7 Aralık 2013 Cumartesi

Kedi Evleri Mevsimi



Kış geldi yılın bu mevsimi benim için kedi evi yapma zamanı. Bizim sokaktakiler için yaptık yerleştirdik. Yinede ne kadar fazla kedi evi o kadar rahat bir kış. Hep kedi diyorum ama bu evleri çok daha büyük boyutlardaki kolilerle köpekler içinde yapmak mümkün. Bizim burada pek köpek yok. Kedi sokağı bizim sokak. İzmir içinde yapmak isteyene yardım edebilirim. Yok yapamam diyen için yapabilirim. Ona da yok diyenler için barınaklara yardımcı olabilirsiniz. O da zor geliyorsa 1 paket mama 5 tl pet shoplarda alıp sokak hayvanlarına verebilirsiniz.
Bana ne diyenler içinse en azından yapılanlara zarar vermeyin. Yararınız olmayacaksa zararınız da olmasın.

16 Kasım 2013 Cumartesi

beklenen mektup geldi




Yeeyyy ! İkinci mektubumda 10. gününde bana ulaştı nihayet. Bu sefer ki mektup arkalı önlü tek sayfa iyi ki de tek sayfaymış. Yoksa İzmir sular altında kalabilirdi. 6 yıllık ilişkimiz boyunca aldığım en güzel hediye seçtim onu. Öyle güzel öyle mutlu edici ki. Baş ucumdaki zarf çantamdan çıkarıp çıkarıp okuyorum. Kelimelerle tarif edemeyeceğim şeyler hissediyorum. Bu hafta mektup geldi haftaya da ben ona gidiyorum.

Seni bugün de çok seviyorum..

11 Kasım 2013 Pazartesi

Hayatta en sevdiğim şey senin peşinden gelmek

Bazen bir başkası benimle aynı şeyleri hissedip satırlara döküyor. Yaptıklarıma dışarıdan bakınca ne kadar doğru olduğunu görüyorum. Bizim gibi ya hep ya hiç.


Seninle yürüyorduk... Uzak bir yerdeydik. Saatler tepetaklaktı.
Uyuyacağımıza uyanıktık. Uyanacağımıza uyuyorduk. Fark etmiyordu.
Bir yere yetişmiyorduk. Güneşi takip etmesek oluyordu.
Hep takip ediyorduk da ne oluyordu değil mi?
İnsan bazen rutinlerini kırmalı, hep yaptığı şeyleri yapmamalı demiyor mu bütün ‘insan yardımcısı’ kitaplar?..
Seninle yürümek başkasıyla yürümeye benzemiyordu.
Seni durup durup öpebiliyordum. Ya da seninle yürürken durabiliyorduk bir anda.
Sarılıyorduk. Garip olmuyordu.
Gelen geçenler aşk nedir biliyordu. Ancak çok katılaşmış ruhlar unutmuş olur aşkı.

Seni o tuhaf otelin lobisine kahvaltı etmeye götürüyordum.
Bir şeyi tutturduğumda nasıl olduğumu bilirsin. Saatin çok erken olması, o rock star dolu otelde herkesin uyuyor olması ihtimali önemli değildi.
Hem sen oranın bahçesini seviyordun. Ama gittiğimizde bahçesi kapalı olacaktı.
Biz seninle bunları düşünmeden güneşli bir kaldırımda yürüyorduk.
Nereye gittiğimizin hiç önemi olmayan yürüyüşlerden. Ama tabii ben bir kadındım.
Kadınlar hep gidecekleri yerleri düşünürler.
Mağazaların vitrinlerine yansıyorduk seninle yürürken.
Sabahın bu köründe kapalı olan mağazaların.
Bir mağazam olsa satılan şeyleri insanlara giydirir, önünden yürütür, cama da videosunu koyardım.
Bu fikri sana söylesem mi diye düşündüm. Söylemedim değil mi? Nasıl sence?
Senin sevdiğin ve girer girmez karşına çıkan tezgahında iki saat geçirdiğin o güzel isimli kitapçının önünden geçiyorduk. O solda kaldı, başımı sağa çevirdim.
Tupturuncu bir kazak giymiş siyah bir adam, neşeyle kahve içerek laptop’una bir şeyler yazıyordu.
Neşeyle kısmı kazağından kaynaklanıyordu.
“Sabahın köründe bu rengi seçen biri mutsuz olamaz” dedim sana.
Sen “Fotoğrafını çek bence” dedin.
Aslında adamın yanına gidip “Bu saatte bu rengi seçtiğiniz için sizi tebrik etmek istedim” demek geliyordu içimden ama içimizden gelenlerin ne kadarını yapabiliyoruz değil mi?
Ben adamın sırtının fotoğrafını çektim, sen karşıya ‘Kitap Çorbası’ isimli kitapçıya girdin. Ben de peşinden.
Hayatta en sevdiğim şey peşinden gelmek.Sonra aldığımız kitaplarla otele geldik.
İkimiz de yanımızda kitap olunca kendimizi tamamlanmış hissediyoruz.
İnsan olmamızın boşluğunu dolduracak o cümleyi, hiçliği bize unutturacak o lafı arıyoruz deliler gibi.
Kitaplar olmasa, hiçbir sorusu cevaplanmamış boş sınav kağıtları gibi sıfır alıp, arafta kalmaktan korkuyoruz.
Otelde bir adam, elektrik süpürgesiyle lobiyi temizliyor. Kimse yok. Bütün rock starlar uykuda.
Gece olanları süpürmek ister gibi, loş lobiyi iyice süpürüyor adam.
Ses, “Gidin buradan temizleniyorum” diyen bir odanın sesi!
Ama biz buraya yürüyenler, bahçe kapalı olmasına rağmen kahvaltısını orada edecek olanlarız. Oturuyoruz. Kahvaltı var mı? Var.
O lobi evimin salonuymuş gibi rahat geziniyorum.
Demek başkaları olmayınca insan kendine sınır çizmiyor. Madem burada şu an bir tek biz varız, o halde burası bizim.
Seni ısrarla bu boş lobiye getirmemi anlamsız buluyorsun belki ama biliyorsun beni, ben bu sabah buraya gelmek istedim seninle ve gelmem lazımdı.
Gelmen lazımdı.
Ne önemi var boş lobilerin, sana güzel bir şarkı çalacağım bak bayılacaksın.
Dur resepsiyona gidip wifi şifresini öğreneyim...
Koşarak lobiden geçip sana geliyorum.
Yine çok önemli olmayan bir şey çok önemliymiş gibi bir heyecana kapıldığım için koştum pardon.
Sana hemen söylemem gereken bir şey var.
Buranın wifi şifresi ne biliyor musun?
All or nothing. (Ya hep ya hiç.) Bize benziyor.


                                                                                                     Nil Karaibrahimgil 

8 Kasım 2013 Cuma

Dikkat mıç mıç bir yazı

Off şu an duygu seli, sevgi pıtırcığı gibi garip duyguları yaşıyorum kendi kendime. İğrenç ama kendi çapımda sevimliyim .
Sabahın köründe kalkıp Hasan'ın bana yolladığı ilk asker mektubunu okudum tekrar sonra fotoğrafını çekip instagrama koydum yeni mektup istiyorum diye. Aynı saatlerde benim yaptığımdan habersiz Hasan'ın bana mektup atması :'). Telepatik olarak anlaştığımıza dair arada böyle şeyler oluyordu ama şuan bunun olması evde kendi çapımda bir duygu seli, bayram havası yarattı.

Bu yazı fazlasıyla mıçmıç, aşk yüklü ve iğrenç gelebilir belki başka zaman olsa bana da gelirdi ve asla yazmayabilirdim ama şu dönemde psikoloji ve sevgisel durumlar tamamen farklı oluyor.

Son 82 gün daha böyleyim ardından düzelirim :)

Haklarınızı Bilin !


7 Kasım 2013 Perşembe

Beynimi resetlemem lazım

Kısa süre içinde şehirler arası git gel yapınca karman çorman oluyorum. Bugün yine yolda yürürken durup bir an neredeyim diye düşündüm. Aynı anda iki şehirde yaşamak aslında o kadar da güzel olmuyormuş bir süre sonra. Her anlamda ikiye bölünmüş durumdayım. Ve fazlasıyla yoruldum. İzmir'i çok sevsem de bir an önce mezun olup gerçek şehrime dönmek istiyorum. Ailem, kedim, arkadaşlarımla aynı şehir sınırları içinde olmaya ihtiyacım var. Bazen yalnız hissediyorum bazende insanlar fazla geliyor çekemiyorum. Şu duygu yorgunluğundan kurtulduğumda her şey daha güzel olacak.

Son 88 gün. Haftaya şehirleri saymaya başlayacağız.

ve ben tabi ki gribim.

3 Kasım 2013 Pazar

dünyanın tüm oksijenine ihtiyacım var

Neredeyse 1 aylık uzun bir sessizlikten sonra yine yeniden buradayım.
Her şeyin üst üste geldiği karmaşık,yıpratıcı, mutsuz ekim bitti. Kasım ayı güzel geçecek yeter ki 2013 bir bitsin. Bitkin bir ruh ve bedenle İzmir'deyim. Her şey düzene girmeye güzel şeyler olmaya başladı da yüzümüz güldü neyse ki.
İlk kez okula gitmek için bu kadar istekliyim. Özlediğim, ihtiyacım olan insanlar ver.
Bir askere yürek dayanmazken şimdi Orhun da askere gidiyor. Bir bünyeye 2 asker fazla geliyor. Manevi desteğim gidiyor. Yarın Orhun'un arkasından çeşmeleri açacağım Balçova'yı sel alacak.
Bundan sonrasına psikolojime iyi gelecek vitaminlerle devam edeceğim.

13 Ekim 2013 Pazar

İstanbul Günlükleri

öyle böyle derken İstanbul'a gelmiş bulunmaktayım . İzmir'de servisler ve otogar ne kadar doluysa yollar ve İstanbul o kadar boş ve bu çok güzel bir durum.Bilmem kaç bin insanın İstanbul'dan tatil için uzaklaşması elbette biz kalanların yüzünü güldürecek diye ümitliyim.

Kendime bir iki parça eşya koyup geldiğim İzmir'den Dino'ya yatak,tırmalama alet ve 4,5 kg mamayla geldim. Aldığım koskoca yatağa Dino inatla girmeyi reddediyor. Annem ültimatom verdi gireceksin diye ama hayırlısı.

Dün gece Dino şaşırtıcı bir biçimde sabaha kadar benimle uyudu. Normalde bunlar her kedi sahibinin rutin yaşadığı şeyler tabi ama ben her zaman bahsediyorum Dino bir değişik olduğu için bu eylemiyle bana bayram erken geldi :) Bebekken olduğu gibi ilk karnıma sokulup battaniye altında yattık.Sonra resmen burun buruna sarılıp yattı.(Yazarken bile o sahneyi hatırlayıp mutluyum) Yeni aldığım yatağa girmemesi şimdilik bana yaradı ama ilerleyen günlerde annemle ciddi kavgalar edecekler gibi.

Yol iznini çıkardığımda son 113 günümüz kaldı. Bazen zaman çok çabuk geçiyor fakat o takvimde günler bitmiyor gibi hissediyorum. İki taraf için zorlu bir süreç. İnsanın çok yakınlarından biri askere gidince hem askerlikten hemde askeriyeden ölesiye nefret ediliyormuş.

Bazen ona yeterince destek olup olamadığımı sorguluyorum. Bende bu dönemi  şaşırtıcı bir şekilde hala ruh ve beden sağlığımı yitirmeden atlatıyorum.

Duyduğum her şarkının en duygusal ya da duygusal olmayan (fark etmiyor) parçalarını seçip göz dolduran bir anıyla birleştiriyor ve kitleniyorum.
Şu günlerimi evde geçirdiğim için muhtemelen son günlerimi  koşturmacayla geçireceğim yine de şuan evden çıkmama halimden vazgeçemiyorum.

3 Ekim 2013 Perşembe

neyse ki rüyalar var




Uzun zaman önce çok güzel bir defter hediye etmişti Eylül bana. Yıllardır sakladığım kullanmaya kıyamadığım defterimi çok özel bir amaç için dün kullanmaya başladım. Defterime "Sevgiliye Mektuplar" adını verdim. İçimden geldikçe mektup gibi yazıp tarihleyeceğim.  Bana güzel duygularla armağan edilen defteri bende güzel duygularımla doldurup güzel ve özel bir insana hediye edeceğim.
Sanırım hayatımda ilk kez bu kadar sık rüya görüyorum. Bu kadar sık ve içinde onun olduğu üstelik de gerçekmiş gibi hissettiren rüyalar görmek öyle tatlı ki. Bir de üstüne mektuplar yazılar.
Tahminimden çok daha güçlü ve sağlıklı atlattığım ve atlatmaya devam edeceğim bu dönem eminim ki  duygularımın oturması, gelişmesi ve güçlenmesi açısından süper sonik olacak.

Neyse ki steremood var. Ne hissettiğimi yazıp çıkan playlist i keyifle dinliyorum.

29 Eylül 2013 Pazar

izmir solmuş gibi

ve yine yeniden İzmir. Bu sefer İzmir'e girişim biraz daha hüzün doluydu. Otogara ilk girdiğimizde İZmir'e ilk geldiğim gün aklıma geldi.Beni otogardan almıştı sevgili olduğumuz ilk zamanlardı ve kalbim patlayacak gibi atıyordu.Üstünden 7 yıl geçti.
Sanki bu seferde kapıyı o açacak gibi bekledim son dakikaya kadar. Hep bir yerlerden o çıkacak gelecek gibi geliyor. Annem bile Hasan olmadan bir başka biraz eksik buralar diyor.
İzmir'e geldiğimde neyse ki bir mektubum vardı. Elazığ'dan pazartesi postaladığı mektup dün anca İzmir'e gelebilmiş. İçinde yazanların çoğunu konuşmuş olsak bile el yazısını görmenin bu kadar iyi geleceğini tahmin edemezdim. Gün saydığım defterime bir çentik daha atıp kalan 129 günün geçmesini bekleyeceğim.

24 Eylül 2013 Salı

Sonbahar bizi terk etti

Havanın bir anda kışa dönmesiyle birlikte grip de oldum neyse ki. İlaçlar burun damlaları derken bugün biraz daha iyi olsam da öksürüğüm sağ olsun ağzımdan organlarım fırlayacakmışcasına şiddetini sürdürüyor.

Bununla beraber güzel şeylerde oluyor. Hayatımda ilk kez mektup alacağım için çok heyecanlıyım. Muhtemelen şuan yollarda olabileceğini düşündüğüm asker mektubumla İzmir de buluşacağız. Apartmana girer girmez ilk posta kutusuna bakacağım heyecanla. Düzenli telefonla konuşsak da mektubun ayrı bir güzelliği olduğuna inanıyorum.

Geçenlerde Dino onu İstanbul'a getirdiğimden beri ilk kez kucağıma geldi. Okuyunca e ne var bunda gibi gelse de Dino duygularını belli etmeyen bir kedi. Kucağı geldiği nadir anlar vardır ve bu kucağına geldiği insana bayram havası verir.
Sadece sabaha karşı gün ağırmadan gelip her yerini sevdirir. Gün içindeyse nadir sevdirir. Genelde bizim yanımıza gelmez biz onun yanına gideriz. Öyle de evlere şenlik bir karakter.
Geçen gün kucağıma geldiğinde neredeyse sevinçten çığlıklar atacaktım. O şokla beraber hiç kıpırdamadan o anın tadını çıkardım. Sanırım hayatım boyunca Dino yla ilgili unutamayacağım bir anım daha oldu.

Grip sayesinde kat kat giyinip sıcacık yatakta bol bol film izliyorum.

Ara mevsimlerin bizi terk ettiği bu günlerde grip olmamanız dileğiyle.

20 Eylül 2013 Cuma

Tadından obez edebilecek bir yazar : Alper Canıgüz




1969´da İstanbul´da doğdum. Çocukluğum Acıbadem´in çeşitli mahallelerinde, uydurduğum hikayeleri arkadaşlarıma anlatarak geçti. Kalan zamanlarımda da mahalle savaşlarına katılıyordum. Zannediyorum yalancı ve kötü huylu oluşum bundan ileri gelmektedir. 1980´de Dârüşşafaka´ya girdim. Orada, fazla konuşmak zayıf biri olduğunuzu düşündürebileceğinden hikayelerimi anlatmayı bırakıp yazmaya başladım. Bir ara Franz Kafka isimli şahsiyetin benim kadar iyi uydurabildiğini fark edip küçük bir hayal kırıklığı yaşadım. Ama çabuk toparlandım. Ne de olsa ben daha gençtim ve o ölmüştü. Boğaziçi Üniversitesi´ndeki Psikoloji eğitimim bana Japon bıldırcınlarından pek de akıllı sayılamayacağımızı öğretti. Otuz yaşına geldiğimde, başladığım bir romanı nasıl olduysa bitirebildim: "Tatlı Rüyalar, psiko-absürd romantik komedi. " Bugünlerde 11 aylık kızım Ada´yla birlikte yeni romanım üzerinde çalışıyoruz. Jules Verne, Michel Zevaco, Dostoyevski, Calvino, Nabokov ve Fowles hayatımın farklı dönemlerinde beni etkilemiş, büyük uydurukçulardır.


Alper Canıgüz'ü ilk yaz sonu Cansu'nun otele öğle ziyaretlerine geldiğinde "Oğullar ve Rencide Ruhlar" kitabını okurken nasıl güldüğünü anlatmasıyla fark ettim. Sonraki karamaşada alıp okuyamadığım kitaplara Hasanın izne gelip kitapları getirmesiyle nihayet başladım. İlk okuduğum Alper Canıgüz kitabı "Oğullar ve Rencide Ruhlar". İstanbul'a dönüş yolunda başladığım kitabı o gün neredeyse sonuna geldiğimi fark ettiğimde elimden bırakabildim. Hem okumak isteyip hemde bitmesini istemediğim o güzel kitaplardan biri.

İlk Alper Kamu kitabını anlatmak yerine onun ağzından yazılmış arka kapak metnini sizle paylaşıp ikinci kitap "Cehennem Çiçeği"nden bahsedeceğim.

“Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar.
Ben Alper Kamu, birkaç ay önce beş yaşına bastım. Doğum günüm yaklaşırken vaktimin büyük kısmını pencerenin önünde, dışarıdaki insanları izleyerek geçiriyordum. Hızlanarak, yavaşlayarak, türlü sesler çıkararak ve bir yerlere bakarak yaşayıp gidiyorlardı. Bir gün onlardan biri haline geleceğimi düşünmek beni hasta ediyordu. Ne yazık ki bundan kaçış yoktu. Zaman acımasızdı ve ben hızla yaşlanıyordum.Hayatımdaki tek iyi şey artık anaokuluna gitmek zorunda olmayışımdı. Zarardan kâr. Uzun süre annem ile babama anaokulunun bana göre bir yer olmadığını anlatmaya çalışmıştım aslında. Bütün rasyonel dayanaklanyla. Hiçbir işe yaramamıştı maalesef. İlla ki uykumda kan ter içinde tepinmek, servis minibüsü kapıya geldiğinde küçük çaplı bir sinir krizi geçirmek gibi yöntemlere başvurmam gerekecekti derdimi anlamaları için. Kepazelik. İnsanı kendinden utandırıyorlardı.”



Oğullar ve Rencide Ruhları okuduktan sonra Cehennem Çiçeğini okumak için daha fazla zaman kaybetmeyin derim. Kitap hakkında çok fazla yazmak istemiyorum çünkü kitabın her satırıyla ilk siz karşılaşmalısınız. Bu da ikinci kitaptan güzel bir parça ;


“Devinimin olduğu yerde ışık, ışığın olduğu yerde kaçınılmaz biçimde gölge vardır. Hayat ışıkla mümkünse de, hayatın anlamı gölgelerde saklı durur. Zamanın ölü doğmuş çocuklarını görürsünüz karaltıların içinde. Sözcükler, suskunluklar, şarkılar, ağıtlar, yeminler, ihanetler, kahkahalar, gözyaşları, sevinçler, hayal kırıklıkları ve yüzler… En çok da yüzler. Neden söz ettiğimi biliyorsunuz. Bütün aşklar küllenir, bütün babalar ölür, bütün hikayeler biter. Birinin yıkıntıların nöbetini tutması gerekir; işte o yüzden, biri hariç bütün çocuklar büyür.
   Gölgesini kaybeden insan, gölgenin kendisine dönüşür.”



17 Eylül 2013 Salı

seni düşünmek ümitli şey






Bu aralar kendimi düşünemeyecek kadar onu düşünmekle meşgulüm. İnsan kendisini daha az düşününce daha az hasta edici geçiyor günler. Belki şuan onu bu kadar düşünmüyor olsaydım stres yüzünden mide bulantılarım olacaktı. Onu düşünmekle bu kadar meşgul olmam aslında benim için çok daha iyi. Onun durumuna endişelenmekten saçma sapan şeylere endişelenmiyorum mesela.
Afallamış bir halde ruh gibi geziniyorum. Elime yapışan telefonum umarım bana ciddi boyutlarda radyasyon vermiyordur.
Yapmam gereken onca şeye rağmen üstümde fazlasıyla bir rahatlık var. Sanırım önceliklerim değişti.
Gideni de arkada kalanı da yıpratan bu saçma vatani görev zorunluluğu beni günden güne eriterek iki boyuta düşürmeye kararlı. Uzun zaman sonra görüştüğüm insanlar bana asker yolu beklemek nasıl, sen nasılsın dediğinde kısa ve öz eriyorum diye cevap verip konuyu kestirip atıyorum.
Okulun başlamasını hiç bu kadar fazla istememiştim. Kendime meşgale lazım. Beni iyi hissettirmek için çaba gösteren o özel insanlarla bir aradayken her şey daha kolay olacak. Bu kış kolay geçecek.

29 Ağustos 2013 Perşembe

kalp atışlarım yüzümde beliriyor

Daha uzun zaman görmediğim günlerimizde olmuştu 16 gün sonunda sadece fotoğrafını görmek bile kalbimin heyecanla çarpmasına neden oluyor. Yüzü asık olunca aklıma herkesin söylediği şey geliyor. Geldiğinde dedikleri gibi daha mı sakin olacak merak içindeyim. Gözüme her zamankinden daha yakışıklı geldi. Onu özledim. Rüyamda sürekli onu görüyorum. Gelmesine neredeyse 1 hafta kaldı ve heyecanım artmış durumda.

Terapi niyetine yaptığım çılgın temizliğin acısı sonunda çıktı. Kollarım neredeyse tutmuyor. Artık durmamın vaktinin geldi. Bundan sonra çarşamba sabahı çıkacağım yolculuk için hazırlanmaya başlayacağım.

Bugün için çok sıcak olacak deniyordu ama şuan cam kapalı oturuyorum çılgın bir rüzgar ve kara bulutlar var. Dışarda işlerim bitene kadar havanın böyle serin olması dileğiyle.

27 Ağustos 2013 Salı

temizlik diye yanıp tutuşuyorum

Dün ilk kez dışarı çıktım ve Kadıköy'e gittim. Kadıköy'ün yeri bende hep bir başkadır en çok orayı severim İstanbul'da. Avucumun içi gibi bilirim her yerini tabi ki uzun süreli İzmir'de yaşama zorunluluğundan dolayı geldiğimde dükkanlar değişiyor yeni insanlar gelip gidiyor ama sokaklar hep aynı. En çok bahariye, moda taraflarının sakinliğini seviyorum. Sürekli gittiğim dükkanlar vardır. Yaz kış es geçmeden giderim bir şeyler alırım. Bunlardan biri de  liman kart postal. Belli başlı insanlar var bir tek onlara oradan hediyeler alıp hazırlıyorum.

Pazartesi olmasına rağmen yine de kalabalıktı bir de üstüne bir haftayı geçkin süredir evden çıkmadığım için insanların çokluğu fazla geldi. Ama İstanbul'un koşturmaca temposu içime işlemiş hala hızlıca yürüyüp insanları sollayabiliyiorum.

Aslında çok garip hissediyorum kötü değilim ama çok iyi de değilim. Bugün ananemin evinde pılı pırtı atmaya başladım.Bu temizlik olayı gerçekten insana terapi oluyormuş şimdi anladım. Kışın İzmir'de de son senenin verdiği gazla bir sürü şey evden çıkacak gibi gözüküyor. Sanırım benim bu ruhsal karmaşamın nedeni bu yaz o kadar sık şehir değiştirdim ki kendimi kaybetmiş olabilirim. Zaman mekan karmaşaları yaşıyorum. Bazen kendimi hiçbir yere ait hissetmiyorum. O kadar çok evim var ki hangisi gerçekten benim evim anlayamıyorum. Sanırım son senenin de verdiği garip ruh hali de bir etken oluşturuyor.
Elbette hepsi geçecek ama kendi kendime boş ver dalgana bak diyemiyorum. Sanırım bu karakter meselesi birazda.

Neyse ki hala hayal kurabiliyorum

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Yelena Bryksenkova








Pinterest sayesinde keşfettiğim illüstrasyon sanatçısı.
bu blogu tıktık
bu da internet sitesi tıktık

22 Ağustos 2013 Perşembe

bu aralar limondan da ekşiyim

Geldiğimden beri İstanbul'da hava şahane. Evden sadece bir kez çıktığım için mi yoksa yüksek katta oturduğumuz için mi bilmem ama burada hava ara ara kapalı ve hep rüzgarlı.
İzmir'den bir an önce ayrılmak için alelacele hazırladığım bavuluma fotoğraf makinemi koymayı unuttuğum için fotoğraf çekemiyorum. Onun yerine evdeki filmli makineyi kullanıyorum. Henüz dino'dan başka hiç kimsenin fotoğrafını çekmedim.
Ev temizliğiyle kendimi avuttuğum günlerden bugün balkonu temizleyip toparladım ve eşyaların yerleriyle oynadım. Kendi odam, oturma odası, salon, küçük tuvalet ve balkon dışında sanırım geriye elden geçirebileceğim bir tek annemin odası kaldı. O da bitince durumun vahimliği devam ederse sırada ananemin evi var.
İnternetimizin kotası ve benim hard diskimi unutmam yüzünden şuan sadece tv de verilen filmler ve cnbce ile idare ediyorum. Kitabımı tüketmemek için her gün bir bölüm okuyorum. Kısa bir süre içinden evden çıkmam zorunlu hale gelecek.
O zamana kadar İstanbul'un yorgun kalabalığına ve sıcağına karışmayı reddediyorum.

20 Ağustos 2013 Salı



Cumartesi sabahı İstanbul'a geldim ve o gündür odamı temizliyorum topluyorum bir şeyleri atıp ayırıyorum. Bugün anneme odamın duvarlarını mı silsem dememle fark ettim ki olay sanırım kendimi oyalamadan ibaret.
Bir de üstüne okulun son yılı olmasıyla eve geri getireceğim bir sürü kıyafeti odaya sığdırma telaşı sardı.
Giymediğim her şeyi ayırdım, biblolar ve ıvır zıvırları attım. Kitaplarımı sahaflara götürmek üzere ayırdım. Hala odam kalabalık geliyor ve eminim ki ben yarın odamda kendime yeni bir iş çıkarıcam.
Neyse ki günler bir şekilde geçiyor. Gündüzüm odamla uğraşırken akşam ise yemek,bilgisayar,kitap okumak ve çayla geçiyor. 1 hafta geçti bile. Kendimi daha iyi hissetmekle birlikte odamda köklü değişiklikler yapmaya devam ediyorum.

Annemin benim için dolapta biriktirdiği çikolatalar olmasa hayat çok daha zor olurdu.

17 Ağustos 2013 Cumartesi

yüz yıllık sessizlik gibi bir şeydi




ağlamama güçsüz görünmeme çok kızar sanırım gözümden yaş bile gelmemesinin sebebi bu. aylarca uzak kaldığım bloguma dönmem için iyi bir zamanlama. yazarsam belki içimdeki düğüm daha kolay çözülür.
yüzlerce kilometre öteden başlayıp tekrar kilometrelere direniyoruz. ilk kez telefonumun sesi bu kadar uzun zamandır açık. bu kadar çabuk özlememeliyim ama bir yarımın eksik olduğu hissinden bir türlü kurtulamıyorum. sevgiliyi sevmek ayrı ama o kişiyi aynı anda insan olarak bu kadar kalpten sevmek hayatımda ilk kez hissettiğim bir şey. kalbimin sınırlarını aştım bazen boyundan da büyük seviyor insan. 

ilk cumartesinde paylaşacağını söylemiştin. şimdi senin adına ben paylaşıyorum. bugün burada da cumartesi sevgilim. 



25 Mart 2013 Pazartesi

Sevin sevilin





Hayatımda ilk kez daktilo ile yazılan bir mektup aldım. Hissettiğim şey ise sanki adıma bir roman yazılmışcasına büyük bir mutluluk.

En güzeli kayıtsızca sevilmek. İş yerinde zaman ayırıp böyle bir mektup yazılacak kadar sevilmek öyle tatlı bir his ki tarif edilemez.

Aşk güzel şey. Aşık olmak da aşık olunmak da.

22 Mart 2013 Cuma

Falan Filan

Bloga yazmayalı neredeyse iki ay oldu. İstanbul'dan geldim, okula başladım, ehliyet almaya karar verdim. Hatırladığım birçok iyi şeyin yanında hatırlayamadığım kötü şeylerde var.

Evde bir değişim halindeyiz. Eşyalar gidiyor, eşyasız kalıyoruz, yerleri değişiyor, yenileri geliyor ve tabi ki bu arada sinir harpleri yaşıyoruz.20 gündür koltuklarımızın gelmesini bekliyoruz. Mağdurluğun sınırlarını çoktan aştık. Kamburlaştım , vücudumda olan bir gıdım kıvrımda oturmaktan yok olup gitti. Sürekli bir sırt boyun ağrısı içerisindeyim. Aldığım sırt korsesi beş para etmez bir şey çıktı. Ucuz her zaman da iyi olmuyormuş.
Koltuklarımızın hikayesi ise tam bir fiyasko. Önce on gün sonunda kumaş olmadığı ortaya çıktı yeni kumaşlar seçtik bu sefer de hafta başından beri her gün koltuklarımızı sözde getiriyorlar. Her gün bir umut yaşıyorum ve akşamı yine hüsran. Bugün kesin olduğunu söyleseler de umudu kaybettim.

Bugünün 2. şanssızlığı ise ocak almak için önce 45 dakika bekledim sonra ise bir adet ocak olduğunu ve benden 10 saniye önce girenlerin onu aldığını öğrendim. Sonra gözlerimden çıkan kırmızı ışınlarla herkesi öldürdüm ama bunu onlara söylemedim.

İzmir'de birkaç hafta öncesinde yaz misali olan havalar bu ara bir garip. Dün tüm gece boyunca camları titreten şimşek, gök gürültüleri ve yağmurlar yağdı. Yani İzmir'in amazon yağmurları sezonu başladı.

2 haftadır güneşli pazar günleri yürüyüşe çıkıyoruz. Geçen hafta sağ gösterip sol vurduğu için az yürüdük ama önceki hafta dağlar bayırlar gezdik. Fark etmeden neredeyse 10 km yol yürümüşüz.
Geçenlerde okuduğuma göre haftanın beş günü her gün 30 dakika yürümek günlük spor ihtiyacımızı karşılıyormuş. Şimdilik bunu uygulama çabasındayım.

calm down  bu benim instagram tadındaki tumblr ım. genelde fotoğraf paylaşsamda bloga göre daha güncel tutuyorum.


Şimdilik benden bu kadar iyi hafta sonları dilerim :)

10 Ocak 2013 Perşembe

Bavullar, yollar, hayatlar





Her yolculuk öncesi gün duygu karmaşası yaşıyor. İki farklı şehir de bir hayata sahip olmak güzelliğinin yanında zor bir durum. Yolculuklarda hiçbir zaman tam olarak sevinip tam olarak üzülemiyor insan, hep bir duygu bulanıklığı. Alınacaklar listesi ardından listedekileri bavula koyma koşuşturması, kesin bir şey unuttum paniği 3-5 kontrolden sonra anca diniyor. Aynı ülke içinde inanılmaz farklı havalara sahip iki şehir ve benim hep mevsimini tutturamadığım kıyafetlerim. İzmir'de hava çok soğuk İstanbul da ise kar var. Balık etinden hallice görünecek kadar kat kat giyinmeyi planlıyorum.
Bol aile fotoğrafıyla döneceğim 5 haftalık İstanbul tatilim için kıpır kıpırım. Hem bu sefer annemin doğum gününde yanında olacağım için keyiften dört köşe oluyorum.

En özel bağları yolculuktan önceki gün ve dönüş günü coşan bir ilişkim var. Yolculuklar ve özlemle beslendiğimize inanıyorum bazen.
Bir insanı sevgili olmaktan öte insan olarak sevmek, onunla kaliteli vakit geçirmek, varlığından mutlu olmak diye bir şey olduğuna inanıyorum. Bazen tıklım tıklım onunla dolmak iyi bir şey.

8 Ocak 2013 Salı

Sıcak su torbası, polar battaniye, ev ayakkabısı

Bugün son sınavımla tatilimin başlangıcına sevinemeden soğuk hava kütlesi yüzüme yüzüme vurdu. Burada kar yağmadığı için soğuk nemle beraber etkisini arttırdıkça arttırdı. Havanın soğuk olduğunu bilip lahana gibi kat kat giyinmeme rağmen her rüzgar esişinde rüzgarı iliklerime kadar hissettim. 5 dakika telefonla konuştum elim soğuktan yanmaya başladı. Haberlere göre bu daha kışın başlangıç soğuğuymuş.

İstanbul'da durum daha da vahimmiş. Arkadaşlarım kar nedeniyle işten erken çıkarılmış.Otobüs,dolmuş bulamayıp yürüyenlerin haberini de aldım. Kazalar falan derken. Birde sokakta yaşayan onca insan ve hayvanı düşününce bir kez daha kıştan o kadar da hoşlanmadığımı anladım.

İzmir de kedi evlerini yerleştirdik,neyse ki sokağımızda kedilerle yakından ilgilenenlerde var yemeksiz , susuz kalmıyorlar. Birçok dişinin kısırlaştırması da yapıldı.

Cuma günü İstanbul yollarına düşeceğim. İstanbul'a gidince de hemen apartman çevresine kedi evleri yapacağım. Neyse ki sitede de kedilerle ilgilenen bir sürü kişi var.

Bu sıralar çok güzel bir kitap okuyorum. Eylülümüzün Hasana hediye ettiği ama Hasandan önce benim kaptığım kitap Nick Hornby- Juliet Çıplak. Yazarın dili özellikle de inandırıcılığına hayran kaldım. Uzun süredir bu kadar hevesli kitap okumamıştım herhalde.

Son izlediğim ve çok beğendiğim bir diğer filmde yine Eylülün önerisi High Fidelity . Film drama ve komedi türlerini içeriyor. Yine Nick Hornby nin romanından uyarlama. Yönetmeni bilenler için aynı zamanda Cheri ' nin yönetmeni. Film hakkında çok fazla bir şey söylemek istemiyorum çünkü direk izlemenizi istiyorum.

Kışın, siz dondurucu soğuğu hissetmeden geçmesini dilerim.

2 Ocak 2013 Çarşamba

Yeni Yıl Geldi Hoş Geldi



Yeni yıla evde tıka basa yiyerek girenler kervanındaydık bu yılda. 2013 nedense daha bir umutlu,iyi huylu hissettiriyor. Yeni yılın ilk gününde her zaman en az 1 saat durakta beklediğimiz otobüsün biz durağa gider gitmez gelmesiyle umut dolduk. Yeni yılın ilk finaline bugün girdim. Yılbaşının hemen ertesinde olduğu için keyif kaçırsa da inanılmaz iyi geçti, mutlu etti. 

Bugün İzmir'de olduğuma bir kez daha sevindim, insanıyla gurur duydum,mutlu oldum,umutlandım. 

2 yol ortasındaki ince kaldırımlı alanda karşıya geçmek isteyen ama bir yandan da korkudan ne yapacağını şaşıran büyük şaşkın sokak köpeği gördük bugün. Yol büyük ve arabaları hızla geçtiği bir yoldu. Biz çözüm bulmaya çalışırken. Bir adam karşıya koştu koca köpeği kucakladı, neredeyse ona da araba çarpıyordu bunların hiçbirini önemsemeden kucağındaki köpekle yol kenarına geldi.Onu yavaşça yere bıraktı ve yaptığı şey hiç önemli bir şey değilmişcesine durakta bekledi. 
İnsanlar ona teşekkür ettiğinde mütevazi bir şekilde kafa salladı. 
2013 e böyle bir olayla başlamak insanlar konusunda umutlanmama, İzmir'i insanını daha çok sevmeme sebep oldu. 

O adam bence dünyadaki her güzel şeyi hak ediyordu. Hayatım boyunca asla unutmayacağım olursa torun tombalağıma anlatacağım bir anı bıraktı hafızamda. 

İzmir öyle güzelsin ki pamuklara sarıp saklamak lazım seni.






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...