı hakkında haber veririm.
Watsons da baya indirim vardı. Bir de Turkcell indirimi varmış makyaj malzemelerinde.

Bu sefer kolaylık olsun diye kullanmadığım kıyafetlerimi şimdiden bavula yerleştirdim. Yine tıka basa bir bavul olacak.Bavul yerleştirme teknikleri hakkında kesin bir eğitim ya da video olmalı. Her zaman tıka basa oluyor,zor kapanıyor ve ben taşırken çile ile dolup taşıyorum.


 Bir de insanlar onlara davrandığımız gibi bize davransalardı belki her şey çok daha farklı olabilirdi.

Bu da şarkımız Summertime Sadness

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Yüz yüze konuşalım



Beni bilirsin nefessiz kalmaya dayanamam
Sanki dakikalarca nefesimi tutmuşum gibi atıyor kalbim
Halbuki sadece cam ekranın arkasındasın
Daha ortalarda yoksun
Sadece bir silüetsin.
Kilometreleri aşmak için bir adım atacağım
Kalp atışlarım hızlandı
Özlemek güzel, özellikle de bu kadar çoksa
Çok mu fazla özledim
Evet, hayır, elbette evet.
Senin kalbin hiç böyle attı mı ?
Sanki birazdan kalp krizi geçireceğim.
İşte bir kramp daha ve derin bir nefes
Hala bir silüetsin.
Karşımda iken her şeyin değişmesine izin vermemeliyim
Hep seni böyle özlemeliyim
Sen beni hiç böyle özlemiş miydin ?
Her şey taze kalmalı
Pazarın girişindeki maydanozlar gibi
Hatırlıyorsun değil mi ?
Tabi ki ama sen hiç sevmezsin
Dağlar,denizler,yollar,otlar geçeceğim
Sonra geleceğim
Taşıyamadığım bavulum ve diğer eşyalarımla
Yokuşu çıkıp sokağa girdiğimde ilk kedili kadını göreceğim
Ahh, işte rüzgar gülüm
ve işte en zoru evet evet apartman kapısı
Paldür küldür yıka döke kapıdan geçeceğim
 Belki bavulumu taşıyan sensin ya da 3. müz
İşte yine başladı
Evet, kalp atışlarım
Eve geldiğim ilk gün nabzım tavan yapıyor
Dın dın dın diye değil de dındın dındın dındın diye atıyor
İşte oradasın tam karşımda
Durmaksızın şnorkel olmadan dubalara yüzmüş gibiyim
"İstanbul kokuyorsun" diyeceksin suratını asıp
Dudakların hep böyle güzel miydi
Peki ya kemiklerin
Bana hep böyle mi bakıyordun
Onca günün ardından ilk öpücük
ve işte nefessiz kalıp geri çekiliyorum
Sanki ilk kez öpüşmüşcesine kalbim patlayacak gibi atıyor
Bu sefer patlayacak diyor her seferinde olduğu gibi
Özlemek mi tazeliyor
Ben hiç bu kadar çok sevmemiştim peki ya sen ?



Film önerileri vol. bilmem kaç



Filmi dün gece cnbc e de izledim. 

Film 2002 yapımı.

ve bir kez daha hatırladım eski romantik komedilere olan özlemimi.
Şimdikiler de bir şey var yani bir şeyler eksik. O ana kadın karakterle özdeşleşemiyorum. 
(Elbette bu her film için geçerli değil. )
Halbuki anında kaptırıyorsunuz kendinizi bu filmde. Uzun zamandır bu filmde diğer filmlerde hissetmediğim canlı duyguları hissettim. Hayal kırıklığını, gururu, ve sonradan çıkagelen o kadının saçını başını yolma isteğini.
Sanki filmi yaşadığımı hissettim bir an :)
 Tabi ki bunda yönetmenin başarı göz ardı edilmemeli.

Bu kısa yakınmanın ardından biraz da filmden bahsedeyim.

Filmde birbirine iki zıt karakter olan Lucy ve George un birlikte çalışmaya başlar.Lucy, George un tüm hayatının kontrol merkezi haline gelir. Bu duruma daha fazla dayanamayan Lucy  işten çıkabilmek için yerine yeni bir avukat bulmaya çalışır.  Bu yeni aday yani June un gelmesiyle her şey değişir...

Konuyu heyecanında bırakmak istedim.

Umarım sizde seversiniz :)

Bu da fragmanı :)



***





Bu da diğer film önerim.
Birkaç hafta önce izlemiştim ama yazmayı unuttum tesadüfen bir yerde görünce aklıma geldi.

Bu film diğerine göre çok daha eski 1987 yapımı. 
Filmin konusu çok farklı, çok hoş bir hikaye.

Film 3 tane de Oscar almış.

Loretta nişanlısını bekleyen duygusal ve utangaç bir kadındır. ( Konuda ayrıca evde kalmış da yazıyor fakat ben eklemek istemedim.) Nişanlısından evlenme teklifi almıştır fakat nişanlısının annesi hasta olduğu için onun yanına gitmek zorunda kalır. Nişanlısı, Loretta 'dan onun yabani ve görüşmediği kardeşi olan Rony i düğüne davet etmesini ve aramasını izler. Rony operaya düşkün bir fırın işçisidir.
Loretta, Rony ' nin çalıştığı fırına gider ve tanışırlar. Bu tanışma sonrasında işler iyice çığırından çıkacaktır. 

14 Ağustos 2012 Salı

Ben gündelik mutluluğun olmak istemem


“İşte ben, bu alışkanlıklarından biri olmak istemem. Senin düzenle olan bağlarından biri. Sabahki diş fırçan, ya da kolunun altına sürdüğün deodorant, ya da yumurtalı şampuan olmak istemem. Bunların günlük mutluluğunda, rahatlığında belki sadece ufak bir payları var. İşte ben bu gündelik mutluluğun daha büyük bir payı olmak istemem. Yani daha rahat olman, korkmaman için örneğin, destek olamam sana. Düzenle bütün bağlarını koparabildiğin zaman, ki bu cesaret ister, bu cesareti gösterebildikten sonra zaten karanlıktan korkmayan biri olursun. O zaman yine beni seversen, bu sevgi kabulümdür. Tamam mı?” 

(Yenişehir’de Bir Öğle Vakti- Sevgi Soysal)


Teşekkürler

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Kediler çok güzel sevsenize



İnsanlar çok garip ya da garip olan sadece benim.
İzmir'e dönüş tarihim kesinleşti. Beklediğimden erken bir tarih.Gitmeye can atarken şimdi tarih belli oldu ve o kadar da gitmek istemediğimi fark ettim. İsteksizim ve üşeniyorum.
Aslında bilemiyorum sanırım duygularım biraz karışık. Hiçbir şey yapmak istemiyorum.
Ben bilgisayar koltuğumda ve dizlerimi karnıma çekmişken zaman dursun ve böyle blog yazarken kala kalayım istiyorum.

Bir anda böyle bir ruh haline girmek ürkütücü oldu. Şimdi düşünüyorum da baştan aşağı boşluklarla geçen bir hayatım var. Özellikle de yaz tatilim ama bunun en büyük nedeni sıcaklar. Bünyem sıcaklara karşı inanılmaz zayıf aslında soğuğa karşı da ama sıcakta bir felaket. Küt diye düşüp bayılıyorum. Sanırım tansiyonumu oynatıyor sıcaklar. Bu yüzden de evden çıkmaya özellikle de sıcaklar da pek cesaret edemiyorum.

Sanırım hayallerimi başkalarının yaşıyor olması ve onları görmem,okumam,duymam ya da başka bir yol şu ruh halimin en büyük sebebi.
Tembelim,huysuzum,huzursuzum.

Hiç kedi kokladınız mı ? Ben kedimi kokladım çok garipti. Burnumu ensesine iyice yaslayıp buram buram kokladım. Kendi istemeden sevilmekten ve kucağa alınmaktan nefret eder.Sürekli söylenir ama yine de o benim bebeğim.


Kendime not : hayatını düzgün yaşa , uyuşuk olma !

Bu ara şarkısız sonlar yapıyorum çok nanemollayım ondan galiba.

12 Ağustos 2012 Pazar

Ben mesela


Bu  yazımda bahsetmiştim okuduğum kitaptan. O zaman daha yeni yeni başlamıştım. Kitabın çok sürükleyici olduğunu düşünüyorum.Bir süre ara vermek zorunda kaldıysam da sonra arayı kapattım :) Bende bir takıntı vardır. Kitabın bölümünü bitirmeden yarıda bırakamam. Bu kitapta gözümden uyku akmasına rağmen yine de takıntımı hiçe sayıp dayanabildiğim kadarıyla bölüm yarılarına kadar gittim. Kitapta sık sık erotik unsurlara rastlanıyor. Bazılarına göre kitap ahlaksız ve hiçbir şey katmazken ben kitabı gayette beğendim. Hatta kitapta bir doğum anı o kadar detaylı ve güzel betimlenerek anlatılmıştı ki bir anda kendimi o acıları hissederken ve kendimi karakterin yerinde buldum. Sanırım kitapta beni en çok etkisinde bırakan bölüm oydu. Bazen neler olabileceğini tahmin ediyorsunuz bazense şok oluyorsunuz. Kitap 2009 basımı okumak isterseniz bulmakta çok zorlanmayacağınızı düşünüyorum.

Annemin bir anda ev kirli,halılar kokuyor telaşı tutunda akşam 10 da halı sildik temizlik delisi kadınlar gibi :)

Garip bir şekilde hislerim kuvvetlendi. Gerçekten bir şeyin olup olamayacağını hissetmeye başladım. Tabi ki bu genelde kendimle ilgili şeyler. Garip. Belki de bile bile lades olmuyorumdur hiçbir fikrim yok açıkçası.
Bazen çok şanssız bir insan olduğumu düşünüyorum arada bir yaşa sevincim yok olmasın diye hayatıma şans serpildiği de oluyor tabi.

Kozyatağı carrefour daki mağazalarda indirim var. Ama ben pek bir şey bulamadım. Koton'dan bir tişört ve küpe aldım Mango dan da 3 boyutlu bir tişört aldım. O tişörtü geçen yılda görmüştüm almadım şimdi yine bulunca kaçırmak istemedim. Eskiden afrodit de çok güzel şeyler olurdu ama mağazaya girmem ve bir tur atmamla çıkmam bir oldu. Salı pazarında bile çok daha güzel ve kaliteli ürünler vardır.

Sıcaklar ve soğuklar yine birbirine karıştı şimdi bir sıcaktan bir de soğuktan hasta olurum. Kışın bile bu kadar hasta olmamıştım. Polen mevsimi değil diye biliyorum ama sanırım yanılıyorum alerjim nüksetti.Bu havalarda burnum çeşme gibi ve sürekli hapşırıyorum.

Bu hafta da böyle geçti. Kullanmadığım eşyaları bavula yerleştirdim. Gereksiz fazla eşya getirmişim yine bir kez daha anladım.


Bu hafta da böyle geçti işte.

İyi ve mutlu bir yeni hafta dilerim.

10 Ağustos 2012 Cuma

çikolata + pinterest sonrasını hatırlamıyorum



Şaka maka pinterest neredeyse her gün birkaç kez girdiğim bir site haline geldi. Ve hesaplarımın olduğu siteler arasında sanırım en sevdiğim olabilir.
Zaman geçirmek için, kafa dağıtmak için, rahatlamak için, yeni şeyler öğrenebilmek ve yaratıcılığınızı geliştirmek için tam bir nimet niteliğinde.

Bugün tüm günümü resimler,illüstrasyonlar ve fotoğraflara bakmakla geçirdim. Ayrıcı bu site size bilgisayarınızda hiç yer kaplamadan kendinize dev bir arşiv oluşturma olanağı da sunuyor.
Modayla ilgili de birçok şey bulabilirsiniz.
Bazen burada gördüklerim sayesinde ne giyeceğim derdinden kurtuluyorum. Ayrıca günlük yaşamda da yeni fikirler veriyor insana.

Aşağıdaki haberi de okuduktan sonra 1 paket çikolata sonrada pinterest te birkaç saat kafa dağıtmak öyle huzurlu hissettiriyor ki.
Bu da benim pinterest teki hesabım  http://pinterest.com/benmesela/ 
umarım sizde seversiniz.

Belki okumuşsunuzdur. Okumadıysanız da bu haberi okumalısınız.
Ben okuduktan sonra çok mutlu oldum. Böyle insanların yaşadığını bilmek,onlarla aynı oksijeni solumak umut verici.
okumak için tıktık

9 Ağustos 2012 Perşembe

Vah başıma gelenler

  Aslında hayallerim bambaşkaydı fakat bir anda ayakkabıyı nasıl mahvettiğimin öyküsünü anlatacağım size.

Her şey çok güzel başladı, çok hevesliydim. Ta ki ayakkabının üstüne yanlışlıkla oje dökene kadar.
Aslında sadece tekstil kalemiyle desen yapacaktım.
Fakat durum oje dökme olunca her şey berbat oldu bende böyle deli kızın çeyizi gibi bir ayakkabı yaptım.
Şimdilik biraz idare edeyim, ardından bir kaç kat boya ile düz bir renge boyarım düşüncesindeyim.
Hep pinterest ten görüp gaza geldim hep.
Siz siz olun böyle bir şey yapmayın yapacaksanız da önce bir önlem alın :(











Aslında hayallerim bambaşkaydı fakat bir anda ayakkabıyı nasıl mahvettiğimin öyküsünü anlatacağım size.

8 Ağustos 2012 Çarşamba

3 Ağustos 2012 Cuma

Üretkenliğimin son safhaları

Üretkenliğimin tavan yaptığı bir yaz yaşıyorum
Evde giymediğim eski bir kot pantolon buldum.
Çekmecede yer kaplayacağına değerlendireyim de yer kaplasın mantığıyla kotu şort yapmaya karar verdim.
Kotları şort yapma tecrübeme dayanarak ters çevirip işlem yapmak daha az zarar vermekle beraber daha iyi sonuç veriyor.





Ters çevirdiğim kotun kısalığını ayarlayarak cetvel yardımıyla pilot kalem ile düz bir çizgi çektim.
 Ben düz kesemediğim için böyle çizgi çekerek kesmek daha kolayıma geliyor. Yoksa göz kararıyla şortu kese kese mahvediyorum.









Belirgin çizginin hizasından gerdirerek kotu kestim.
Gerdirmemin özel bir sebebi yok. Sadece keserken kumaşın iyi ve düzgün kesilmesine yardımcı oluyor.
Ben biraz uzun kestim denedikten sonra tekrar kısaltayım diye o zaman daha sağlıklı oluyor.

Diz üstü şortları sevmediğim için kısalttım. Basenlerimi Roberto Carlos gibi gösterdiğine inanıyorum. :)



                         

 İsterseniz kesme işleminden sonra çıkan minik ipleri çektirerek püskül yapabilirsiniz. İstemiyorsanız da ipleri yine çektirin ve kesin. Şortun uçlarının daha güzel gözükmesini sağlıyor.
Ve geldik son işleme.
Aslında aklımda batik yapmak vardı bu şortu ama batik için boya almam gerekiyordu ve kimbilir ne zaman gidecektim.
Sonra aklıma çamaşır suyu geldi.
Hepimizin evinde çamaşır suyu mevcut.
Bende çamaşır suyu kullanmaya karar verdim.
Yinede hafiften bir batik görünümü yarattı neyse ki :)
Çamaşır suyunu kapağa koyup fırtlatır gibi şorta atabilirsiniz.
Bir de arkasını yaparken keşfettiğim şey.
Kapağın kapağını tam açmayıp bollaştırın.
Kapak kapalı olduğu halde çamaşır suyu akacak hale geldiğinde istediğiniz şekli yaparak dökebilirsiniz.
Son teknik hem daha az çamaşır suyu harcatıyor hem de ellerinize bulaşmıyor.




Dediğim gibi bu ara nedense fazla bir üretkenlik hamaratlık var üstümde bende bu duruma şaşırmış haldeyim ama iyi oluyor hem rahatlıyorum hem de bir şeylerle uğraşıp boş oturmuyorum.


Bu şarkıyı da hayret verici bir şekilde çok sevdim Tabi klibini de. 

:)

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Eski sarı saman kağıdı


Sahafdan aldığım 1 tl lik kitaplardan birini okudum. Şimdi ikincisindeyim. 




İlk kitap Prensesin Aşkı Bir Tahtı Sarsan Skandal idi. İçinden 95 yılında alındığına dair dekont gibi bir kağıt çıktı.Çok özel ve güzel bir kitap. Diana hakkında hiç bilmediğim hatta aklıma bile gelmeyecek o kadar çok şey öğrendim ki.

Fazlasıyla hassas, stresin vücuduna hastalık olarak döndüğü ünlü ama çok mutsuz reddedilen ve aşkı arayan bir kadının öyküsü. Çok kırılgan ama özel. Tutkulu bir aşk.

Kitabı okurken karakterleri öğrendikçe internetten araştırdım. Fotoğraflara baktım.

Bu tür kitaplar okumayı seviyorum. İnsanların hayatlarına girip onların ne yaşadıklarını hissetmeyi.

Kitap 1995 basımı .Belki sahaflardan ya da internetten 2. ellerini bulabilmeniz mümkün olur.





Bu da şimdi okumaya başladığım bir kitap. Sürükleyici değişik bir kitaba benziyor.

Daha ilk bölümü okudum birkaç bölümden sonra hakkında bir şeyler yazabileceğimi umuyorum.


Kışın okul yüzünden o kadar boşluyorum ki kitap okumayı yazları kitap okuyarak geçirmek bir başka mutlu ediyor. Her akşam üstü gece yatmadan kesinlikle biraz kitap okuyorum.
Fark ettim ki kitap okumak rahatlamam da ve sakinleşmem de çok etkili oluyor.
Bazen okurken hayallere dalıyorum,karakterler yerine koyuyorum kendimi. Arada fark ediyorum ki sanki gözümün önünde bir ekranda görüntüler kayıp gidiyor.
Arada kitaptan dalıp başka yerlerden çıktığım oluyor.
Okunmuş kitabın yaşanmışlığı,anısı vardır. Bu yüzden de sahaflar biraz da anı dükkanıdır,candır.

Fizy de sorun varmış sanırım herkes de açılmıyormuş bu yüzden şarkıları youtube dan paylaşıyorum.
http://youtu.be/YnzgdBAKyJo


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...