16 Kasım 2013 Cumartesi

beklenen mektup geldi




Yeeyyy ! İkinci mektubumda 10. gününde bana ulaştı nihayet. Bu sefer ki mektup arkalı önlü tek sayfa iyi ki de tek sayfaymış. Yoksa İzmir sular altında kalabilirdi. 6 yıllık ilişkimiz boyunca aldığım en güzel hediye seçtim onu. Öyle güzel öyle mutlu edici ki. Baş ucumdaki zarf çantamdan çıkarıp çıkarıp okuyorum. Kelimelerle tarif edemeyeceğim şeyler hissediyorum. Bu hafta mektup geldi haftaya da ben ona gidiyorum.

Seni bugün de çok seviyorum..

11 Kasım 2013 Pazartesi

Hayatta en sevdiğim şey senin peşinden gelmek

Bazen bir başkası benimle aynı şeyleri hissedip satırlara döküyor. Yaptıklarıma dışarıdan bakınca ne kadar doğru olduğunu görüyorum. Bizim gibi ya hep ya hiç.


Seninle yürüyorduk... Uzak bir yerdeydik. Saatler tepetaklaktı.
Uyuyacağımıza uyanıktık. Uyanacağımıza uyuyorduk. Fark etmiyordu.
Bir yere yetişmiyorduk. Güneşi takip etmesek oluyordu.
Hep takip ediyorduk da ne oluyordu değil mi?
İnsan bazen rutinlerini kırmalı, hep yaptığı şeyleri yapmamalı demiyor mu bütün ‘insan yardımcısı’ kitaplar?..
Seninle yürümek başkasıyla yürümeye benzemiyordu.
Seni durup durup öpebiliyordum. Ya da seninle yürürken durabiliyorduk bir anda.
Sarılıyorduk. Garip olmuyordu.
Gelen geçenler aşk nedir biliyordu. Ancak çok katılaşmış ruhlar unutmuş olur aşkı.

Seni o tuhaf otelin lobisine kahvaltı etmeye götürüyordum.
Bir şeyi tutturduğumda nasıl olduğumu bilirsin. Saatin çok erken olması, o rock star dolu otelde herkesin uyuyor olması ihtimali önemli değildi.
Hem sen oranın bahçesini seviyordun. Ama gittiğimizde bahçesi kapalı olacaktı.
Biz seninle bunları düşünmeden güneşli bir kaldırımda yürüyorduk.
Nereye gittiğimizin hiç önemi olmayan yürüyüşlerden. Ama tabii ben bir kadındım.
Kadınlar hep gidecekleri yerleri düşünürler.
Mağazaların vitrinlerine yansıyorduk seninle yürürken.
Sabahın bu köründe kapalı olan mağazaların.
Bir mağazam olsa satılan şeyleri insanlara giydirir, önünden yürütür, cama da videosunu koyardım.
Bu fikri sana söylesem mi diye düşündüm. Söylemedim değil mi? Nasıl sence?
Senin sevdiğin ve girer girmez karşına çıkan tezgahında iki saat geçirdiğin o güzel isimli kitapçının önünden geçiyorduk. O solda kaldı, başımı sağa çevirdim.
Tupturuncu bir kazak giymiş siyah bir adam, neşeyle kahve içerek laptop’una bir şeyler yazıyordu.
Neşeyle kısmı kazağından kaynaklanıyordu.
“Sabahın köründe bu rengi seçen biri mutsuz olamaz” dedim sana.
Sen “Fotoğrafını çek bence” dedin.
Aslında adamın yanına gidip “Bu saatte bu rengi seçtiğiniz için sizi tebrik etmek istedim” demek geliyordu içimden ama içimizden gelenlerin ne kadarını yapabiliyoruz değil mi?
Ben adamın sırtının fotoğrafını çektim, sen karşıya ‘Kitap Çorbası’ isimli kitapçıya girdin. Ben de peşinden.
Hayatta en sevdiğim şey peşinden gelmek.Sonra aldığımız kitaplarla otele geldik.
İkimiz de yanımızda kitap olunca kendimizi tamamlanmış hissediyoruz.
İnsan olmamızın boşluğunu dolduracak o cümleyi, hiçliği bize unutturacak o lafı arıyoruz deliler gibi.
Kitaplar olmasa, hiçbir sorusu cevaplanmamış boş sınav kağıtları gibi sıfır alıp, arafta kalmaktan korkuyoruz.
Otelde bir adam, elektrik süpürgesiyle lobiyi temizliyor. Kimse yok. Bütün rock starlar uykuda.
Gece olanları süpürmek ister gibi, loş lobiyi iyice süpürüyor adam.
Ses, “Gidin buradan temizleniyorum” diyen bir odanın sesi!
Ama biz buraya yürüyenler, bahçe kapalı olmasına rağmen kahvaltısını orada edecek olanlarız. Oturuyoruz. Kahvaltı var mı? Var.
O lobi evimin salonuymuş gibi rahat geziniyorum.
Demek başkaları olmayınca insan kendine sınır çizmiyor. Madem burada şu an bir tek biz varız, o halde burası bizim.
Seni ısrarla bu boş lobiye getirmemi anlamsız buluyorsun belki ama biliyorsun beni, ben bu sabah buraya gelmek istedim seninle ve gelmem lazımdı.
Gelmen lazımdı.
Ne önemi var boş lobilerin, sana güzel bir şarkı çalacağım bak bayılacaksın.
Dur resepsiyona gidip wifi şifresini öğreneyim...
Koşarak lobiden geçip sana geliyorum.
Yine çok önemli olmayan bir şey çok önemliymiş gibi bir heyecana kapıldığım için koştum pardon.
Sana hemen söylemem gereken bir şey var.
Buranın wifi şifresi ne biliyor musun?
All or nothing. (Ya hep ya hiç.) Bize benziyor.


                                                                                                     Nil Karaibrahimgil 

8 Kasım 2013 Cuma

Dikkat mıç mıç bir yazı

Off şu an duygu seli, sevgi pıtırcığı gibi garip duyguları yaşıyorum kendi kendime. İğrenç ama kendi çapımda sevimliyim .
Sabahın köründe kalkıp Hasan'ın bana yolladığı ilk asker mektubunu okudum tekrar sonra fotoğrafını çekip instagrama koydum yeni mektup istiyorum diye. Aynı saatlerde benim yaptığımdan habersiz Hasan'ın bana mektup atması :'). Telepatik olarak anlaştığımıza dair arada böyle şeyler oluyordu ama şuan bunun olması evde kendi çapımda bir duygu seli, bayram havası yarattı.

Bu yazı fazlasıyla mıçmıç, aşk yüklü ve iğrenç gelebilir belki başka zaman olsa bana da gelirdi ve asla yazmayabilirdim ama şu dönemde psikoloji ve sevgisel durumlar tamamen farklı oluyor.

Son 82 gün daha böyleyim ardından düzelirim :)

Haklarınızı Bilin !


7 Kasım 2013 Perşembe

Beynimi resetlemem lazım

Kısa süre içinde şehirler arası git gel yapınca karman çorman oluyorum. Bugün yine yolda yürürken durup bir an neredeyim diye düşündüm. Aynı anda iki şehirde yaşamak aslında o kadar da güzel olmuyormuş bir süre sonra. Her anlamda ikiye bölünmüş durumdayım. Ve fazlasıyla yoruldum. İzmir'i çok sevsem de bir an önce mezun olup gerçek şehrime dönmek istiyorum. Ailem, kedim, arkadaşlarımla aynı şehir sınırları içinde olmaya ihtiyacım var. Bazen yalnız hissediyorum bazende insanlar fazla geliyor çekemiyorum. Şu duygu yorgunluğundan kurtulduğumda her şey daha güzel olacak.

Son 88 gün. Haftaya şehirleri saymaya başlayacağız.

ve ben tabi ki gribim.

3 Kasım 2013 Pazar

dünyanın tüm oksijenine ihtiyacım var

Neredeyse 1 aylık uzun bir sessizlikten sonra yine yeniden buradayım.
Her şeyin üst üste geldiği karmaşık,yıpratıcı, mutsuz ekim bitti. Kasım ayı güzel geçecek yeter ki 2013 bir bitsin. Bitkin bir ruh ve bedenle İzmir'deyim. Her şey düzene girmeye güzel şeyler olmaya başladı da yüzümüz güldü neyse ki.
İlk kez okula gitmek için bu kadar istekliyim. Özlediğim, ihtiyacım olan insanlar ver.
Bir askere yürek dayanmazken şimdi Orhun da askere gidiyor. Bir bünyeye 2 asker fazla geliyor. Manevi desteğim gidiyor. Yarın Orhun'un arkasından çeşmeleri açacağım Balçova'yı sel alacak.
Bundan sonrasına psikolojime iyi gelecek vitaminlerle devam edeceğim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...